@nikonturk / İnstagram

Mobil olarak paylaştığınız fotoğraflarınız instagramda bulunan @Nikonturk profilimizi etiketliyerek veya #Nikonturk etiketini kullanarak yüklediğiniz fotoğrafları paylaşıyoruz

  • Kütüphane

    Nikontürk yönetimi ve kullanıcıları tarafından hazırlanmış fotoğraf adına makale ve bilgi deposu.. Sizlerde tüm üyelerimize katkısı olacağını düşündüğünüz yazılarını yazabilirsiniz bizlerde onaylayarak yayınlayalım...

    Sebahattin Demir
    Nikon D850'nin Canlı görünümü (Live View), her zamankinden daha hassas bir odaklama için yeni bir Pinpoint AF Alan modu sunuyor. 
     

     
    Kısa ipuçları adı altında yeni bir yazı dizisine başladım. Bu kapsamdaki ilk yazımı Pinpoint AF otofokus moduna ayırdım. Pinpoint AF, Nikon D850'de eklenen yeni bir Canlı Görünüm (Live View) AF Alan Modu. Bu mod Normal Alan AF'ye benzer, ancak daha hassas bir alan veya ayrıntıya odaklanabilmeniz için daha küçük bir odak noktasından yararlanmanızı sağlar.
    Pinpoint AF
    Fotoğraf makinesi tam olarak istenilen noktaya odaklanır. Böylece çok daha küçük bir alanda ve çok daha hassas netleme yapma olanağı bulursunuz.
     
    Bu da özellikle makro çekimlerinde inanılmaz yardımcı olur. Bu yöntemle çekmeyi öğrenince artık bu yöntemin en sık kullandığınız yöntem olacak. Deneyin hak vereceksiniz.
     

    Normal Alan AF
    Geniş netleme alanı, kameranın amaçlanan noktaya odaklanmamasıyla sonuçlanabilir. Çünkü Normal Alan AF modunda kameranızın AF Sistemi, gördüğünüz yeşil kare içerisindeki birden fazla AF algılayıcısı ile çalışır. Bu algılayıcılar kontrastı en yüksek olan bölgeye öncelik vereceklerdir. Bu da bazı durumlarda tam istediğiniz alanın net olmamasına neden olabilir.
     

     
    Pinpoint AF noktasını kullanarak fotoğraf çekmek için aşağıdaki adımları izleyin.
     
    Hatırlatma:
    Devam etmeden önce, kameranızı bir üçayak üzerine monte etmenizi ve
    Tek Servo otomatik netlemeyi yani AF-S modunu seçmenizi öneririm.
    1. Canlı Görüntü moduna geçin
    Pinpoint AF yalnızca Canlı Görüntüde (Live View) kullanılabilir.
    Canlı görüntüyü başlatmak için yandaki şekilde görünen, kameranızın arka tarafında, size bakan yüzündekidüğmesine basın. LCD ekranda sahnenizin görüntüsü belirecektir.
     

     
    2. Pinpoint AF modunu seçin
    AF modu düğmesine basılı tutarak, ekranaAF noktası gelene kadar alt komut düğmesini aynı anda çevirin.
     
          
    3. Netleme noktasını belirleyin
    Netleme noktasını konumlandırmak için çoklu seçiciyi veya dokunmatik kontrolleri kullanın. Netleme noktasını çerçevenin ortasına döndürmek için çoklu seçicinin ortasına basın.

     

    4. Yakınlaştırın (Zoom in)
    Daha fazla ve daha net doğruluk amacıyla ekranda seçilen netleme noktasını büyütmek için kameranızın arka kısmında, size bakan yüzünde sol taraftaki düğmesine basın.
     

    5. Fotoğrafı çekin
    Çok hassas bir alanda fotoğraf çekeceğinizden, kameranın titremesinden kaynaklanan bulanıklığı önlemek için SnapBridge uygulamasını veya isteğinize bağlı olarak kablosuz uzaktan kumanda ya da Pozlama gecikme modu özelliklerini kullanmanızı öneririm.
    Dokunmatik kontrol
    Odak noktasını belirleme işlemini LCD ekran üzerinden dokunmatik yaparsanız, varsayılan ayarlarda parmağınızı ekrana her dokunduğunuzda ve kaldırdığınızda "dokunmatik deklanşörün" devreye gireceğini ve fotoğrafın çekileceğini unutmayın. Bu canınızı sıkabilir, henüz tam olarak nereye netlemeniz gerektiğine karar verememiş olabilirsiniz. Bu durumda en iyi çözüm, dokunmatik deklanşör özelliğini kapatmaktır; bunun için ekrandaki   simgesine dokunun.
     

     
    Kaynak: Arthenos.com
    Yazının adresi: Nikon D850 İpuçları: Canlı Görünüm Pinpoint AF
     
    Grafik şekiller Nikon sitesinden alınmıştır.
    Sebahattin Demir
    Kendi çapımda yaptığım kapsamlı testlere dayanarak Nikon D850'nin, fotoğraf kalitesini artırabilecek çok sağlam ve etkileyici bir araç olduğunu söyleyebilirim. Nikon D850, şüphesiz Nikon'un teknolojik anlamda şimdiye kadarki en gelişmiş fotoğraf makinesi.
     
    Nikon D850 özellikleri özet olarak bakmak gerekirse;
     
    Nikon D850 Dijital SLR fotoğraf makinesi, ISO 64'te aşırı ayrıntı ve mükemmel dinamik aralığı yakalayabilen 45.7 MP tam kare (FF) BSI CMOS sensörüyle manzara, mimari ve stüdyo fotoğrafçılığı ihtiyaçları için bir rüya fotoğraf makinesi. Efsane Nikon D5 modelinde de bulunan;
    15 tanesi f/8'e duyarlı toplam 99 adet çapraz odak noktası ile üst düzey AF sistemi, - 4 EV AF hassasiyeti, 181.000 piksel gelişmiş RGB ölçüm sistemi, MB-D18 Pil tutacağı (battery grip) ile 9 fps'ye kadar çıkabilen, kendi orijinal pili ile 7 fps'lik sürekli çekim hızı, Hızlı EXPEED 5 işlemci gibi öncü özellikleri Nikon D850'yi hareketi fotoğraflamak, spor ve yaban hayatı fotoğrafçılığı için oldukça cazip hale getiriyor.
     
    Videograflar bu makine ile HDMI üzerinden 4: 2: 2 sıkıştırılmamış video, yavaş çekimli video, 4K ve 8K zaman aşımı kaydı ve diğer tüm videoya bağlı özellikler ile 4K tam çerçeve video kaydetmeyi sevecekler.
     
    Ve son olarak, Odak istifleme (Focus stacking), eğilebilir dokunmatik LCD ekran, aydınlatmalı düğmeler, dahili Wi-Fi ve Bluetooth, hava koşullarına karşı korumalı gövde ve çift kart yuvaları gibi tüm ilave özellikler, Nikon'un D850'yi yapmak için cephaneliğindeki her şeyi kullandığını gösteriyor. D850 çok yönlü bir kamera. Nikon, D850'yi piyasadaki en yetenekli kamera haline getirmek için ilk kez iki kamera hattını bir araya getirmiş.
    Algılayıcı Teknolojisi
    D850 üzerindeki sensör sadece çözünürlükteki 36.3 MP'den 45.7 MP'e bir artış açısından değil aynı zamanda algılayıcı teknolojisi açısından da tamamen farklı. Nikon D850'nin ilk arka-aydınlatmalı BSI CMOS sensörü ile geçmişte gördüğümüz geleneksel CMOS sensörlere kıyasla muhteşem bir görüntü kalitesi yakaladı. Nikon geçmişte sıkça yaptığı, Sony tarafından geliştirilen bir sensöre başvurmak yerine Nikon D3 ve D700 model kameralarında D850 sensörünü kendi başına tasarladı ve farklı bir üretici tarafından üretilmesine karar verdi. Salt çözünürlük söz konusu olduğunda bu büyük bir gelişme değil elbet, toplam çözünürlükte kabaca %25'lik bir artış ve doğrusal çözünürlükte yalnızca %12'lik bir artış anlamına geliyor. Fakat, daha büyük baskılar elde etmek ve eyleme daha yakın olmak isteyenler için ekstra kırpma seçeneklerine izin vermesi nedeniyle çözünürlükte anlamlı bir artış demektir.
     

     
    Nikon, D810'da olduğu gibi "Baz ISO değerini" 64 ISO'da aynı seviyede tutarak mükemmel dinamik aralık sağladı. Aynı zamanda ISO aralığı 64-12,800'den 64-25,600'e yükseltildi ve ISO hassasiyeti 102,400'e kadar yükseldi. Nikon, bu sensör iyileştirmelerine ek olarak D810'da daha önce gördüğümüz sRAW seçeneğine bir seçenek daha ekledi ve D850'de bir mRAW seçeneği de getirdi.
    AF Sistemi
    Nikon, D850 gövdeye, D5 / D500 kameralarında olan 99'u çapraz olmak üzere toplam 153 odak noktası ile mükemmel Multi-CAM 20K AF sistemi teknolojisini getirdi, en son nesil EXPEED 5 işlemciyle birlikte bu iki sistemin birleşimi çok üstün bir AF performansı sağladı. Kameranın ortasındaki 15 odak noktası maksimum f/8 diyaframa duyarlı, bu da maksimum Diyafram açıklığı f/4 olan bir objektifle 2x tele-dönüştürü kullanabileceğiniz anlamına gelir, 2x tele-dönüştürücü diyaframdan 2 durak kaybı yaratır ve maksimum f/8 diyafram verir. Bu durumda bile yine de kolaylıkla hedefine odaklanabilen kamera -4 EV'ye kadar hassasiyet ile aşırı derecede düşük ışık koşullarında bile AF sisteminin başarıyla çalışmasına olanak tanır. Nikon D810'un -2 EV'ye kadar hassas olduğu unutulmamalı, bu nedenle D850'de önceki modele göre iki durak gibi çok önemli bir iyileşme sağlandı.
     
    Buna ek olarak, kameranın ortasındaki 15 çapraz tip odak noktaları dışındaki dış odak noktaları bile -3 EV'de çalışabiliyor ve bu da Nikon D810'un çerçevenin ortasında yapabileceğinden bile daha iyi!
    AF Sistemi: Düşük Işık Performansı
    Düşük ışık performansı denildiğinde Nikon D850 AF performansı şüphesiz piyasadaki en iyi kameralardan biri. -4 EV düşük ışık hassasiyeti sayesinde kamera, Nikon D810'un yapamadığı karanlık ortamlarda dahi neredeyse her koşulda netleme yapabiliyor. Düşük ışıklı ortamlarda özellikle portre ve düğün fotoğrafları çekimi yapan birçok fotoğrafçı için bu çok önemli, loş ışıklı odalarda, dans pistleri ve resepsiyon alanlarında kameraların odaklama yetenekleri otofokus kullanan profesyoneller için çok önemli. Nikon D850'yi hem asal (prime) hem de zumlu lenslerle birçok koşulda test etme imkanım oldu ve D850'nin düşük ışıktaki AF performansının şimdiye kadar kullandığım üst seviye tüm Nikon DSLR'lerden gerçekten çok üstün olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim, tıpkı merkezi odak noktasında da düşük ışık hassasiyeti olan Nikon D500 ve D5 gibi DSLR'ler gibi.
    Çekim Hızı (FPS) ve Tampon Bellek
    Nikon D850, 7 fps'lik sürekli çekim hızı yapabiliyor ve MB-D18 pil tutacağı ve daha büyük bir D5 pili ile 9 fps'e kadar çekim hızlarına ulaşabiliyor. 45.7 megapiksel ile fotoğraf çekebilen bir kamera için çok iyi bir hız! Çoğu fotoğrafçı için 7 fps veya daha azı yeterliyken, spor ve vahşi yaşam fotoğrafçıları, hızlı eylem çekerken kesinlikle önemli olan ekstra 2 fps'yi elde etmek için MB-D18 pil tutacağına ve daha büyük bir pil kapasitesine yatırım yapmak isteyebilirler.
     
    Burada sorulması gereken soru şudur: Nikon D850, hareketli nesneleri çekmek ve bu amaçla kullanılabilir bir kamera olması için yeterli miktarda görüntü barındırabilir mi? Aşağıdaki arabellek karşılaştırma tablosuna bir göz atalım ve D850'nin öncekilerle karşılaştırıldığında nereye oturduğunu görelim:
     
    DSLR Image Type FX Size DX Size FX Buffer DX Buffer Nikon D850 NEF (RAW), Kayıpsız sıkıştırılmış, 12-bit 41.5 MB 19.4 MB 170 200 Nikon D810 NEF (RAW), Kayıpsız sıkıştırılmış, 12-bit 31.9 MB 14.6 MB 47 100 Nikon D800 / D800E NEF (RAW), Kayıpsız sıkıştırılmış, 12-bit 32.4 MB 14.9 MB 21 38 Nikon D850 NEF (RAW), Kayıpsız sıkıştırılmış, 14-bit 51.5 MB 23.9 MB 51 200 Nikon D810 NEF (RAW), Kayıpsız sıkıştırılmış, 14-bit 40.7 MB 18.3 MB 28 97 Nikon D800 / D800E NEF (RAW), Kayıpsız sıkıştırılmış, 14-bit 41.3 MB 18.6 MB 17 29 Nikon D850 NEF (RAW), Sıkıştırılmış, 12-bit 34.2 MB 15.9 MB 200 200 Nikon D810 NEF (RAW), Sıkıştırılmış, 12-bit 29.2 MB 13.3 MB 58 100 Nikon D800 / D800E NEF (RAW), Sıkıştırılmış, 12-bit 29.0 MB 13.2 MB 25 54 Nikon D850 NEF (RAW), Sıkıştırılmış, 14-bit 43.8 MB 19.8 MB 74 200 Nikon D810 NEF (RAW), Sıkıştırılmış, 14-bit 36.3 MB 16.4 MB 35 100 Nikon D800 / D800E NEF (RAW), Sıkıştırılmış, 14-bit 35.9 MB 16.2 MB 20 41 Nikon D850 NEF (RAW), Sıkıştırılmamış, 12-bit 70.3 MB 30.8 MB 55 200 Nikon D810 NEF (RAW), Sıkıştırılmamış, 12-bit 55.9 MB 24.4 MB 34 78 Nikon D800 / D800E NEF (RAW), Sıkıştırılmamış, 12-bit 57.0 MB 25.0 MB 18 30 Nikon D850 NEF (RAW), Sıkıştırılmamış, 14-bit 92.0 MB 40.2 MB 29 200 Nikon D810 NEF (RAW), Sıkıştırılmamış, 14-bit 73.2 MB 31.8 MB 23 46 Nikon D800 / D800E NEF (RAW), Sıkıştırılmamış, 14-bit 74.4 MB 32.5 MB 16 25 Nikon D850 JPEG Fine (Büyük) 22.0 MB 10.1 MB 200 200 Nikon D810 JPEG Fine (Büyük) 18.1 MB 8.6 MB 100 100 Nikon D800 / D800E JPEG Fine (Büyük) 16.3 MB 8.0 MB 100 100  
    Yukarıdaki tablodan da görülebileceği gibi Nikon, özellikle D800 / D800E DSLR'lere kıyasla D850'nin tampon kapasitesini önemli ölçüde artırmış. Hangi görüntü türünü seçerseniz seçin, D850, Nikon'un yukarıdaki sayıları üretmek için kullandığı Sony 64GB G Serisi XQD gibi hızlı XQD bellek kartlarını kullanmanız koşuluyla, maksimum fps'de çok daha fazla görüntü çekebilir durumdadır. Bu aynı zamanda gelecekte daha hızlı XQD kartları kullanırsanız, daha fazla adette fotoğrafı sürekli olarak çekebileceksiniz anlamına gelir!
    Ergonomi ve LCD özellikleri
     
    Nikon D850'yi ergonomik olarak yeniden tasarladı ve D810 yerine D500'e benzetti. Kamera dahili flaş içermiyor. Buna ek olarak, vizörün büyüklüğü dramatik bir artış gösterdi - D810'da 0.70x'ten D850'de 0.75x'e yükseldi. Nikon, LCD ekran boyutunu 3.2 inç ile aynı tutarken, LCD özelliklerini tamamen değiştirdi. LCD ekranın çözünürlüğü 2,359 milyon nokta ile neredeyse iki katına çıktı ve sonunda ben de dahil pek çok fotoğrafçının D8x0 serisi kameralarda görmek için beklediği, eğilebilir, dokunmatik LCD ekranı getirdi. Nikon D500 gibi D850 de düşük ışık koşullarında çekim yaparken tüm kamera tuşlarını daha kolay görülebilmesi için düğme aydınlatmasını gertirdi. Bu incelemenin sonraki sayılarında diğer kozmetik ve düğme değişiklikleri üzerinde duracağız.
     
     
    Batarya ömrü
    Nikon D850 artık daha verimli bir EN-EL15a pil ile kamera pil ömrünü 1,840 çekime kadar uzatıyor; D800 / D800E ve D810'da 900 çekim limitlerinde olan sayı 1,200 çekim sınırına yükseldi, bu da çok önemli bir yükseltme oldu. Güzel olan şey daha önce D800 ve D810'da kullanılan EN-EL15 pillerin D850'de de şarj cihazlarıyla birlikte kullanılabilmesi, ancak bu durumda yukarıda belirttiğim kadar fazla çekim yapılamayacaktır.
     
    Nikon D850 makinem elime geldikten sonra, insan, manzara ve vahşi yaşamı fotoğraflamak için bir dizi test çekimleri yaptım. Elbette her yönüyle mükemmel bir kamera değil ve bazı eksiklikleri de yok değil. Örneğin,
    Nikon'un daha iyi Canlı Önizleme deneyimi için sensör Faz Algılama AF sistemini daha çok geliştirmesini bekliyorum. Yalnızca yatayda değil dikey yönlerde de hareket edebilen çok yönlü bir LCD ekran çok yardımcı olurdu. Sahada çekim yaparken Hiperfokal mesafe sorunlarını ortadan kaldırmak için herkes için uygun bir Bölünmüş Ekran Zum uygulaması menü bankası sisteminde sabit ve düzgün bir şekilde uygulanırsa güzel olurdu. ....  
    Bunlar bazılarına kıyasla basit talepler. Daha ileri gidersek;
    Gövde üzerinde Görüntü sabitleme sistemi, Piksel ötelemeli çekim, Elektronik Vizör, vb.  
    Bunlar aynasız kameralarda bugün gördüğümüz özellikler, bunlardan fazla daha bir çok özellik var. Bütün bunlar, bir fotoğraf düşkünü olarak gelecekteki Nikon fotoğraf makinelerinde görmek istediğim bir takım iyileştirme alanlarının hala çok fazla olduğunu gösteriyor.
     
    Tüm bunlara rağmen, Nikon D850 beklentileri aşan, piyasadaki en iyi kameralar arasında yerini almış çok dengeli bir kamera.
     
    Nikon D850 ile ilgili yazılarım yeni başlıyor, çok özel alanlarda, uygulamalı olarak hazırlayacağım projelerim var. Bunları bitirdikçe sizlerle paylaşacağım.
     
    Şimdilik D850 yazılarım için aşağıdakilere göz atabilirsiniz;
     
    Nikon D850 Detaylı İnceleme Nikon D850 Gövde Yapısı ve Ergonomi Nikon D850 Görüntü Sensörü Nikon D850 AF Performansı ve Lens Seçimi Nikon D850 Ayarları Nikon D850 Genel Özellikleri  
    Işığınız bol olsun.
     
    Kaynak: Arthenos.com
     
    Sebahattin Demir
    Profesyonel fotoğrafçılar veya benim gibi fotoğraf gönüllüleri bellek kartlarına çok fazla güveniyoruz, onlar kameralarımız tarafından çekilen görüntüleri saklıyorlar ve bu görüntüleri bilgisayarlarımıza / ana sunucuya aktarmak için onları kullanıyoruz. Çoğu profesyonelin sahada ikinci veya üçüncü yedekleri bulunuyor.
     
    Hafıza kartlarının bir fotoğraf iş akışındaki rolü asla göz ardı edilmemelidir. Başarısız bir bellek kartı bir çok sorun ve sıkıntıya yol açmakla kalmaz, aynı zamanda özellikle işin profesyoneli fotoğrafçılar ile ticari müşterileri arasında daha büyük sorunlar yaratabilir. Bu yazımda, hem bir fotoğraf gönüllüsü olarak hem de bir Bilgi Teknolojileri profesyoneli olarak uzun yıllara dayanan deneyimlerimle bellek kartı seçimi, nasıl kullanılacağı ve bu kartların bakımının ve saklanmasının nasıl yapılacağına ilişkin bazı öneriler paylaşacağım.
     
    Bunu yıllar önce bizzat yaşamış biri olarak söylüyorum;
    Hayır, yanlış düşündünüz, ben bu olayda fotoğrafçı değil, evlenendim. Ticari bir fotoğraf çekimini maliyetleri yüksek olsa da yeniden yapabilirsiniz, ama bir düğünü yeniden çekmeniz imkansızdır. Bu nedenle bir hafıza kartının sadece basit bir depolama aksesuarı olmadığını anlamak önemlidir ve güvenilir bir depolama aracı olarak rolünü asla gözden kaçırmamak gerekir. Ne yazık ki bellek kartlarının nasıl kullanılacağına dair internette çok fazla çelişkili bilgi var. Bu da ne yazık ki hafıza kartlarının yanlış anlaşılmasına ve yanlış kullanılmasına yol açıyor. Standart birtakım tavsiyelerin yanı sıra, bu tür konuların da üzerinden geçerek hepsini ayrıntılı olarak inceleyelim.
    Güvenilir markaların bellek kartlarını satın alın
    Bellek kartlarını yetkili satıcılardan satın alın
    Kullanılmış veya yenilenmiş bellek kartı satın almayın
    Bellek kartının özelliklerine dikkat edin
    Büyük kapasiteli bellek kartları satın almayın
    İki bellek kartı yuvalı bir kamera kullanıyorsanız ve bunları "birinci kart dolduğunda ikinciye yazmaya başla" şeklinde ayarladıysanız, bir görüntüyü silme işlemini kameranızdan yapmayın! Tekrar ediyorum, sakın yapmayın! Bu ayarda çekim yaparken ve görüntüleri kameranızdan silerken hangi bellek kartının hangi fotoğrafları içerdiğini asla bilemezsiniz. Kameranız yeni görüntüleri otomatik olarak önce ilk kartınızdaki boş bulduğu bir alana yerleştirecektir.
    Hızlı ve güvenilir bir bellek kartı okuyucusu edinin
    Bellek kartlarını biçimlendirme
    Kamera pillerini şarj edin!
    Bu nasıl bir başlık diyorsunuzdur, elbette fotoğraf makinesinin pillerinin şarj edilmesi gerektiğini herkes bilecektir. Ancak bazılarımız piller tamamen bitene kadar kameralarımızın sınırlarını zorlarız, yalan mı? Siz böyle yapmayın! Neden mi? Tecrübe desem?
    Bellek kartlarını güvenli bir şekilde çıkarın
    Statik elektriklenmelerden kaçının
    Bellek kartı arızalanırsa bu kartla çekimi durdurun
    Bellek kartlarınızı doğrudan güneş ışığından ve nemden koruyun
    Bellek kartlarını yedeklemek için kullanın
    Hafıza kartında biraz yer bırakma efsanesi
    Birkaç yılda bir bellek kartlarını değiştirin
    Daha fazla detay bilgi için; Bellek kartı seçimi, uygun kullanımı ve saklanması
    Kaynak: Arthenos.com 
    Sebahattin Demir
    Bu yazımızda farklı bir teknikten bahsedeceğiz; "Sağa dayalı pozlama" tekniği. Bu teknik dijital fotoğrafçılıkla uğraşanları kutuplaştıran tartışmalı bir konu. Bu tekniğin kullanımını destekleyen ve desteklemeyen çok insana rastlayabilirsiniz. Tartışmalı olduğu kadar yararlı bir fotoğrafçılık yaklaşımını da beraberinde getiriyor. Sağa dayalı pozlama tekniği yanlış kullanıldığında pozlamanızı mahvedebilir, ama dijital pozlamanın özetidir, doğru kullanıldığında fotoğraflarınızda gölgelerde mümkün olduğunca çok ayrıntıya sahip olursunuz ve bilgi kaybı yaşamazsınız.
     
    Bu makalenin yeni başlayanlar için olmadığını belirtmeliyim. Pozlamanın temellerine tam olarak vakıf değilseniz bu yazı kafanızı daha da karıştırabilir. Ama temelleri zaten biliyorsanız ve yüksek kalitede görüntüleri elde etmek istiyorsanız bu teknik size çok fayda sağlayacaktır, ilkelerine göz atıp kullanıp kullanmamaya kendiniz karar vereceksiniz. Manzara fotoğrafları çekerken düzenli olarak kullandığım bir teknik olduğu için bu yazımda elimden geldiğince arkasındaki mantığı paylaşmayı ve sağlayacağı faydaları örnekleriyle göstermeyi amaçladım.
    Sağa dayalı pozlama tekniğine genel bakış
    "Sağa dayalı pozlama"nın temeli aslında basittir ve fotoğrafa ilişkin bir Histogram tanımlar. Tipik olarak iyi pozlanmış bir çekim için histogramda tonların dengeli bir şekilde yayılmasını, ortada zirveye çıkmasını ve kenarlarda sivrilerek kaybolmasını hedeflememiz öğretilir, değil mi? "Sağa dayalı pozlama" ise histogramın tepe noktasını mümkün olduğunca sağ tarafa doğru itmek yani herhangi bir vurguyu kırpmadan görüntüyü aşırı pozlamaktır. Ortaya çıkan dosya doğru pozlamaya getirmek için işlendiğinde, ton kalitesi hakkında daha fazla bilgi, gölge alanlarında daha az gürültü içerecek ve görüntü kalitesini en üst düzeye çıkaracaktır, daha zengin renkler ve daha geniş dinamik aralık sunacaktır. Bu teknik kullanılarak çekilen görüntüler işlem uygularken daha esnek ve yumuşaktır, hayal ettiğiniz fotoğrafın üretilmesini kolaylaştırır.
     

     
    Soldaki histogram bir fotoğraf için doğru pozlamayı temsil etmektedir, yani bu fotoğraf sahnesindeki her unsur istenilen parlaklık seviyesinde demektir. Hiçbir gölge ve parlak alan patlamış değildir.
     
    Sağdaki histogram "Sağa dayalı pozlama" tekniği ile çekilmiştir, soldaki histogramla uyuşacak şekilde koyulaştırılabilir ve tüm sahnedeki en parlak noktaların hiçbiri aşırı beyaz (patlamış) değildir.
     
    Bu nedenle, sağdaki histogram soldakinden daha fazla ayrıntı içerir.
    F-duraklar logaritmiktir, her durak bir önceki ışığın yarısını kaydeder.
    Çoğu dijital kamerada bulunan CCD veya CMOS algılayıcıları (sensörleri) ele alalım; Tipik DSLR algılayıcıları yedi durak dinamik aralığı yakalayabilir ve her "Kırmızı/Yeşil/Mavi" kanalda 4096 tonluk seviye kaydedebilen 12 bit (bazılarında 14 bit) ham görüntü yani RAW dosyaları üretebilir. Böyle çok sayıda ton kaydetme yeteneği sonuçta fotoğraftaki tonlar arasındaki yumuşak geçişleri garanti etmelidir, ama bunu başarmak o kadar basit bir iş değildir.
    Sensör aralığındaki yedi durağın her birinin aşağıdaki şekildeki gibi dinamik aralık boyunca aynı, yani eşit aralıklardaki tonlamaları kaydedebileceğini mi düşünüyorsunuz?

     
    Yanılıyorsunuz. F-duraklar logaritmiktir, her durak bir önceki ışığın yarısını kaydeder. Bu da pratik olarak; en parlak durağın mümkün ton sayısının yarısını (yani 2048), ikinci durak onun yarısını (yani 1024) ... yedinci durakta ise sadece 32 ton seviyesini kayıt ettiği anlamına gelir. Bu nedenle bir görüntüyü az bir ton seviyesinde kaydederseniz ve sonra işleme sırasında pozlamayı düzeltirseniz, daha koyu bölgelerdeki ton geçişleri de bir o kadar detaydan yoksun olur ve görüntü kalitesini düşürme riski bir o kadar yükselir. Histogramı sağa iterek görüntüyü aşırı pozlarsanız, işleme sırasında pozu düzeltirken çok daha iyi ton kalitesi elde edersiniz.
    Aşağıdaki diyagram bu durakların kayıt edilebileceği gerçek ton seviyelerini gösteriyor, her durağın yakaladığı ton seviyelerinin sayısına göre boyutlandırılmıştır ve her durak bir öncekinin yarısı kadar ışığı kaydetmektedir. Gördüğünüz gibi daha parlak duraklarla yakalanan ton seviyelerinin sayısı dinamik aralığın alt ucundaki duraklara kıyasla daha fazladır (sağdan sola).
     

     
    Kaydedilen tonal bilgi miktarındaki farkı somut olarak göstermek için aynı sahnenin iki görüntüsünü almanız gerekir; biri az pozlanmış diğeri aşırı pozlanmış olsun. Her iki fotoğrafın dosya boyutlarını karşılaştırabilirsiniz. Aşırı pozlanmış ham dosyanın boyutu daha fazla veri içerdiği için az pozlanmış çekimden daha büyük olacaktır:
    İmaj kalite karşılaştırması
    Elbette, "Sağa dayalı pozlama" yalnızca bir sahnede belirgin etkiler varsa yararlıdır.
     
    Blogumun birçok yerinde sıklıkla belirtmiş olduğum gibi doğa ve mimari fotoğrafları çekmekten büyük zevk alıyorum. Ben çektiğim fotoğrafları büyük baskılar halinde alıp, ofisimin, evimin duvarlarına asmayı seviyorum. O nedenle benim için fotoğraftaki detay önemlidir, çünkü bilgisayarımın ekranında veya LCD mönitörümde göremediğim küçük hatalar, büyük baskılarda bariz görünür olacaktır.
     
    Yine de, bilgisayar ekranından bile baksanız yukarıdaki iki poz arasında net farklar var. Büyük baskı alan detaycı fotoğrafçılar optimum verileri yakalama konusunda titiz davranıyorlar, bu tekniği kullanarak çektikleri görüntüleri iyileştirme yöntemini tercih ediyorlar.
     
    Değişik uygulama örnekleri
    "Sağa dayalı pozlama" tekniğinde histogramda en sağ kısımda çok dikkatli olmalısınız. Bunun tehlikesi, histogramı sağa yaslayayım derken, çok daha ileri gidip yanlışlıkla tamamen beyaza dönük (patlamış/sıfır veri) sonuçlar üretmenizdir (bakınız aşağıdaki şekil). İşleme esnasında histogramın dışına çıkmış, sağında, solunda ya da yukarısında kırpılmış bölgeleri kurtarmak neredeyse imkansızdır. Birçok fotoğrafçıyı bu tekniği kullanmaktan alıkoyan şey yaşadıkları talihsizliklerdir. Doğru teknik ile doğru pozlamayı belirlemenin ve vurguların verisiz kalmasının önüne geçmenin birkaç yolu vardır.
     
    Bunu yapmanın en basit yolu kamerada görüntüyü incelerken fotoğrafın histogramına bakmaktır. Hedefiniz, histogramın sağına çok fazla ilerlemeyen mümkün olan en parlak fotoğrafı çekmek olmalıdır.
     
    Aşadaki gibi bir histogram facia demektir.
     

    Ne yazık ki kameranızın LCD'sinde gördüğünüz histogram göründüğü kadar doğru değildir. Birçok kamera, bir görüntünün RAW histogramını göstermez, bunun yerine RAW dosyalarına uyguladığı işlenmiş JPEG görüntüsünü temel alır. Bu, pozlamanızı ileri ittiğini gösterse de tam doğru yeri göstermeyebilir. RAW ile JPEG farkı ve hangisinin ne zaman tercih edileceğini bilmek bu tekniğin uygulanması konusunda rehberiniz olacaktır.
    Kamera tarafından üretilen histogram tam olarak doğru değilse de, yine de "Sağa dayalı pozlama" konusunda yararlı bir rehber görevi görür. Hatalı histogram sorununu düzeltmek için bazıları hantal da olsa birkaç yol daha vardır, şimdi onlara bir bakalım:
     
    "Sağa dayalı pozlama" Yöntem 1
    "Sağa dayalı pozlama" görüntüsünü amaçlayan uygun bir yöntem, fotoğrafı çekip kameradaki histogramını analiz etmektir. Histogramda hiçbir kısım sağa yaslanmıyorsa pozlamayı artırabilirsiniz. Histogramın sağ tarafı kenara temas ettiğinde yani vurgularınız iyice beyaza dönüp patladığında pozlamayı durdurmalısınız.
     
    Histogram yerine görüntünüzün pozlamasını değerlendirmek için "blinkies" i kullanmak da mümkündür. Bu seçenek etkinleştirildiğinde fotoğrafınızın saf beyaz alanları beyaz ile başka bir renk arasında, genellikle siyah veya kırmızı renkte yanıp sönecektir. Bu özelliğin varlığı fotoğraf makinenizin marka ve modeline bağlıdır.
     
    Patlamış bölgeleri Blinkies ile fark etmek histograma göre daha kolaydır, ancak pozlamanızı değerlendirmek için sınırlı bir yöntemdir, çünkü size sadece bir değer söyler: Beyaz. Yanıp söner, histogramın verdikleriyle aynı değildir. Artı, aynen histogramlarda olduğu gibi, blinkies de RAW dosyasında gömülü olan JPEG'e göre davranır.
    "Sağa dayalı pozlama" Yöntem 2
    Diğer yöntem biraz daha karmaşıktır ve bazı testler yapmanızı gerektirir. Öncelikle pozlama ölçüm modunu "Nokta" (spot) ölçüm olarak değiştirin, ardından sahnenizde ayrıntıyı koruyacak en parlak bölümü bulun. Kameranızı önceden test ederseniz, pozlama telafisi özelliğini kullanabilirsiniz. Örneğin, Nikon D810 kameramla, görüntünün en parlak kısmı için Nokta ölçümün verdiği değer üzerinde en az +2 veya +3 EV pozlama telafisi (artışı) sağlayabilirim.
     
    Bu yöntemi kullanırsanız kameranızdaki doğru histograma güvenmek zorunda kalmazsınız, ancak bu yöntem sahnenizin en parlak bölümüne daha fazla ağırlık verir.
     
    İlk adım, pozometrenin tavsiyesiyle karşılaştırıldığında görüntünüzü ne kadar daha parlak gösterebileceğinizi bulmaktır. Kameranızı "M" Manuel çekim modu ve pozlama ölçümünü de "Nokta" (spot) olarak ayarlayın. Netleme noktasını sahnenin en parlak bölümüne yöneltin ve kameranızın pozometre kısmında "0" görene kadar enstantane değerini ayarlayın ve pozlama bilgilerini kaydedin. Ardından, enstantaneyi +1/3 EV ile +4 EV arasında değiştirip birkaç fotoğraf çekin. Görüntüleri Photoshop, Lightroom veya başka herhangi bir görüntü düzenleyicinizde açın, sonra önceden kaydetmiş olduğunuz spot ölçümlü pozlamayla eşleşecek şekilde "Exposure" (Pozlama) çubuğu ile oynayarak pozlamayı kademe kademe azaltın, koyu renge getirin. Hassas ayrıntıları koruyan en parlak fotoğrafın poz telafisini kontrol edin, benim Nikon D810 kameramda +3 EV olmuştu.
     
    Bulduğunuz değerden -1/3 veya -2/3 EV olan bir pozlama telafisinde karar vermek en iyisidir. Benim durumumda, +3 yerine +2.3 EV pozlama telafisinin ideal olduğunu gördüm.
    Basamaklama (Bracketing)
    Seçtiğiniz yöntem ne olursa olsun, sağa dayalı pozlama için sahnenizi basamaklayarak çekmek iyi bir fikirdir. Bir tanesini standart "sağa dayalı pozlama"nızdan 2/3 durak daha fazla ve bir tanesi 2/3 durak daha az olan en az 2 fotoğraf daha, toplamda 3 fotoğraf çekmenizi öneririm. "Sağa dayalı pozlama" Yöntem 2'yi uygularsanız ("standart" pozlamanınız benimki gibi +2.3 EV olduğunu varsayıyoruz), basamaklamalı fotoğraflarınız +1.7, +2.3 ve +3 EV olacaktır.
     
    Yanlışlıkla histogramda sağa çok fazla yaklaşmanız durumunda normal değerinizden daha düşük bir pozlama değeri elde etmek önemlidir. Öte yandan, +2/3 EV pozlamanızda herhangi bir öne çıkan noktayı değil, standart "sağa dayalı pozlama" yerine bunu kullanabilirsiniz.
     
    Detay için: Sağa Dayalı Pozlama Tekniği; Fotoğraflarda Daha Fazla Detay
    Kaynak: Arthenos.com
    Sebahattin Demir
    Çoğumuz RAW fotoğrafları etkileyen kamera ayarlarını iyi biliriz ya da öyle olduğunu düşünürüz. Ancak, işin derinine inildiğinde bu konunun karmaşıklaştığı görülür. Kameramız hakkında ne kadar bilgi sahibi olursak olalım, RAW fotoğrafları etkileyen kamera ayarları hakkında bazı yanlış anlamalar olması ihtimali yüksektir. "Yüksek ISO gürültü azaltma" kameramızın bir RAW dosyasını kaydetme şeklini değiştirir mi? "Uzun pozlama gürültü azaltma" RAW'u ne kadar etkiler? Renk alanı veya Nikon kullanıcıları için "Aktif D-Lighting"? Bu makalemde, kameramızın RAW dosyalarını etkileyen ve hiç tahmin edemeyeceğiniz bazı kamera ayarlarından bahsedeceğim.
     

     
    RAW dosya formatını yeni öğrenmeye başlıyorsanız, daha da ilerlemeden önce "RAW ile JPEG Farkı, Avantajları ve Dezavantajları" başlıklı makalemi incelemenizde fayda olabilir.
    RAW fotoğrafları etkileyen başlıca kamera ayarları
    Odaklama ve Lens Ayarları
    Diyafram ve Enstantane Hızı
    ISO
    Uzun Pozlama Gürültü Azaltma
    Görüntü Alanı
    Canlı Görünüm ve Vizör
    Aktif D-Lighting
    Resim Kontrol Ayarları
    Yüksek ISO Gürültü Azaltma
    Beyaz Dengesi
    Renk Alanı; AdobeRGB / sRGB
    Sonuç
    RAW verilerini doğrudan etkileyenler:
    Odaklama ve lens ile ilgili ayarlar Obtüratör hızı ve diyafram ISO (birkaç uyarı ile) Uzun pozlama gürültü azaltma Görüntü alanı Fotoğraf makinenizin sayaç okumasını doğrudan etkileyen, ancak RAW verilerini doğrudan etkilemeyenler:
    Canlı görüntü çekimi,  Vizör çekimi Aktif D-Lighting LCD ekranındaki önizlemeyi ve kamera histogramını etkileyen, ancak sayaç okumasını veya RAW verilerini doğrudan etkilemeyenler:
    Renk Kontrol ayarları Yüksek ISO gürültü azaltma Beyaz dengesi AdobeRGB ve sRGB  
    Bu ayarların tam adları, kamera markanıza bağlı olarak farklılık gösterebilir. Bu yazıdaki tüm isimler Nikon'a göre yazılmıştır.
    Diğer markalar için ufak farklılıklar olabilir - örneğin Nikon, Aktif D-Lighting özelliği ile kameranın ölçüm cihazını etkileyen tek üretici olabilir. Şu anda bunu test etmemin herhangi bir yolu yok. En kolayı ve emin yolu: hangi kamerayı kullanırsanız kullanın, RAW fotoğrafları için bu ayarı kapatmanız yeterli.
     
    Daha detaylı bilgi için: Hangi kamera ayarları raw fotoğrafları etkiler?
    Kaynak: Arthenos.com
     
    Saygılar.
    Ali Özgür Yurdatapan
    Benim fotoğraf merakım 2008 yazında başladı. O zaman babamın kompakt Casio exilim 5700 ünü alıp herşeyi çekmeye başladım. Tabi o zamanlar diafram neymiş enstantene neymiş bir haberdim. Baktım bu merak tutkuya dönüşüyor. Birazda özentiden kendime makine almaya karar verdim.
     
    İlk hedefim zoom du. Evet. Hemde öyle mm cinsinden değil ondan da pek bilgim yoktu. 10x ve üzeri zoom yapacak bir makine istiyordum bu da beni slr-like dediğimiz megazoom makinelere yöneltti. Allaha şükür optik zoom ile dijital zoomun farkını biliyordum. Fuji finepix 5700 den araştırmaya başladım. O zamanın popüler makineleri canon S3-S5, Sony H5-H9, fujiler, panasonicler, olympuslar hepsini araştırdım. O zaman lets-go-dijital, dpreview gibi sitelerin varlığını öğrendim. Bu sitelerde bu modelleri karşılaştırdım hep özelik yönünden ve yapılan yorumları okudum. GG yada hepsiburada.com dan belli kıstaslarda arama yapıp bulduğum fiyatı uygun modelleri bu sitelerde kıyaslıyor arama motorlarından yazıp makineler haklarında bilgi topluyordum. 350-400 tl ye kadar bütçe ayırdım kendime.  Sonunda bu bütçeyi aşıp GG den 500 TL ye Sony H9 aldım kendime.
     
    Tabi bu araştırmalarım sonucunda az çok diafram nedir, enstantene nedir, iso nedir, makro nedir kavramsal olarak öğrenmiştim. Ama bu kavramlar kafamı karıştırıyordu. O zamanlar bende bu hevesi canlandıran, fakat artık onu bilgi ve tecrubemle kat kat geçtiğim meraklı bir arkadaşa sürekli sorular soruyor; bu kavramları kafamda netleştirmeye çalışıyordum. O da elinden geldiğince sabırla beni yanıtlıyordu. Zaten bu kavramların biraz netleşmesiyle H9 da karar kılmıştım. Çünkü H9 beni 30-1/4000 sn enstantene değerleri, f2,7 gibi açık diafram değerleri ile cezbetmişti. Tabi 1cm den makro çekebilmesi de ayrı bir etkendi. O zamanlar bu değerlerde bir slr-like yoktu. Tabi 15x zoomu (35mm cinsinden 31-468 mm yapıyor) da ayrı bir tercih konusuydu. Hatta 18x zoomu var diye Olympus 560uz ile arasında epey tereddütte kalmıştım ama H9 diğer özellikleri ile çok daha ağır bastı.
     
    Öğrendiğim ilk şey slr-like ların diğer ufak boyutlu kompaktlardan farkının geniş enstantene ve diafram değerleri olduğu ve bunların ayarlanabilmesi idi. Ayrıca çok daha yakından makro çekebiliyorlardı. Ayrıca sensör boyutu ve iso ya etkisi konusunda da az çok bilgim oluşmaya başlamıştı. Ama daha crop faktöründen bir haberdim.
     
    Neyse H9 u alıp kullanmaya başladım.  Makine elime geçtiği gibi işim fotoğrafçılık hevesini aşılayan arkadaşın yanına gidip onunla gezmek oldu. O fuji 5700 kullanıyordu bende H9. Bayağı bir kasılıyordum, hele birde onun piller gezinin ortasında bitince. Kapalı ve az ışıklı mekanlarda flaş kullanmadan fotoğraf çekebilmek çok hoşuma gitmişti. Çok güzel renkleri vardı. Tabi ilk auto modunda kullanıyordum. Bilgim ve tecrübem artıkça ilk önce program öncelikli daha sonra S,A modlarında ve nihayet M modunda kullanmaya başladım. Normal çekimlerden makroya gece çekimleri yapmaya, Makinemle kaynaştım ve kesinlikle makinemi çok sevdim. Almıştım karar vermiştim artık benim için diğer makineler önemli değildi. O yüzden keşke demedim. Yani keşke S5 alsaydım yada 560uz alsaydım yada 6500fd alsaydım gibi bir sözcük hiç kullanmadım. 
     
    Şehirde yaşadığımdan pek çekecek bir şey bulamıyordum. Canım sıkılmaya başlamıştı. Facebook kullanıyordum. Oradan kuzenimin arkadaş listesinden aynı şehirde yaşadığım bir fotoğraf sanatçısı, foto muhabir abi buldum ve tanıştım. Onun vasıtası ile de diğer fotoğraf meraklısı insanlar ve gruplar tanıdım.  Ve ilk gruplu fotoğraf gezim olan 8 Kasım 2008 tarihli FDT nin İstanbul Gezisine katıldım şansıma İstanbul’da yaşayan tüm fotoğraf dostları katılmıştı. FDT’nin de  3 üncü ve o zamana kadarki en kalabalık gezisiydi. Kimseyi tanımadığımdan ilk başlarda çekingendim. Sonradan alıştım. Hayatımda geçirdiğim en güzel günlerden biriydi. 80 den fazla fotoğrafçı ile birlikte geziyor hiç kimsen ve hiç bir şeyden çekinmeden her şeyi çekiyordum. Fotoğraf sevgim bu gezi sayesinde daha da arttı ve sürekli bir hale geldi. Ayrıca aynı tutkuyu paylaştığım birçok insan tanımıştım. Tabi bu gezide çektiğim fotoları face de paylaştığım zaman daha da çok tanıdım ve arkadaş listem müthiş genişlemeye başladı. Velhasıl bir günde tanıdığınız 80 küsur kişinin adını yüzünü aklınızda tutamazsınız ama fotoğraflar, facebook sayesinde hepsi arkadaş listeme girmişti. 
     
    Bu gezi sayesinde tanıdığım insanlarla İstanbul’da fotoğraf gezileri yaptığım bir arkadaş grubum oldu. Yine ilk tanıdığım abi de kendi memleketimde, yöremde geziler düzenliyordu. Onun gezilerine de katıldım ve kendi memleketimden de fotoğraf sevdalısı birçok insan tanıdım. Böylece hemen her pazar bir fotoğraf gezisine katılmaya başladım. Her gezide yeni yerler gördüm. Yeni insanlar tanıdım. Fotoğraf çekmek adına pratikte kendimi biraz daha geliştirdim. İnternetten araştırma yaptıkça fotoğrafçılık bilgilerimi arttıracak yeni dökümanlar buldum. Bunları usanmadan okudum. Bilgisayarıma kaydettim. Teorik bilgilerimi geliştirdim. H9 ile çok güzel gece, manzara ve makro fotoğrafları çektim ki bunlardan bazıları hala en sevdiğim fotoğraflarım arasındadır. Özellikle gece fotoğraflarım çok güzel oluyordu ki bu beni uzun pozlama tarzı çalışmalar yapmaya itti. Ama günlük çekimlerde de zaten gayet iyiydi. Bir şey hariç geniş açı…
     
    Özellikle dar sokaklarda bir binayı yada yapıyı yada bir odada oturan insanları tam kadraja almak istediğimde geniş açı yetersiz kalıyordu. Bu yüzden makineme geniş açı konverter arayışına giriştim. Hatta zoomu daha arttırmak için tele converterde fena olmazdı. Fakat bu parçalar pahalıydı. Bu makineme bu kadar para vermemiştim. O sıralarda Canon sx10 piyasaya yeni çıkmıştı. Daha geniş zoom aralığı, yeni özellikleri ve H9 dan daha iyi olduğu iddia edilen resim kalitesi ile dikkatimi çekmişti. H9 a bu kadar aparat almaktansa aynı paraya yeni bir makine almak daha iyiydi. Yinede henüz bir dslr almayı düşünmüyordum.
    Face'te bu düşüncemi bazı arkadaşlara açtım. Tavsiye ettikleri yeni bir dslr-like almaktansa aynı paraya ikici el bir dslr almamdı. İlk olarak Canon 350D önerildi. Kit lensin yanında bir sigma 70-300 ile 900 tl gibi bir fiyata bulabilirmişim.  İnceledim. Aman yarabbi. Dalga geçiyor olmalılardı. Küçüğün kücüğü bir ekran, titreşim önleme ve toz önleme yok. Dslr-likelardaki hiçbir beni cezbeden bir özellik yok. Kesinlikle yeni like alsam daha iyiydi. Ayıca 300mm ne oluyordu benimki zaten 460mm kadar zoom yapıyordu. Tabi crop faktörünü ve sensör büyüklüğünün önemini anlamam ve bunları bilmeyecek kadar kör cahil olduğum için ve bir like kı bir dslr ile kıyasladığım ve like ı yeğlediğim için azarlanmam uzun sürmedi. O zamandan sonra dslr ler hakkında daha fazla bilgi edinmeye azmettim. Tabi gene en büyük yardımcım internetti. O tarihte piyasaya çıkmış tüm marka ve modellerin isimlerini, özelliklerini, birbirlerine göre farklılıklarını, üstün ve zayıf yönlerini hatim ettim. Sonra 400D önerildi ve bir arkadaşım son noktayı koydu: “En kötü dslr en iyi like tan daha iyidir. “ dedi. O andan sonra fikirlerim değişti.
     
    Artık geniş açı, zoom umrumda değildi.  Dslr almalıydım. Ama  bu 350D yada 400D olamazdı. Kanım ısınmamıştı bu makinelere. Hala likelardaki bazı özellikleri istiyordum. Mesela canlı önizleme gibi. Titreşim önleme gibi. Araştırmaya başladım. Araştırmalarım sonunda sony’nin dslr leri dikkatimi çekti. Zaten marka olarak Sony’den de memnundum. Evet A300 çok cazip görünüyordu…
     
    Zaten dslr almaya karar verdiğim için maliyeti 900 TL lerden 1000 TL lere oradan da 1200 TL lere taşımıştım. Zaten daha fazlasına gücüm yetmezdi. Bu paraya alabileceğim en iyi dslr yi almalıydım. Epey özellik ve fiyat araştırmasından sonra sonunda Dslr tercihlerimi  azalmıştı ve Sonby A300 de karar kıldım. 
     
    Ama hala fiyatı yüksekti. İkinci eli zor bulunuyordu. Hatta birinci eli bile zor bulunuyordu. 1480 miydi neydi Yalçınlarda A300X in fiyatı. Bilmeyenler için söyleyeyim. X A300 gövdenin yanında 18-70 ve 50-200 olmak üzere kiti ifade ediyordu ve sadece bu  iki objektifle birlikte satılıyordu. Tek gövde yada sadece 18-70 kit ile birlikte piyasada yoktu. Ama ben hem fiyat hem aralık bakımından A300K istiyordum. Yani sadece kit lens.  70-3000 aralığında başka bir objektif bakacaktım. Sabrettim bekledim her gün internetteki siteleri takip ettim ve bir gün sahibinden.com da aradığımı buldu. Biri Amerika’dan aldığı 4 ay kullandığı A300 ünü 18-70 kit ve sony 75-300, 4GB CF kartı, yedek pili ile birlikte 1150 ye satıyordu. O makine benimdi. Hemen aradım. Buluştuk. Parayı trink verdim. Zaten bu işe çok niyetlendiğim için hazırlamıştım. Ve makineyi aldım. Hayyama gittim. Pasajın girişinden 40 liralık bir çanta ve UV, polarize filtre ve lens pen aldım. Masrafım 1250 ye yükselmişti. O anda düşündüm. Ben 1-2 ay önce sadece geniş açı konverter istiyordum. Şimdi elimde bir Dslr kiti vardı. 
     
    Yeni makineme ısınmaya çalıştım. Yeni makinemle ilk fotoğraf gezimde pek verim alamadım. Gece fotoğraflarım da iyi değildi. Artık 1cm den de makro çekemiyordum. Ayrıca kit lens diafram değerleri H9 un ki kadar açık değildi. Moralim bozulmaya başladı… 
    H9 umu satarken alıcı makineyi denemiş hareketli bir kediyi gayet net çekmişti. Üstelik adam acemi idi. Aynı kediyi ben bir türlü net çekememiştim A300 ile. Moralim daha da bozuldu. Yüksek enstantene ve flaş kullanmak hiç aklıma gelmemişti. Makine yeni ya ısınamamıştım tam. Tabi doğru beyaz ayrı yapmayı öğrendikçe, makinemi daha iyi tanıdıkça ve yaz geceleri ile kış gecelerinin farkını anladıkça yavaş yavaş moralim yerine geldi. Yeni makinemle daha fazla gezilere katıldıkça daha çok ısındım makineme. Kısık diaframın bir artısını da keşfettim. Gündüzleri de uzun pozlama yapabiliyordum. Özellikle akan suyun olduğu doğa fotoğraflarında çok güzel oluyordu. A300 H9 a oranla daha yaratıcı olabilmemi sağlıyordu. Bunu fark ettim. Sonra bir gezide en güzel ters ışık fotoğraflarımdan birini çektim ve fotoizde günün fotoğrafı oldu. Moralim daha düzeldi. Ters ışık ve yansıma fotoğrafları çalışmaya başladım. Sonra bir gün batımı fotoğrafım daha günü fotoğrafı oldu. Zaten A300 ü aldığımdan beri daha iyi portre çekmeye başlamıştım.
     
    Sonradan anladım ki makinem değil ben gelişmiştim. Bu fotoğrafları da ben çekmiştim. Makine kendi kendine çekmemişti. Bak burada güzel bir manzara var. Bu manzarayı şöyle şöyle çek diye makine söylemiyordu bana. Ben görüp algılıyordum. Makine ve özelliklerinin çok önemli olmadığını anladım. Her makinenin üç aşağı beş yukarı aynı özelliklere sahip olduğunu ve benzer koşullarda aynı fotoğrafı verdiklerini anladım. Makine değil çeken önemliydi. Bunları anlamamda fotoğraf sitelerindeki topiklerinde büyük katkısı oldu.
     
    Artık biliyordum ki amatör bir fotoğrafçı olarak iyice geliştim ve halada gelişiyorum. Yeni şeyler öğrenmeye devam ediyordum. Makinemi severek kullanıyordum, memnunum ve değiştirmeyi pek düşünmüyordum ama hala gece çekimleri ve az ışıklı ortamlarda netleme sorunları yaşıyorum. Çünkü like larda ve üst orta seviyedeki makinelerde olan Af asist light giriş seviyesi dslr lerde yok. Harici flaş almak gerekiyordu. Bu sorunu yanımda ufak bir cep feneri taşıyarak çözmeye çalışıyordum. Karanlıkta çekeceğim nesneyi bir süre aydınlatarak netliyor sonra çekiyordum. Epey zahmetli oluyordu. Tabi bire H9 uma göre ağır olduğu için artık her sokağa çıktığımda yanımda makinem olmuyordu. Birde uzaktan kumandam maalesef yoktu onun yerine kablolu deklanşör almıştım. Onu kullanıyordum.  Tüm şikayetlerimde bunlardı yani. Ama keyfe keder.  Zaten bunların yokluğunu sadece az ışıklı flaş kullanmadığım uzun  pozlamanın gerekli olduğu çekimlerde hissediyorum. Yani açık diaframlı bir lens, uzaktan kumanda ve karanlıkta netleyebilme sadece bu tarz çekimler için gerekli. Hatta uzaktan kumanda sadece bulb için gerekli zaten H9 da öyle bir mod yoktu. Düşünün dslr larda olan bulb modu yok ama giriş seviyesi dslr larda olmayan sadece bazı ileri seviye dslr larda olan uzaktan kumanda ve af yardımcı ışığı var. Bu bile dslr a geçmek için direnmemi açıklar.  Ama A300 aldığım dslr ye geçtiğim için pişman mıydım hayır. Kendimi yeterince geliştirdiğimi ve yeni ve üst model bir makinenin zamanı geldiğini düşünüyor muydum kesinlikle hayır. H9’u sattığım için pişman mıyım. Biraz. İkinci bir makine olarak kullanmaya devam edebilirdim. Ama tamamen duygusal işte   Dslr aldık fotoğrafçılık gibi zengin işi hobiye merak saldık diye Karun değildim. 
     
    Sony A300 makinemi Şubat 2009 dan Nisan 2012 ye kadar kullandım. Bu arada bir çok yeni lens denedim. Harici bir flaş aldım. Tripodlar eskittim. İlk Sony   18-70 f3,5-5,6 kit lensimi verip üzerine biraz ekleyerek Minolta 28-75 F2,8 sabit diaframlı bir lens aldım. Çünkü müze gibi yerlerde ve kapalı mekanlarda çekim yaparken bu kit lens berbattı. Geniş açı merakım olduğu için Sigma 10-20 f4,5-5,6 aldım. Sonra bu ikisini satarak Sony'nin efsane lensi CZ16-80 f3,5-4 aldım. Sonra üzerine Samyang 8mm fish eye ekledim. Balık gözlerini merak ediyordum ve daha geniş açı nasıl olur öğrenmiş oldum. Sonra talihsiz bir kaza sonucu makineyi düşürdüm ve sensör yerinden kaydı.  Tamiri 700 lira gibi birşeye mal olunca yeni bir makine almaya karar verdim. O zamana kadar elimde Sony A bayonet lenslerim ve sadece Sony uyumlu bir flaşım vardı. Ailemden biraz maddi destekle Sony A580 gövde aldım. Günümüz makinelerinin özelliklerini taşıyan ve Sony nin yarı geçirgen safsatasına geçmeden önce son çıkardığı dslr dı. Sonra işte 3 sene önce D750 girdi kalbime ve bir çılgınlık edip 24-120 f4 ile birlikte birkaç hafta önce aldım. Hemen ardından sb900 flaş geldi. Şimdi gözümü Sigma 12-24 f4,5-5,6 diktim. Ekipman çantam ve tripodum ömür boyu benimle kalacak. 
     
    Bu süre boyunce herşeyi çeken bir fotoğraf sevdalısından bilgi ve tecrübesini epey arttıran amatör bir doğa fotoğrafçısına dönüştüm. Uzmanlık alanım akarsu çekimleri. İlk yılarda ters ışık ve silület çalıştım. Daha sonra doğada yansıma ve gün batımı. Gece fotoğrafları çekmeye zaten ilk yıllardan başlamıştım. Makro hep zor geldi sevmedim. Düğün fotoğraflarımızı çek diye çok teklif geldi. İstemedim. Düğün ortamları beni geriyor. Çok portre denemelerim oldu. Ama hep insanlardan çok doğayı sevdim. Bir çok fotoğraf gezisine katıldım ve birçok üyeliğim oldu. Birçok arkadaşım oldu. Hep merak ettim. Bu fotoğraf nasıl çekilmiş? Benzerleri nasıl çekilir? Nasıl bir ekipman gerekir? "Fotoğraf nedir?"e getiren sorular. Scott Kelby'nin ilk üç cildi ve Özer Kanburoğlu hocanın "Fotoğraf Nedir" ve "Dijital fotoğrafçılık rehberi" kitapları. Tarık Yurtgezer'in "Doğa fotoğrafçılığı" ve "Doğada fotoğrafı görmek" isimli kitapları. 4 senelik Photoworld dergisi aboneliği. Bunları okumak. Teorik bilgiyi pekiştirip pratikte uygulamaya çalışmak. Pratikte zamanla tecrübe kazanmak. Hep daha iyi ekipman almaya sek eden nedenlerdir. "İyi fotoğrafı fotoğrafçı çeker. Makine önemli değildir." safsatalarını çok duydum. Birşey diyeyim mi...Ekipman önemlidir. Bir konser fotoğrafı çekecekseniz yüksek isolara çıkabilen bir gövde ve f2,8 sabit diaframlı bir zoom lense ihtiyacınız var. Müzelerde çekim yapacaksanız keza öyle. Flaş yasak, tripod yasak. Ne kalıyor elinizde? Yüksek iso ve açık diaframdan başka. Düğün fotoğrafçısı iseniz harici flaş şart. Gece çekimi ve doğa fotoğrafçılığında sağlam bir tripod ve kablolu deklanşör şart. Polarize filtre hatta ND filtre de öyle. Hele spor fotoğrafçılığı yapacaksanız. FF bir gövde ve 70-200 f2,8 şart. Böyle bir ekipmanı elde taşıyamazsınız tek ayak şart. Saha kenarında tripod hem yasak hem paratik değil. Yere çömeleceksiniz dizlik şart. Makro mu çekeceksiniz. Makro lens şart ama yetmez. Makro uzatma aparatı da lazım. Geniş açı converterlere hiç boşuna para vermeyin. Ucuz filtre almayın. Makro büyütme filtresi vs uğraşmayın. Sağlam bir tripod alın. ucuz alimimyum çubuklarla uğraşmayın. Bunları hep tecrübelerime binaen söylüyorum. Fakat bu tecrübe hep merak, fotoğrafa olan tutku, çok okumak, çok soru sormak ve çokça çekim yapmak ile oluştu. Fotoğraf kursuna gidin, fotoğrafçılık okuyun hatta güzel sanatları bitirin ama bunlar olmadan olmuyor.  
     
    Bu hikayemi fotoğrafa yeni heves etmiş bir çok arkadaşa, hangi makineyi alayım diye soran bir çok yeni yetmeye adıyorum. Kutlu olsun. Umarım beğenirsiniz. Işığınız bol  hevesiniz ve tutkunuz daim olsun. Siz de hikayenizi paylaşın. Sevgiyle kalın. Fotoğrafla kalın. 
     
     
     
     











    Sebahattin Demir
    Günümüzde DSLR'lerin ve aynasız kameraların birçoğu, kısaca "Elektronik Shutter" olarak bilinen, "Elektronik Ön Perde Deklanşörü" veya "Elektronik İlk Deklanşör Perdesi" olarak adlandırılan önemli bir özellikle birlikte geliyor; her ikisi de perdenin açılıp kapanması nedeniyle oluşan fotoğraf makinesinin sarsıntısını, yani "Deklanşör şoku"nu ortadan kaldırmak için tasarlanmıştır.
     
    Deklanşör şoku, özellikle de uzun odak uzaklığındaki lensler ve belirli deklanşör hızları kullanıldığında DSLR ve aynasız tüm modern kameralarda bir sorundur.
     
    Aşağıdaki fotoğraflara bakalım:
     

     
    Yüksek çözünürlükte çekilmiş bu fotoğraf, Lightroom'dan web çözünürlüğünde dışa aktarıldığında harika görünüyor değil mi? Fakat, aynı fotoğraf ayrıntıları görmek için %100 büyütüldüğünde oldukça bulanık görünüyor; yapraklar ve ağaç dallarındaki ayrıntılar neredeyse görünmez olmuş:
     

     
    Bu görüntü 46MP bir Nikon D850 kamera ile AF-S NIKKOR 70-200mm f/2.8E FL ED VR telefoto lens kullanılarak 170mm odak uzaklığında ve 1/8 saniye Perde hızı kullanılarak çekildiğinden, bu görüntüde deklanşör şoku etkisi bariz bir şekilde görünüyor.
    Şimdi aynı sahnenin herhangi bir deklanşör şoku olmadan nasıl görüntülendiğini merak ediyorsanız, aynı fotoğraf makinesiyle ve aynı pozlama değerleriyle çekilen aşağıdaki fotoğrafa bir göz atın:
     

     
    Aradaki fark gece ile gündüz gibi değil mi? Bu, belki de perde hareketinden kaynaklı şokun görüntülerinize getireceği hasar türünün en kötü senaryosu.
     
    Elektronik Shutter nedir?
     
    Tipik bir obtüratör mekanizması "ön perde" ve "arka perde" olarak bilinen iki perdeden oluşur. Ön perde ışığın içeri girmesi için pozlamanın başında açılır ve pozlama süresince açık kalır, pozlama bitiminde arka perde iner, yani kapanır ve ışığın sensöre ulaşmasını engeller.  Pozlama süresini Enstantane hızı belirler.
     
    Ön perdenin oluşturacağı kamera sarsıntısını gidermek mümkündür, işte burada "Elektronik Ön Perde Deklanşörü" devreye giriyor.
    Elektronik Ön Perde Deklanşörü aktif edildiğinde makinede pozlama, Elektronik Shutter ile elektronik olarak başlatılır ve arka perde tarafından mekanik olarak sona erer. Bu, Elektronik Shutter'ın çalışması için ön perdenin açık olması gerektiği anlamına gelmektedir. Bir DSLR'de Canlı Önizleme modunda ya da aynasız bir kamerada çekim yapıyorsanız, ön perde zaten açılmıştır ve ışık doğrudan kamera sensörüne ulaşıyor demektir. Bu gibi durumlarda ön perdeyi tekrar tekrar kapatıp açmak için bir sebep yoktur. Neden zaten açık olan ön perdeden yararlanıp, ardından elektronik olarak pozlamayı başlatıp, mekanik arka perdeyle bitirmeyelim? İşte Elektronik Shutter'ın çalışma prensibi de buna dayanır, ön perde önceden zaten açıksa, hareket etmiyorsa, bu durumda deklanşör şoku da yok demektir, yani fotoğraflarımızda olumsuz etkisi olan bu şoku tamamen ortadan kaldırmak mümkündür.
    Elektronik Ön Perde Deklanşörü içeren DSLR ve Aynasız Kameralar Arasındaki Farklar
    Elektronik Ön Perde Deklanşörü Dezavantajları
    Elektronik Ön Perde Deklanşörü Nasıl Etkinleştirilir ve Çekim Nasıl Yapılır?
    Nikon DSLR'lerde Elektronik Ön Perde Deklanşörünü Etkinleştirme
    Elektronik Ön Perde Deklanşörü Destekleyen Kameralar
    ve daha fazlası...
     
    Detaylar için: Elektronik Shutter (Elektronik Ön Perde Deklanşörü) Nedir?
    Kaynak: Arthenos.com
     
    oturanefe
    Merhabalaar. Nikon D90 ve 80-200 mm f/2.8ED sahibiyim. 18-105 kit lensten sonra kullandığım için öylesine bir coştu ki çekimlerim anlatamam (evet biliyorum  oldukça farklı odak aralıkları)... Makine DX gövde olduğu için 120-300 mm olarak kullanıyorum şu an ve gayet de memnunum. Lens oldukça hantal, 1300 gram kendileri ve bizzat tripoda bağlanabiliyorlar. D90 üzerindeki AF motoru ile bile gayet çabuk ve doğru netlemeler yapabiliyor. Renkler, keskinlik de muazzam. 2.8 sabit diyafram tele zoom objektifin alan derinliğini o kadar iyi ayarlıyor ki, şekil zemin bariz bir şekilde ayırt edilebiliyor . Kendi üzerinde bulunan diyafram halkası ile diyaframı ayarlayabiliyorsunuz fakat 35mm analog bir makine kullanmıyorsanız bunu yapmamanız gerekiyor. Makine, diyafram ancak f/22 değerine getirildiği zaman lensi tanıyıp ölçüm alabiliyor çünkü. Biraz eskide kalan bu lensi bulmak da kolay değil. Eskide kalmış derken kendilerinin VR özelliği olmadığını da belirteyim. Olur da çılgın fikirler dahilinde karanlık ortamlarda bu lensi kullanırsanız muhteşem üçlü de (ISO/diyafram/enstantane) yetersiz kalırsa ve tripod kullanmıyorsanız fotoğraflarınız netsiz olabilir. Gövdesi oldukça sağlam olan bu lens ile oldukça sağlam ışıklar yazmanız dileğiyle...
     
    (Bir adet de manipülasyona uğramamış örnek fotoğraf bırakıyorum. 125mm - f/2.8 - 1/1000) 

    Sebahattin Demir
    Uzunca yıllardır Nikon DSLR gövdeler kullanan bir fotoğraf gönüllüsü olarak yazıma başlarken belirtmeliyim ki, Nikon D850, Nikon tarafından bugüne kadar üretilmiş en gelişmiş DSLR'lardan biri olmuş. Sonuç olarak bu seviyedeki hemen her marka DSLR gibi, birçok fotoğrafçı için kafa karıştırıcı olabilecek birçok kontrol ve menü ayarlarıyla birlikte geldi. Nikon D850 Ayarları konusunu ele aldığım bu yazımda, Nikon D850 gövdem ile kişisel olarak hangi ayarları kullandığımı ve kamera gövdesi üzerinde bulunan düğmelerin ve kontrollerin bazılarının ne işe yaradığını açıklamaya çalışacağım. Burada anlatacaklarımın benim tercihlerim olduğunu, herkesin aynı ayarlarla çekim yapması gerekmediğini lütfen unutmayın. Aşağıda değineceğim bilgiler kamera ile mücadele edenler için bir rehber olarak sunulmuştur.
     
    Ben Nikon D850’mi İngilizce menü ile kullanıyorum. Bu dokümanda Türkçelerini mümkün olduğunca yazmaya özen gösterdim. Gözden kaçırdıklarım olabilir, şimdiden affınızı rica edeceğim. Siz Türkçe olarak kullanıyorsanız ya da Türkçe açıklama istiyorsanız bu durumda biraz çalışmanız gerekecektir, ama buna gerek kalacağını pek düşünmüyorum.
    Benim kullandığım Nikon D850 ayarları
    İlk çıktığı zamandan beri sırasıyla Nikon D800 ardından Nikon D810 gövdeleri kullandığım için ilk elime aldığımda Nikon D850 Genel Özellikleri konusunda yabancı değildim ve hiç zorluk yaşamadan hemen kullanmaya başlayabildim. Selefi D810'a göre oldukça önemli ek özelliklerle gelen Nikon D850'nin bu farklılıklarını satın almadan önce çok detaylıca okuyup araştırmıştım. O nedenle önceki kullandığım makinemde olmayan ek özelliklere bile hiç yabancılık çekmediğimi rahatlıkla söyleyebilirim.
     
    Kamera menüsüne girmeden önce gövde üzerinde yeralan dış kontrol noktalarını inceleyelim. Nikon D850 Dijital fotoğraf makinesinin menüsünde birçok seçenek var ancak gövde üzerindeki bazı düğmeler ve ayarlar ile hızlıca kontrol edebileceğiniz bazı güzel özellikler mevcut.
    Otomatik Netleme (AF) Modları ve Basamaklama
     

    ŞEKİL 1
     
    Kameranın sağ ön kısmında, yandaki şekilde 2 numara ile gösterilen yerde "AF" ve "M" seçenekleri olan bir anahtar bulunur. Bu anahtarın "AF" konumunda olduğundan emin olun, aksi takdirde objektifiniz otomatik odaklanmayacaktır. Eğer lensiniz deklanşöre yarım bastığınızda odaklama yapmıyorsa, ilk olarak kontrol etmeniz gereken şey budur.
    Kolun ortasındaki düğme farklı AF Modları arasında seçim yapılmasına izin verir.
     
     
    AF Modları arasında bir seçim yapmak için ortadaki düğmeye basılı tutmanız ve ardından size bakan yüzdeki arka kadranı baş parmağınızla döndürmeniz gerekir. Bu işlemi yaptığınızda ve üst LCD'ye baktığınızda kameranızın AF modları "AF-S" ve "AF-C" arasında değişecektir. Her bir AF modu hakkında çok fazla ayrıntıya girmeyeceğim, Fotoğrafta Odaklama Teknikleri başlıklı makalemde bunları ayrıntılı olarak açıklamıştım. Hızlı bir özet yapmak gerekirse:
     
    AF-S - Bu mod "Tek servo AF" olarak adlandırılır ve hareket etmeyen sabit konular için kullanılır. Deklanşöre yarım basıp netlediğinizde, netleme o düzlemde kilitlenir, siz deklanşöre tam basıp fotoğrafı çekene kadar konunuz hareket ederse, odak bir önceki konumunda kilitlendiğinden fotoğrafınızda bulanık bir görüntü elde edilir.
      AF-C - Nikon dilinde "Sürekli-Servo AF" olarak bilinen bu ayar, hareketli nesneleri fotoğraflamak için kullanılır. Deklanşöre yarım basıldığında odak nesne üzerinde kilitlenir ve nesneniz hareket ettiğinde, kamera odağı nesneyle birlikte takip eder. Ben D850'yi çoğunlukla AF-C otomatik netleme modunda tutuyorum ve yalnızca bazı özel durumlarda AF-S'ye geçiyorum.  
    Hangisini kullanacağına karar veremiyorsanız, AF-S yerine sürekli izleme için AF-C moduyla kullanmanızı öneririm.
    Aynı düğmeyi basılı tutarak, ön kadranı işaret parmağınızla döndürdüğünüzde, "S", "D 9", "D 25", "D 72", "D 153", "3D", "Grp" ve "Auto" gibi AF Alan Modları ayarları arasında gezeceksiniz. Bu ayarlar vizörde gördüğünüz odak noktalarını kontrol etmek içindir. Bu "AF Alan Modları"nın hangisinin nasıl çalıştığını ve hangi durumlarda kullanıldığını Dijital Kameralarda AF Sistemi Nasıl Çalışır başlıklı makalemde tüm detayları ve örnekleriyle bulabilirsiniz, bu nedenle burada çok fazla ayrıntıya girmeyeceğim. Nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, kameranızın odaklanmak için kullanacağı tek bir odak noktasını seçmenizi sağlayan "S" yani "Tek Nokta AF" seçin.
     
    Şimdi diğer harici kontrollere geçelim.

    "AF / M" mandalının hemen üzerinde, yukarıdaki şekilde 1 numaralı daire içinde gösterdiğim, fotoğraf makinesinde basamaklama oluşturmayı ayarlamak için kullanılan "BKT" (Bracketing) düğmesi bulunur. "BKT" düğmesine basılı tutarak ve ön kadranı kullanarak üst LCD’de "0.0" değerini gördüğünüzden emin olun. Benzer şekilde, düğmeyi basılı tutarak ve üst LCD'de çerçevenin kapalı olduğundan emin olun. Sol tarafta "0F" görünmelidir; Bu, basamaklanın kapalı olduğu anlamına gelir ve "BKT" harfleri de yok olmalıdır. Ön kadran çevrilerek basamaklama adımlarının değiştirilmesi sağlanır ve arka kadran çevrilerek çekilen kare sayısı ayarlanır. Nikon D850, 9 kareye kadar ve 3 durağa (EV) kadar basamaklama oluşturmaya izin verir.
     
    Bunun anlamı şudur;
    Örneğin, siz çok karanlık ve çok ışıklı ortamları içerisinde barındıran bir kadraj belirlediniz. Pozlama için hangisini seçseniz diğeri patlayacak ya da çok karanlık çıkacaktır. Ortalama bir pozlama yaparsanız, bu kez gölgede kalan yerler daha gölgeli, ışıklı yerler fazla pozlanmış olabilecektir. Her durumda da istediğiniz sonucu alamayabilirsiniz. Böyle bir durumla karşılaştığınızda aynı sahneyi birden fazla pozlamayla çekmeniz anlamına gelen “Basamaklama” imdadınıza yetişir.

     "BKT" düğmesine basılı tutarak
    Ön kadran ile her çekimde hangi durak aralıklarıyla çekeceğinizi (1, ½, 1/3), Arka kadran ile ardı ardına kaç kare çekeceğinizi (2,3…9) belirlersiniz.
    Deklanşöre tam bastığınızda makine otomatik olarak, belirlediğiniz durak aralıklarında artı ve eksi yönlerde, belirttiğiniz adet kadar fotoğraf çekecek ve kaydedecektir. Ardından siz bu fotoğrafları Photoshop, Lightroom ve benzeri işleme programlarıyla birleştirdiğinizde, her yanı iyi pozlanmış bir HDR (High Dynamic Range) fotoğrafa sahip olursunuz. Bu işlemi BKT kullanarak otomatik olarak yapmak yerine HDR fotoğrafları Manuel olarak çekebilirsiniz. 

    BKT modunun en sevdiğim özelliği Sürekli çekim modunda "Ch" seri çekim yaptığınızda bile 14Bit Sıkıştırılmamış/Kayıpsız sıkıştırılmış RAW çekim yapabilmenizdir.
    Çekim Modu ve Kamera Modu Ayarları
     

    ŞEKİL 2
     
    Kameranın sol üst tarafında düğmeli büyük bir kadran bulacaksınız. Bu döner kadranın birincil işlevi, kamera çekim modunuzu ayarlamaktır ve üstte bulunan düğmeler, "Görüntü formatı / kalitesi", "Pozlama ölçümü", "Kamera modu" ve "Beyaz dengesi" için hızlı ayarlamalar yapmanız içindir.
     
     
     
     
     

    ŞEKİL 3
     
    Altında bulunan döner kadran, "S" (Tek), "Cl, Ch" (Sürekli düşük ve Sürekli yüksek), "Q" (Sessiz), "Qc" (Sessiz sürekli), Zamanlayıcı ve Mup (Ayna kalkık - Mirror Up) gibi bir dizi çekim moduna sahiptir. Ben, günlük çekimlerde genellikle deklanşöre bastığımda sadece tek bir çekim yapan "S" ayarında tutuyorum. Ancak, manzara çekerken, tercih ettiğim çekim modu artık "Q" (Sessiz) modu oldu.
     
    Neden artık manzara çekimlerimde "Q" modunu tercih ediyorum, çünkü bu mod aşağıda bahsedeceğim makine sarsıntısını ortadan kaldırmak için kullandığım Elektronik Ön Perde Deklanşörü (Elektronik Shutter) özelliğinden yararlanabiliyor. Daha da güzel olanı, "Q" modunu "Pozlama Gecikme Modu" ile birleştirebiliyorsunuz, bu da makinenin pozlamayı başlatmasından önce 3 saniyeye kadar beklemesini ve deklanşör hareketi nedeniyle kameranın titremesinin sönümlenmesini sağlıyor. Kamera "Mup" (Ayna kalkık) modunda da aynı şekilde hareket eder, ancak arasında önemli bir fark vardır, "Mup" ile çekim yaparken, deklanşöre iki kez basmak gerekir, ancak Canlı Önizlemede (Live view) çekim yaparken deklanşöre bir kez basmak fotoğrafı çekmek için yeterlidir. "Q" modu gibi "Mup" da Pozlama Gecikmesi özelliğinden yararlanmaya izin verir. Spor ve vahşi yaşam gibi hareketli nesneler çekerken, tek bir görüntü çekmekle yetinmezsiniz, burada "Cl - Sürekli düşük" ve "Ch - Sürekli yüksek" seri çekim modları devreye girer. Kameranın çekim hızını kasıtlı olarak yavaşlatmak istemediğiniz sürece, her zaman "Ch - Sürekli yüksek" modunu seçmelisiniz, böylece fotoğraf makinesi 7 fps veya daha büyük pil takılı olan bir pil tutucusu (battery grip) ile 9 fps hızında maksimum hızda çekim yapabilir. Zamanlayıcı  modu Basamakla metodu ile ardı sıra birden fazla çekim yaparken başvurmak için hala güzel olsa da, bu metodu nadiren kullanırım.
     
    Şekil 2'de gösterdiğim üstteki düğmeler, Kamera Modu, Pozlama ölçüm modu ve Beyaz Dengesi gibi önemli ayarları hızla değiştirmek için çok kullanışlıdır. Nikon, D810'da kameranın üst kısmının sağ tarafında yer alan "MODE" düğmesini D850'de bu alana taşıdı; böyle olunca kamera modunu değiştirmek için iki elinizi kullanmanız gerekiyor. Normalde geleneksel modları kullanan diğer kameraların aksine "PASM" kadranı, Nikon D850'de yok ve bunun yerine bu MOD düğmesini kullanmak gerekiyor. Dolayısıyla, farklı kamera modları arasında geçiş yapmanız gerekiyorsa, sol elinizle MOD düğmesini basılı tutmanız ve ardından sağ elinizle arkadaki kadranı çevirmeniz gerekir. Böylece, "P" (Programlı Otomatik), "S" (Deklanşör Öncelikli), "A" (Diyafram Öncelikli) ve "M" (Manuel) olmak üzere 4 farklı moddan herhangi birini seçebilirsiniz. Nikon D850 ile çekim yaparken çoğunlukla "A" Diyafram Öncelikli çekim modu ve "M" Manuel çekim modu kullanıyorum. Pozlama telafisi düğmesi , Diyafram Öncelikli çekim modunu güzel tamamlıyor; ancak, D850'de artık ayrıca bir "AE-L / AF-L" düğmesi olmadığından, pozlamayı kilitlemeniz gerekirse, bunun için başka bir düğme atamanız gerekir, bunun nasıl yapılacağı ile ilgili bilgileri aşağıda bulacaksınız.
     
    "WB" düğmesi, beyaz dengesini ayarlamak ve değiştirmek içindir. Bu düğmeye basılı tutarak çevireceğiniz arka kadran, Beyaz Dengesini değiştirmenize izin verirken, ön kadran ince ayar yapmanıza olanak tanır. Nikon D850, üç Otomatik beyaz dengesi moduyla geliyor: Auto0, Auto1 ve Auto2. "Auto0" Sıcak renkleri düşürür, "Auto2" Sıcak renkleri korurken "Auto1" Normalleştirir. Şahsen ben bu ayarı "Auto1"de tutuyorum, ancak fotoğraflarınızın ne kadar donuk veya sıcak olmasına bağlı olarak Auto0 ve Auto2'yi de denemek isteyebilirsiniz.
     
    Geçmişte kazara görüntü kalitesini yanlışlıkla birkaç kez değiştirdiğim için "QUAL" düğmesinin ve konumunun bulunduğu yerden memnun değilim, bu yüzden dikkatli olun.
     
    Son olarak, pozlama ölçüm modunuzu değiştirmek için, ölçüm düğmesine  basılı tutun, ardından arka kadranı çevirin. Çok özel durumlar dışında, ben varsayılan olarak "Matris" olarak ayarlarım.
     
    Deklanşör düğmesinin etrafında 3 farklı düğme bulacaksınız: "ISO", video kayıt  ve Pozlama telafisi  düğmesi. Şimdiye kadar kullandığım hiçbir DSLR makinem ile hiç video kaydetmedim, bu nedenle en çok kullandığım iki düğme ISO ve Pozlama Telafisi düğmeleridir. "ISO" düğmesine basılı tutarak, arka kadranı çevirirseniz ISO ayarınızı hızlı bir şekilde değiştirilebilirsiniz, ön kadranı çevirerek Otomatik ISO'yu açıp kapatabilirsiniz. Otomatik ISO'yu hızla açıp kapatabilme kolaylığı hoşuma gitmesine rağmen fotoğraf makinesinin önündeki Fn (İşlev) düğmesine Otomatik ISO ayarını atarım, böylece maksimum hassasiyet ve minimum obtüratör hızlarında çok kolaylıkla değişiklikler yapabilirim, bunu "Özel Ayarlar Menüsü" altındaki notlarımda açıklıyorum. Pozlama telafisi, ISO ile aynı şekilde çalışır, ancak burada ön kadran devre dışıdır, pozlama telafisi ayarını arkadaki kadranı çevirerek değiştirebiliyorsunuz.
    İzleme Menüsü
    İzleme Menüsü'nde neredeyse hiçbir şeye dokunmuyorum, çünkü bu menü sadece arka LCD'de fotoğrafların görüntülenmesi için kullanılmaktadır. İlgilendiğim iki ayar "İzleme görüntü seçenekleri" ve "Dikey görüntüle" ayarlarıdır. "İzleme görüntü seçenekleri", görüntüleri incelerken faydalı olabilir. Kameranın arkasındaki oynatma düğmesine basarsanız, yukarı / aşağı düğmelerine basabilir ve farklı türde bilgileri görebilirsiniz. Çektiğim fotoğrafları LCD'de incelerken fazla karışıklık istemediğim için yalnızca üç şey açık durumda:
    Nereye odaklandığımı görmemi sağlayan "Netleme noktası", Çekimlerde aşırı pozlanmış yerleri gösterilmesi için (Blinkies) "Parlak noktalar" Genel bakışı sağlayan "RGB histogramı"  
    Kameramın dikey görüntüleri yatay olarak döndürmesini istemediğim için "Dikey görüntüle" ayarını daima kapatıyorum. Dikey kadrajda çektiğim fotoğrafları otomatik döndürmesini istemiyorum, çünkü kamerayı dikey bir görüntüyü görmek için döndürmek, her görüntüyü yakınlaştırmak zorunda bırakmaktan çok daha kolaydır.
     
    Bu ayarlar dışında kalan tüm ayarları varsayılan olarak bırakıyorum.
    Fotoğraf Çekimi Menüsü
    Şimdi, ayarlarımı kontrol ederken genellikle ilk baktığım yer olan "Fotoğraf Çekimi Menüsü"nden bahsedelim. İlk önce kendi ayarlarımı göstereceğim ve daha sonra bu ayarlardan benim için en önemli olanlarından bahsedeceğim:
     
    Fotoğraf çekim menü kümesi: A (varsayılan) Genişletilmiş foto menü kümeleri: OFF Kayıt klasörü: D850 (varsayılan değer, değiştirmedim) Dosya adlandırma: SDM (ben kendi Ad ve Soyadımdan oluşan üç harfi kodladım) Birincil yuva seçimi: XQD (yalnızca SD kart istemediğiniz sürece) İkincil yuva seçimi: Kapasite aşımı Flash control: — Görüntü alanı: Görüntü alanı seç: FX Otomatik DX kırp: ON Vizör maske ekranı: OFF Resim kalitesi: RAW Resim boyutu: JPEG/TIFF: Large NEF (RAW): RAW L NEF (RAW) kaydı: NEF (RAW) sıkıştırma: Kayıpsız sıkıştırılmış NEF (RAW) bit derinliği: 14-bit ISO duyarlılığı ayarları ISO duyarlılığı: 64 OTO. ISO duyarlılığı kontrolü: ON (bir sonraki bölüme bakın) Maksimum duyarlılık: 3200 Flaş ile maksimum duyarlılık: 3200 Minimum Enstantane hızı: AUTO Beyaz dengesi: AUTO (AUTO1 Normal) Picture Control ayarla: A (Otomatik) Picture Control yönet: -- Renkli alan: Adobe RGB Etkin D-Lighting: OFF Uzun pozlama KA: ON Yüksek ISO KA: OFF Vinyet kontrolü: OFF Oto. distorsiyon kontrolü: OFF Kırpışma azaltma Kırpışma azaltma ayarı: ON Kırpışma azaltma göstergesi: ON Otomatik basamaklama ayarı: AE basamaklama Çoklu pozlama: OFF HDR (yüksek dinamik aralık): OFF Aralıklı çekim: OFF Netleme kaydırmalı çekim: OFF Sessiz canlı görüntü çekimi: Açık (Mode 1)  
    Farkındayım, bu kadar çok ayarı görünce endişelendiniz, ama endişelenmeyin. Çoğu ayarı zaten çok sık değiştirmeyeceksiniz.
    Bazı önemli ayarlara geçelim. Birincisi, 4 farklı çekim menüsü ayarını saklamanıza izin veren “Foto çekim menüsü kümesi” dır. İyi haber şu, her kümeye "Manzara", "Portre" gibi özel adlar verebilirsiniz. Kötü haber şu, bu çekim kümeleri neredeyse hiçbir işe yaramaz! Nikon'un kendileri de dahil olmak üzere Nikon'un onayladığı birçok Nikon çekimcisi, Nikon’un bu yıllardır değiştirilmemiş olan menü kümelerinin uygulamasına şaşırırlar.
     
    Özel ayar kümeleriyle ilgili üç temel kusur vardır:
     
    Menü kümeleri, "Fotoğraf Çekim Menüsü" ve "Özel Ayarlar Menüsü" olarak 2 ayrı bölümdür. Bu da ayarları iki yerde saklamanız ve bir değişiklik yapmanız gerektiğinde iki yerde de değiştirmenizi gerektirir. Tüm kamera ayarlarını tek yerde saklayabileceğimiz bir çözüm yok ne yazık ki! Fotoğraf makinesinde bir kümeyi hızlı bir şekilde seçebilecek herhangi bir düğme yok. En hızlı yol arkadaki "i" düğmesine basmak ve daha sonra "ÇEKİM" veya "ÖZEL" için farklı bir küme seçmektir. D600 / D610 gibi Nikon DSLR'ler bu açıdan çok daha iyidir, çünkü PASM kadranının hemen üzerinde U1 ve U2 seçenekleri vardır. Menü kümelerini kaydetmenin bir yolu ne yazık ki yok. Belirli bir küme seçerseniz ve ardından bu kümedeki herhangi bir ayarı o anlık değiştirirseniz, artık yeni ayar geçerli olacaktır. Bu da kümelerin kullanım amacına tamamen ters bir durum oluşturuyor.  
    O nedenle ben burayı çok sık kullanmıyorum. Yukarıdaki sınırlamalar, kümeleri benim için gereksiz kılıyor. Nikon'un yapması gereken şey, kameranın MODE düğmesine U1, U2, U3 ve U4 gibi birkaç seçenek eklemek ve ardından otomatik odaklama ayarları da dahil tüm fotoğraf makinesi ayarlarını bu bellek kümelerine kaydetmeye izin vermek ve sorunu böylece kolayca çözmek. Nikon'un neden bu aynı işe yaramaz kümeleri tekrar tekrar DSLR'lerde kullandığını bilmiyorum… Bu konuda sizin bildiğiniz bir şey varsa lütfen beni de aydınlatın. Neyse biz diğer çekim menüsü ayarlarına geçelim.
     
    Nikon D850 iki kart yuvası ile birlikte geldi. Birinci yuva XQD, ikincisi SD kart yuvaları.
    Birincil yuva seçimi: XQD (bende her iki kart yuvası da dolu, benim tercihim XQD) İkincil yuva seçimi: aşağıdaki satırları takip edin... Fotoğraf makinesini, görüntüleri üç farklı şekilde kaydedecek şekilde ayarlayabilirsiniz;
    Temel ayar, görüntüleri ilk karta kaydeder ve ilk kart dolduğunda kamera ikinci karta kaydetmeye başlar. Önemli olan bir şey üzerinde çalışmadığım ve yedek imajlara ihtiyacım olmadıkça, genellikle bu ayarı "Kapasite aşımı" olarak ayarlarım. İkinci ayar olan "Yedekleme" seçilirse, kamera fotoğrafları her iki bellek kartına da aynı anda kaydeder. Son ayar "RAW birincil – JPEG ikincil" ayarıdır. RAW dosyalarını bir karta ve JPEG dosyalarını diğer karta kaydetmenize olanak tanır.  
    Gün boyunca çok fazla adetli çekim yapacaksanız "Kapasite aşımı"nda bırakın,
    eğer kartlardan birinin arızalı olmasından dolayı fotoğraflarınızın kaybolmadığından emin olmanız gerekiyorsa "Yedekleme" yi seçin.
    RAW çekimi
    Ben çekimlerimi hep RAW yapıyorum. O nedenle "Resim kalitesi" hep RAW olarak ayarlıdır. "NEF (RAW) kaydı" her zaman 14-bit Kayıpsız sıkıştırılmış olarak ayarlıdır. Kameranın verebileceği en iyi görüntü kalitesini elde etmek için 14-bit'i seçiyorum ve "Kayıpsız sıkıştırılmış” ayarlıyorum. Bu sayede fotoğraflarım "Sıkıştırılmamış" dan çok daha küçük dosya boyutlarında kayıt ediliyor ve böylece kartıma daha fazla fotoğraf sığdırabiliyorum.
    Beyaz dengesi ayarı
    "Beyaz Dengesi" ayarım "Otomatik - AUTO1"dir ve "Uzun Pozlama KA" hariç RAW görüntüleri etkilediğinden Resim Kontrolleri, Aktif D-Aydınlatma, HDR vb. gibi diğer tüm ayarlar kapalıdır.
    Fotoğraflarımı saklamak ve işlemek için Photoshop ve Lightroom kullanıyorum. Görüntülerin fotoğraf makinesinin LCD ekranında nasıl gösterildiğini çok umursamıyorum, bu yüzden herşeyi kapatıyorum.
    Renk alanı RAW dosyaları için önemli olmasa da, AdobeRGB kullanıyorum. Çünkü doğru pozlamayı belirlemek için biraz daha doğru bir histogram veriyor.
     
    "Çünkü kamera, RAW formatında çekim yapsanız dahi kendisi tarafından oluşturulan JPEG görüntüsüne dayalı histogramı gösterir."
    ISO duyarlılığı ayarı
    En sık değiştirdiğim menü ayarı "ISO duyarlılığı ayarları"dır. Elde çekim yaparken çoğunlukla "Otomatik ISO" kullanıyorum, çünkü bu benim için çok zaman kazandıran harika bir özellik. Her çekim için ISO belirtmek yerine, "OTO. ISO duyarlılığı kontrolü" aktif ediyorum, "Açık (ON)" duruma getiriyorum.
     
    "ISO duyarlılığı": 64 "Maksimum duyarlılık" (yani en fazla çıkmasını istediğim ISO) : 3200 "Flaş ile maksimum duyarlılık" (yani flaş ile en fazla çıkmasını istediğim ISO) : 3200 "Minimum enstantane hızı" : AUTO - Otomatik  
    ayarlıyorum.
     
    "Minimum enstantane hızı" ayarında "Otomatik" seçimi harika bir özellik sunuyor. Çünkü lensin odak uzaklığını okuyor ve minimum enstantane hızını "Karşıtlık kuralı" gereği lensin odak uzaklığına otomatik olarak ayarlıyor. Elleriniz benim gibi titrekse, “Minumum enstantane hızı > Otomatik” kısmında "Hızlı"’ya bir adım daha yakın olacak şekilde değiştirebilirsiniz. Bu, asgari enstantane hızını temel olarak iki katına çıkarır. Örneğin, kameraya 50mm'lik bir lens takılıysa, minimum enstantane hızınız 1/100sn olacaktır. Bu ayarı sonuna kadar (Faster) ayarlarsanız, enstantane hızını 1/200sn'ye yükseltir. Bir VR lens kullanırken "Otomatik" minimum obtüratör hızını genellikle "Daha yavaş" bir seviyeye düşürüyorum. Ne yazık ki Nikon otomatik olarak VR'yi telafi etmenin bir yolunu henüz uygulamaya koymadı. Bu nedenle bu ayarı kullandığınız lense göre ayarlamanız gerekiyor. Üçayak ile Manzara veya mimari fotoğraf çekerken “Otomatik ISO” yu kapatıyorum ve en yüksek dinamik aralık ve en düşük kumlanma seviyeleri için ISO 64 ayarında kullanıyorum.
     Özel Ayarlar Menüsü
    Bu menüde de pek çok farklı ayar bulunuyor ve birçok insan bu ayarlar içinde kayboluyor. Şahsen kullandığım ayarlar şunlar:
    a - Otomatik netleme
    a1: AF-C Öncelik seçimi: Bırak a2: AF-S Öncelik seçimi: Netle a3: Sabitken netleme izleme:
    Engellenmiş çekim AF cevabı: 3,
    Konu hareketi: Orta değer a4: 3D-izleme yüz tanıma: ON (Açık) a5: 3D-izleme izleme alanı: WIDE (Geniş) a6: Netleme noktası sayısı: AF55 a7: Konuma göre kaydet: Netleme noktası a8: AF etkinleştirme: ON (Deklanşör/AF-ON) – aşağıdaki açıklamaları okuyun a9: AF-alanı mod seçimi sınırla: Hepsi seçili (varsayılan değer) a10: Oto. netleme modu kısıtlamaları: Kısıtlama yok a11: Netleme noktası sarmalı: OFF a12: Netleme noktası ayarları Netleme noktası aydınlatması: AUTO Manuel netleme modu: ON Dinamik alan AF yardım: ON b: Ölçüm/pozlama
    b1: ISO duyarlılık adımı değer: 1/3 b2: Pozlama kontrol için EV adımları: 1/3 b3: Pozlama/flaş telafisi adım değeri: 1/3 b4: Kolay pozlama telafisi: OFF b5: Matris ölçümü: Yüz tanıma açık b6: Merkez ağırlıklı alan: 8mm b7: En uygun ince ayar pozlaması: — c: Zamanlayıcılar/AE kilidi
    c1: Deklanşör AE-L: OFF c2: Bekleme zamanlayıcısı: 6s c3: Otomatik zamanlama Otomatik zamanlama gecikmesi: 5s Çekim sayısı: 1 Çekimler arasındaki aralık: 0.5s c4: Ekran kapanma gecikmesi: 10s, 1m, 10s, 4s, 10m d: Çekim/ekran
    d1: CL modu çekim hızı: 5 fps d2: Maksimum sürekli bırakma: 200 d3: ISO ekranı: OFF d4: Senk. serbest bırakma mod seçenekleri: Senk. et d5: Pozlama gecikme modu: OFF d6: Elektronik ön perde deklanşörü: ON (Etkinleştir) d7: Dosya numarası sırası: ON d8: Pikleme vurgu rengi: R (Kırmızı) d9: Vizör kılavuz çizgi ekranı: ON d10: LCD aydınlatma: OFF d11: Sürekli modda canlı görüntü: ON e: Basamaklama/flaş
    e1: Flaş senkronizasyon hızı: 1/250* (1/250 s (Otomatik FP) e2: Flaş enstantane hızı: 1/60 e3: Flaş için pozlama telafisi: Tüm çerçeve e4: Oto flaş ISO duyarlılığı kontrolü: Konu ve arka plan e5: Pilot flaş: ON e6: Otomatik basamaklama (Mode M): Flaş/hız e7: Basamaklama sırası: Alt > MTR > üst f: Kontrollar
    f1: Özel kontrol atama Önizleme düğmesi: Önizleme Önizleme düğmesi + ön kadran: OFF (Yok) Fn1 düğmesi: OFF (Yok) Fn1 düğmesi + ön kadran: Pozlama gecikme modu Fn2 düğmesi: MENÜM AF-ON düğmesi: AF-ON Alt seçici: Netleme noktası seçimi Alt seçici merkezi: AE/AF kilidi Alt seçici merkezi + ön kadran: OFF (Yok) BKT düğmesi + ön kadran: Otomatik basamaklama Film kayıt düğmesi + ön kadran: Pozlama modu Otomatik netleme işlevi düğmeleri: Yalnızca AF kilidi f2: Çoklu seçici orta düğmesi Çekim modu: RESET İzleme modu: Zoom açık/kapalı -> 1:1 (100%) Canlı görüntü: RESET f3: Enstantane hızı ve diyafram kilidi: — (OFF / OFF) f4: Ayar kadranları özelleştir: Hepsi varsayılan değerde f5: Çoklu seçici: OFF (İşlem yapma) f6: Kadranı kullanmak için düğmeyi bırak: OFF (Hayır) f7: Ters göstergeler: – 0 + f8: Canlı görüntü düğmesi seçenekleri: ON (Etkinleştir) f9: Aydınlatma geç: LCD arka aydınlatma f10: MB-D18 düğmeleri ata Fn düğmesi: AE kilidi (Bırakılınca sıfırla) Fn düğmesi + ön kadran: OFF (Yok) AF-ON düğmesi: Fotoğraf makinesinin AF-ON düğmesiyle aynı Çoklu seçici: Fotoğraf makinesinin çoklu seçicisiyle aynı g: Film
    g1: Özel kontrol atama Önizleme düğmesi: Elektrikli diyafram (açık) Önizleme düğmesi + ön kadran: OFF (Yok) Fn1 düğmesi:Elektrikli diyafram (kapalı) Fn1 düğmesi + ön kadran: OFF (Yok) Fn2 düğmesi: Dizin işaretleme Alt seçici merkezi: AE/AF kilidi Alt seçici merkezi + ön kadran: OFF (Yok) Deklanşör düğmesi: Fotoğraf çek Film kayıt düğmesi + ön kadran: Pozlama modu Otomatik netleme işlevi düğmeleri: Yalnızca AF kilidi g2: Parlaklığı vurgula  
    Görüldüğü gibi çok seçenek var. Her ayar hakkında ayrıntılı bilgi veremeyeceğim, bu yüzden benim için gereken en önemli şeylerden bahsetmekle yetineceğim.
     
    "a - Otomatik Netleme” bölümü benim için oldukça önemli. Çünkü bu bölüm kameranızın otomatik odaklamasının ne şekilde olacağını kontrol eder. İlk iki ayar
     
    "AF-C öncelik seçimi" ve "AF-S öncelik seçimi"dir  
    ve Tek veya Sürekli modlarda çekime yardımcı olmak için vardır. Şahsen, "AF-C öncelik seçimi"ni "Bırak + Netle" olarak belirlemeyi tercih ediyorum. Bu ilk çekimden sonra netlemeye öncelik ver demektir. Nesne odakta değilse bu durumda fps hızını düşürebilir, bu yüzden hızlı harekete geçmek için D850'yi kullanmayı planlıyorsanız, bunu varsayılan "Bırak" seçeneğinde bırakmak en iyisidir. "AF-S öncelik seçimi"ndeki “Netle” ayarı, fotoğraf makinesini çekimi gerçekleştirmeden önce netlemeye zorlar. Netleme yapamazsa siz deklanşöre tam bassanız da çekimi gerçekleştirmeyecektir. Nikon D700 gibi önceki DSLR'lerden farklı olarak D850, AF-S modunda odaklanıp kadrajınızı yeniden oluşturduğunuzda çekim yapmanıza izin verir.
     
    Bir sonraki ayar, genellikle "3 (Normal)" varsayılan ayarında tuttuğum "a3: Sabitken netleme izleme" seçeneğidir. Bu ayar, odaklanılan nesnenin önüne başka bir nesne girdiğinde Otomatik odaklamanızın ne kadar çabuk etkinleşeceğini kontrol eder. Uçan kuşların çekimini yaparken, bu ayarı kısa gecikmelerle azaltmayı tercih ediyorum, çünkü odakladığım ve takip ettiğim kuşun önüne bir başka kuş girerse fazla beklemeden yeni kuşa odaklanmasını isterim. Çünkü o sırada "Seri çekim modu"ndayımdır ve makinem çekmeye devam etsin isterim. Netlikten taviz vermek istemem. Eğer kalabalık bir topluluk içinde oynayan çocuğunuzu çekmek istiyorsanız ve odağın hep onda olmasını istiyorsanız, bu ayarı “5 (Uzun)” şeklinde ayarlamanız gerekebilir. Çünkü araya başka çocuklar girdiğinde odağın onlara kaymasını istemezsiniz. Diğer durumlarda bu ayarı "3 (Normal)"de tutuyorum.
    "Konu hareketi" ayarımı varsayılan olarak orta konuma getiririm, bu ayarda oldukça iyi çalışır, ancak konu hareketinin sabit veya değişken olmasına bağlı olarak bunu değiştirmek isteyebilirsiniz.
     
    Odaklama için "Yüz algılama" özelliğini açık tutmayı seviyorum, böylece izleme alanı "Geniş" olarak ayarlanmışken, 3D izleme yüz algılama özelliği açık.
     
    Dikey ve yatay çekim için ayrı ayrı odak noktalarını kaydetmeyi seviyorum, böylece “a7: Konuma göre kaydet” ayarını "Netleme noktası" olarak ayarlıyorum.
    D850'mdeki en sevdiğim özellik; "AF-ON".
    Makinemdeki “a8: AF etkinleştirme” ayarı “Yalnızca AF-ON” ayarlıdır. Bunun anlamı şudur: netlemeyi artık deklanşöre yarım basarak yapamayacaksınız, bunun yerine netlemeyi kameranızın arkasında, size bakan yüzündeki “AF-ON” düğmesine basarak yapacaksınız demektir. Bu özellik tüm kameralarımda varsayılan olarak her zaman kullandığım harika bir özelliktir. Bir kez AF-ON tuşuna basarak netlediğinizde elinizi kaldırsanız dahi siz bir kez daha basana kadar netleme kilitli kalacaktır. Şimdiye kadar denemediyseniz, mutlaka deneyin. Başlarda alışmak biraz zor gelse de, alışınca bırakamayacaksınız.
     
    Köşelerdeyken odak noktalarımı ekranın diğer yanına kaydırmayı sevmiyorum ve tüm odak noktalarını etkinleştirerek çekim yapmaktan hoşlanıyorum. Dolayısıyla "a11: Netleme noktası sarmalı” özelliğini kapatıyorum, “Sarma” olarak ayarlıyorum.
    Spor ya da vahşi hayat çekerseniz, D850'nin odaklama seçeneklerinin sayısını sınırlamak için "a9: AF alanı mod seçimini sınırla" adımını kullanmalısınız. "Dinamik alan AF (9 nokta)" veya "3D-izleme" veya bir başka modda asla çekim yapmayacaksanız, menüden bunları devre dışı bırakabilirsiniz. Bunu yaptıktan sonra, kameranın ön tarafındaki AF alanı modu düğmesine bastığınızda seçenekler listesinde bu seçenekleri size göstermeyecektir! Aynı şey “a10: Otomatik netleme modu kısıtlamaları” için de geçerlidir, eğer AF-S'de çekim yapmıyorsanız, alandaki olası odaklanma sorunlarını önlemek için bunları tamamen kapatabilirsiniz.
     
    “b - Ölçüm / pozlama” ayarlarından hiçbirini karıştırmam, bu yüzden onları varsayılan değerlerde bırakmanızı tavsiye ederim. Ayrıca, normalde 5 veya 10 saniyeye ayarladığım “Zamanlayıcı” seçeneğinin yanı sıra, tüm “Zamanlayıcılar / AE kilidi” alt bölümünü de es geçerim.
     
    “d - Çekim / Ekran” altında, iki ana ayarım “Pozlama gecikme modu” ve “Elektronik ön perde deklanşörü”dür. "Pozlama gecikme modu" çok önemlidir, çünkü her fotoğraf çekilmeden önce bir gecikme süresi ayarlamanıza izin verir, bu da kameranın titremesini tamamen ortadan kaldırabilir. Temel olarak, "Pozlama gecikme modu" açıkken, kamera ilk önce aynayı kaldırır, ardından ayarladığınız süre kadar bekler ve süre bitiminde fotoğrafı çekmek için deklanşörü açar. Güzel olan şey, korkulan ayna hareketinden kaynaklı "ayna şokunu" tamamen ortadan kaldıran 3 saniyeye kadar gecikme belirtebilmenizdir. Bu yüzden yanınızda bir kablolu uzaktan kumandalı deklanşör tetikleyicisi yoksa, kamera titremesini azaltmak için bu özelliği kullanabilirsiniz ve gerçekten iyi sonuçlar üretir. Otomatik zamanlayıcı özelliği ile birlikte kullanılabilir veya daha iyisi, Mup (Ayna kalkık) veya Sessiz deklanşör modlarından birini kullanıyorsanız, “Elektronik ön perde deklanşörü” özelliğini aktif ederek kamerada oluşabilecek ayna ve optüratör kaynaklı tüm titreşimleri tamamen ortadan kaldırabilirsiniz. Bu, düşük ışık koşullarında manzara ve mimari çekimlerinde çok düşük deklanşör hızlarında kullanmanızı tavsiye ettiğim harika bir özelliktir. Neyse ki Nikon D850'ye Q ve Qc sessiz deklanşör modları ile Elektronik ön perde deklanşörü özelliğini kullanma yeteneğini ekledi, bu yüzden manzara / mimari çekiyorsanız, kameranızı varsayılan olarak “Q” modda tutmanızı öneriyorum. Nikon, bu özelliğin D850'de çalışmasını değiştirdi, artık önceki nesil Nikon DSLR'lerde olduğu gibi deklanşöre iki kez basmanız gerekmiyor. Artık Canlı Önizleme açıkken fotoğrafı çekmek için deklanşöre bir kez basmanız yeterli. Bunu “Pozlama gecikme modu” veya “Sessiz canlı görüntü çekimi” ile birleştirin ve kameranızdan sıfır titreşim alın. Bu sayede kameranın mekanizmasından kaynaklı tüm titreşimler ortadan kaldırılacağından sadece rüzgar ve üçayak stabilizasyonlarına dikkat etmeniz gerekecektir. Bu konuyla ilgili daha detaylı bilgi ve örnekler için Pozlama Gecikme Modu ve Daha Net Fotoğraflar başlıklı yazıma göz atabilirsiniz.
     
    "Pikleme vurgu özelliği"ni Canlı Önizlemede kullanmayı planlıyorsanız, istediğiniz rengi "d8: Pikleme vurgu rengi" kısmından ayarlamanızı öneririm. "Kırmızı" renk benim için en iyi sonucu verdi, ancak hepsi fotoğrafladığınız nesnenin rengine bağlıdır, bu yüzden bu menüden uygun rengi seçtiğinizden emin olun.
     
    “d9: Vizör kılavuz çizgi ekranı”, vizörde dikey ve yatay çizgiler oluşturan güzel bir özelliktir. Çekim yaparken bu ızgaraları her zaman kullanırım, ufuk çizgisini yatay veya dikey olarak hizalamak ve kompozisyonuma daha iyi bir şekilde yön vermek için bir yardımcıdır.
    "e - Basamaklama / Flaş" bölümlerine girmeyeceğim, çünkü bu kendi başına ayrı bir makale konusu olacak kadar detaylı bir konudur. Burada genellikle değiştirdiğim tek şey basamaklama sırasıdır. Çektiğim kareleri Düşük pozlanmış, Normal, sonra Aşırı pozlanmış gibi kullanmayı seviyorum, bu yüzden "e7: Basamaklama sırası" nı "Alt > MTR > üst" olarak ayarlıyorum.
     
    “f - Kontroller” bölümü sıkça kullandığım bölümdür, çünkü orada bana çekim anında zaman tasarrufu sağlayan bazı güzel özellikler var. Her şeyden önce "f1: Özel kontrol atama" bölümünü gözden geçirin ve her atanabilir düğme için kendi favori seçiminizi yapın. Benim için temel özellikler, Pozlama gecikme modu için ayarladığım Fn1 düğmesidir, Fn1 düğmesine basılı tutarak ve arka kadranı çevirerek farklı gecikme modları arasında kolaylıkla geçiş yapabilirim, böylece kameramın menülere dalmadan belirli bir gecikmeyi hızlıca seçebilirim.
     
    Ardından Fn2 düğmesini "MENÜM" olarak atarım, böylece MENÜM bölümünden ihtiyaç duyduğum her şeye hızlıca erişebiliyorum. MENÜM kısmına çok sık kullandığım ayarları ekliyorum. Nikon D850'de "AE / AF" kilit düğmesi artık olmadığından, joystik'i bu işlevi üstlenecek şekilde ayarlamak en iyisidir, böylece yapmanız gereken tek şey joystik düğmesine basmak ve pozlamayı ve odağı kilitlemek istediğiniz yerde tutmaktır. Bu özellik, özellikle panorama çekimlerinde sağ kolunuz olacaktır.
     
    Son olarak, çekim esnasında kamera çekim modlarımı sıkça değiştirdiğimden, üst kısımda yer alan "MODE" düğmesini çok kullanışlı bulmuyorum, çünkü bu işlem için her iki elimi de kullanmak zorundayım. Bu yüzden bu işlevi, deklanşör düğmesinin hemen üzerinde yer alan Film kayıt düğmesine  atıyorum, bu benim için sorun değil çünkü film kayıt düğmesine ihtiyaç duymuyorum. Bu şekilde, kamera modunu sadece sağ elim ile değiştirebiliyorum.
     
    “f2: Çoklu seçici orta düğmesi” ayarını izleme modunda bastığımda görüntüyü %100 yakınlaştırmak için ayarlıyorum. Ancak, varsayılan değer "Az büyütme (%50)" olduğundan, "1: 1  (%100)" büyütmeye ayarlandığından emin olun. Doğru büyütme seviyesine gelene kadar soldaki "+" zum düğmesine sürekli basmak yerine bu özelliği kesinlikle seveceksiniz. Bu size düğme basışlarında 6 zum tasarrufu sağlar  :-) .
     
    Kontroller bölümünün geri kalanını varsayılan değerlerde bırakırım. Video çekecekseniz, işlev düğmelerinin kendi ihtiyaçlarınıza göre ayarlandığından emin olmak için "g - Film" altındaki "g1: Özel kontrol atama" ayarlarına bir göz atın.
    Ayarlar Menüsü
    Burayı makinemi ilk aldığımda "Dil", "Saat dilimi ve tarih", "Ekran parlaklığı", "Telif hakkı bilgisi", "Wi-Fi" gibi ayarlar için kullanırım daha sonrasında birkaç işlev dışında burayı çok sık kullanmam. "Resim yorumu" ve "Telif hakkı bilgisi" bilgilerini mutlaka girerim, temel olarak bu ayarlar her fotoğrafa gömülen metin bilgilerini oluştururlar. Bellek kartınızı bir yerde kaybederseniz ve bir kişi bunu bulursa, kartınızın üzerinde herhangi bir yazı vs yoksa, kartı bulan kişinin buradaki dosyaların bir tanesindeki telif hakkınızdan ve/veya Adınızdan size ulaşmasına yardımcı olabilir, çok mu iyi niyetliyim sizce? Artı, RAW dosyalarına veri yazıyorsunuz, bu nedenle bir fotoğrafın sahibi olduğunuzu ispatlamak isterseniz RAW dosyası iletişim bilgilerinizle birlikte mükemmel bir kanıt oluşturabilir. Ben her ihtimale karşı kullandığım tüm SD ve XQD kartlarımın üzerine Adımı, Soyadımı ve cep numaramı CD kalemi ile yazarım.
     
    Bir akıllı telefona veya tablete fotoğraf göndermek için kameranın Wi-Fi özelliklerini kullanmayı planlıyorsanız ya da LCD'de dokunmatik kontrolleri etkinleştirmek gibi diğer ayarları buradaki menü seçenekleri altında bulacaksınız.
     
    "MENÜM" altında sıkça kullandığınız önemli öğeleri eklediğinizden emin olun, böylece onlara hızlıca erişebilirsiniz. Kişisel olarak, "ISO duyarlılığı ayarları", "Otomatik zamanlama", "Netleme kaydırmalı çekim” (Focus stacking), "AF ince ayarı", "Elektronik ön perde deklanşörü" ve “Pozlama gecikme modu” gibi birkaç menü seçeneği ekledim, ancak hepsi bir tercih meselesi.
    Otomatik Lens kalibrasyonu özelliği
    Son olarak, Nikon D850 ile artık lenslerinizi otomatik olarak kalibre etme özelliğine sahip olduğunuzu unutmayın. Loş ışıkla aydınlanmış ortamlarda, özellikle akşam karanlığında sıkça çekimler yapıyorum. Loş ışıkta doğru AF ölçümü, D850’nin yüksek piksel sayısından tam olarak yararlanmak için çok önemlidir. D850’nin otomatik AF ince ayarı, kullandığınız her bir lens için AF ince ayarlarını otomatik olarak yapmanızı sağlar.
     
    Bir duvara yüzeyi parlak olmayan kontrastlı bir kağıt asın. Makinenizi bir üçayak üzerine sabitleyin. Üçayağın yüksekliğini, duvara astığınız kağıdın netleme alacağınız bölgesine makineniz dik gelecek şekilde ayarlayın. Üçayağı, kullandığınız lensin odak uzaklığının 25 katı kadar bir uzaklığa ayarlayın. Örneğin; 200mm odak uzaklığı için, 200mm x 25 = 5 metre uzaklıkta olmalısınız. 
      Ardından, Canlı Önizleme moduna (Live view) geçin ve hedefinize odaklanın. Yukarıdaki ŞEKİL 1'de 2 nolu daire içerisinde gösterilen ortadaki "AF modu" ve Film kayıt  düğmelerini aynı anda basılı tutun. LCD'de ilerlemek isteyip istemediğinizi soran bir ekran çıkacaktır, Evet'e basın.
      Sonraki ekran size kaydedilen değeri gösterir. Bu şekilde birçok farklı lens hassas bir şekilde ayarlanır ve bu değerlerin tümü gelecekteki kullanımlarınız için saklanır.  
    Önemli NOT: Bu işlemi yaparken AF Modunun "AF-S", AF Alan Modunun "Tek Nokta AF" ve netleme noktasının tam ortada olduğundan emin olun.  
     
    AF mikro ayarının nasıl çalıştığını öğrenmek istiyorsanız, "Back-Front Focus Problemi Nedir, Nasıl Anlaşılır, Lens Kalibrasyonu Nasıl Yapılır?" başlıklı makaleme göz atın.
     
    Umarım bu makaleyi faydalı bulmuşsundur. Bir kez daha belirtmeliyim ki, bunlar benim için işe yarayan ayarlardır ve sizin ihtiyaçlarınıza uymuyor olabilirler. Mevcut tüm özelliklerden ve özelleştirmelerden yararlanmak için fotoğraf makinenizi keşfetmeniz ve her ayarı mümkün olduğu kadar çok öğrenmeniz en iyisidir.
     
    Nikon D850 hakkında çok detaylı bir inceleme yazı dizisi hazırlıyorum, çok yakında blogumda yayınlayacağım. Tüm özelliklerini çekmiş olduğum örnek fotoğraflarıyla detaylıca açıklıyorum. Haberdar olmak için bloguma abone olmanız yeterli olacaktır.
     
    Işığınız bol olsun.
    Sebahattin Demir
    Son birkaç yıldır dijital fotoğraf makinesi pazarında istikrarlı bir düşüş gözlemleniyor. Bazıları bunun nedenini akıllı telefonlara bağlarken, bazıları diğer başka faktörlere de bağlıyor. Ben de satışların küçülmesine katkıda bulunan çeşitli etkenlerin olduğuna inanıyorum. Bu faktörlerden biri, son zamanlarda birçok fotoğrafçının yaşadığı "Yeni Kamera Satınalma Sendromu" olabilir. Görüntü algılayıcıları yani sensörler yenilik duvarına oldukça fazla çarpmaya başladılar, kamera üreticilerinin son zamanlarda daha fazla çözünürlüğü ve özelliği sunmakta zorlandıklarını görüyoruz ve bu da potansiyel alıcılarda kararsızlık olarak geri dönüyor.
    Giriş seviyesi kameralara bir göz atarsak; hepsi kamera kirliliğine katkıda bulunuyormuş gibi görünüyor, piyasada onları öne çıkarak, ses getirecek, heyecan verici özellikte yeni bir model üretemiyorlar. Daha önceki yıllarda gördüğümüz gibi görüntü kalitesinde büyük bir sıçrama görmüyoruz.
     
    2012 yılında Nikon'un D800 ve D800E kameralarını ve Canon'un 5D Mark III'ü piyasaya çıkardığı dönemde belki de kamera ekipmanına olan ilginin en büyüklerinden biri yaşanıyordu. Bu dönem çok iyi bir dönem oldu. Nikon fotoğrafçıları 12MP sensörler kullanırken, D800 / D800E ile 36MP görüntülere geçmenin ne kadar büyük bir sıçrayış olduğunu fark ederken, Canon 5D Mark III ile film kayıt endüstrisinde kuralları değiştirdi. Nikon'un ön siparişleri karşılaması bile aylar aldı, çünkü talep çok yüksekti. Nikon o sıralar kendi pazarı için daha fazla f/1.8 objektiflerle birinci sınıf objektif hattını yeniden canlandırmakla meşguldü. Ve Canon, 5D Mark III'ü ve bir sürü yeni lensi yepyeni bir pazar segmentine satmakla meşguldü. Kuşkusuz 2012 büyük ikili için altın yıl oldu.
    Yenilik eksikliği
    Dört yıl ilerleyelim. Ne Nikon ne de Canon pazara yenilikçi bir şey getiremedi. Nikon D810 modelini duyurdu, bu çok marjinal ancak fonksiyonel bir yükseltmeydi, tartışmasız Nikon D800 / D800E kameranın ardından piyasaya sürülmesi gereken bir kameraydı. Bunu, D800 çıktığında herkes gibi o sele kapılarak alıp kullanan biri olarak söylüyorum, neyse ki D810 anons edildi ve hemen almış oldum. Çünkü D800 ve D800E yutturmacası çok geç anlaşıldı. Bence Nikon D800 ve D800E ile çok iyi bir teknolojik hamle yaparken bazı şeyleri biraz aceleye getirdi ve bu modellerde sonradan çıkan tatminsizlikleri hızlıca farkedip bu eksiklikleri Nikon D810 ile tamamladı, yani bence asıl teknolojik hamle D810 oldu Nikon için.
     
    D600 fiyaskosundan sonra Nikon çok dengeli D750 modelini çıkardı ama arzu ettiği büyük satışları yapamadı. Canon, 50MP 5DS ve 5DSR fotoğraf makineleri ile sert bir baskı uyguladı; ancak bu da gerçek anlamda bir yenilik olarak algılanmadı ve 5D Mark IV video özellikleri ile ilgilenen birçok insan için hayal kırıklığı yarattı.
     
    Bu arada, diğer kamera üreticileri aynasız teknolojiyi ellerinden geldiğince çabuk yayıyorlardı. Aynasız kameralar DSLR pazarından kesinlikle önemli bir pazar payı kazanmış olmalarına rağmen, hızlı hareket eden nesneleri yakalamak açısından AF Sistemlerinde bazı dezavantajlara sahip oldukları için üst segment DSLR'lere henüz tam olarak rakip olamıyorlar. Aynasız kameraların sunduğu birçok teknolojik çekiciliğe rağmen, pazar penetrasyonu ve sonuçta ortaya çıkan satışlar oldukça düşük kaldı.
     
    "Dijital Kameralarda AF Sistemi Nasıl Çalışır?" başlığı ile, aynasız kameraları da kapsayan AF Sistemleri hakkındaki detaylı yazımda; günümüz aynasız kameraların hareketli nesnelerin takibinde henüz güçlü bir DSLR kadar kararlı ve başarılı olamadıklarını belirtmiştim. Bu düşünceme aynasız kamera kullanan birkaç dostumdan itiraz gelmişti. Hala aynı düşüncedeyim.
     
    Şu anda Nikon D810, Nikon D850 ve biri APSC diğeri M4/3 sensörlü iki üst segment aynasız kamera kullanan ve aksiyon çekmeyi seven bir fotoğraf gönüllüsü olarak söylüyorum; profesyonel bir spor müsabakasında aynasız kamera kullanan profesyonel spor muhabirleri görmeye başladığımda bu düşüncemi değiştireceğim, söz  :-) 
    Daha fazla çözünürlük, özellik ve daha büyük sensörler
    Daha fazla çözünürlük sunmak pazarın hızlı bir şekilde toparlanmasına yetmedi, ekstra özellikler eklemek de işe yaramıyor gibi görünüyor; kamera üreticileri bu nedenle taktik değiştirdiler, "Daha büyük, daha iyi" veya "Daha küçük, daha hafif" gibi iki ayrı kampa bölündüler. Tam çerçeve (FF) kameralar hiç bu kadar ucuz olmamıştı. Fuji ile Hasselblad  daha büyük boyutta sensörler isteyen profesyonel fotoğrafçılar için "uygun fiyatlı" orta format alanını açtılar. Bence, FF kameralardaki marjinal gelişmeler ve odak kitlesinin azlığı nedeniyle, orta format büyük olasılıkla çok küçük bir yerde kalacak ve bu nedenle büyük resmi fazla etkilemeyecektir. Günün sonunda, tüm kamera sistemleri belirli bir sensör boyutu için çok benzer görüntü kalitesi üretiyorlar ve daha küçük 1" (2.35cm) sensörler çoğu fotoğrafçı için mükemmel bir seçenek olabilir.
    Fotoğraf makinesi satın almak artık bir yatırım değil
    Piyasada pek çok farklı kamera marka ve modeli için çok fazla seçenek var. Geçmişte kameralar hakkında konuşurken "yatırım" kelimesini kullanılırdı, bir kamera aldığınızda ona ciddi paralar öderdiniz ve yıllarca kullanmak üzere alırdınız. Bu nedenle, kamera sistemlerini değiştirme ve yükseltme maliyeti birçok kişi için engelleyici bir unsurdu. Eldeki donanımın özellikleri yapılan işte artık tükendiğinde, yani mecbur kalındığında yeni bir yatırım yapmaya karar verilirdi.
     
    Bugün ise sensör teknolojisi konusunda sanki inovasyon girdabına girmişiz gibi hissediyorum, o nedenle çoğu fotoğrafçı geçmişte olduğu gibi işi gereği en yeniye sahip olma isteği hissetmiyor. Çünkü elindeki ile yeni alacağı arasındaki fark onda bir sıçrama hissi uyandırmıyor, üstelik üzerine verilecek hatırı sayılır ekstra maliyet de cabası. Şimdi merak ediyor olabilirsiniz, "Yeni Kamera Satınalma Sendromu" nun bununla ne ilgisi var?
    Yeni Kamera Satınalma Sendromu nedir?
    Yeni Kamera Satınalma Sendromu, hep hayalini kurduğunuz bir kamerayı artık satın alma niyetine girdiğinizde yaşanır. Burada niyet, yeterince iyi çözünürlüğe, çekim hızına, ISO performansına ve ihtiyaçlarına yönelik özelliklere sahip bir kamera bulmaktır; böylece daha sonra bu özelliklere ihtiyaç duymak zorunda kalmayacaksınızdır.
     
    Şahsen, kelimenin hastalığa benzer bir olumsuzluğu çağrıştırması nedeniyle bu durumu açıklamak için "sendrom" kelimesinden hoşlanmadım. Fakat bence uzun yıllar başka bir kamera satın almak istememek kötü bir şey değil, bu nedenle bu terimi "Yeni Kamera Satınalma Evresi" gibi daha dostça bir tanımla değiştirmeye ne dersiniz?
    Yeni Kamera Satınalma Evresi -
    Fotoğrafçılar için iyi, Kamera üreticileri için kötü
    Sensörler daha iyi hale gelmezse kameraları yıllarca yükseltmemeyi seçmek fotoğrafçılar için kesinlikle iyi bir durumdur. Gerek yoksa neden para harcayasınız? Daha az ekipman merakı ve sonuçta alımlardaki azalma, kamera ekipmanının daha uzun süreli kullanımına ve değerine dönüşür. Yeni kameralar daha az satın alınırsa, ikinci el piyasa mevcuttaki gibi çöplüğe dönüşmez. Ve belki de bir gün bir kamera satın almak yine "Yatırım" olarak düşünülebilir.
     
    Bu davranış ile daha da azalacak pazar hacmi kamera üreticilerinin alt çizgisini olumsuz etkileyecektir. Satışların düşmesi, kamera üreticilerinin Pazarlama ve Ar-Ge bütçelerini küçültmesine ve bunun sonucunda yalnızca belirli dönemlerde başlatılan kamera modellerinin sayısının azalmasına değil, uzun vadede kamera fiyatlarının potansiyel olarak artmasına da neden olur, bu BİZİM için kötü olur. Satışlar gerçekten de kötü giderse daha küçük oyuncular yarıştan tamamen çıkabilir ve bu kesinlikle HERKES için kötü olur.
     

    En İyi "Yeni Kamera"?
    İhtiyaçlarınıza göre en iyi kamerayı seçecek olsaydınız ne yapardınız? Şahsen tüm ihtiyaçlarıma cevap verebilecek tek bir marka model bulamıyorum, keşke olsaydı.
     
    Burada farklı fotoğrafçılık alanları için kişisel olarak nasıl bir kombinasyon seçerdim, bunun hızlı bir özetini bulabilirsiniz. Bunlar elbette benim seçimim. Eminim sizin bundan çok farklı seçimleriniz, önerileriniz olabilecektir.
     
    Gündelik İhtiyaçlar: Bir Fuji X-T2 ve bir adet Fujinon 23mm prime veya bir adet 18-135mm zum lens veya eşdeğerinde M4/3 (Micro Four Thirds) kamera ve lensler.Nikon D750, hafif Nikkor f/1.8 prime lensleriyle birleşince de çok iyi görüntü kalitesi için mükemmel bir seçim olacaktır.
      Manzara / Mimari Fotoğrafçılık: Nikon D850 veya D810 ve Kutsal Üçleme'li f/2.8 serisi (14-24mm, 24-70mm, 70-200mm).
      Spor / Yaban Hayatı Fotoğrafları: 200-500mm VR süper telefoto lensli bir Nikon D500.
      Portre Fotoğrafçılığı: Konu / yüz izleme özelliği iyi olan herhangi bir APS-C veya tam çerçeve aynasız kamera (Fuji X-T2, Sony A7 serisi, vb.).  
    Sizce bu listede neler olmalı? Bunları ve varsa diğer öneri, yorum ve eleştirilerinizi "Yorumlar" kısmından benimle paylaşın.
     
    Işığınız bol olsun.
     
    Kaynak   : Arthenos.com
    Yazı linki : Yeni kamera satınalma sendromu
     
    Sebahattin Demir
    Günümüzde fotoğrafçıları tehdit eden, adeta bir veba gibi saran oldukça ciddi hastalıklar olduğu bilinen bir gerçektir. Birçoğumuz ekipman toplama sendromu ve bunun gibi diğer fotoğraf bağımlılıklarını duymuş olsak da, fotoğrafçı kategorilerini içerecek şekilde fotoğrafçılık terimini biraz genişletmek istiyorum. Bunların bazıları yıllardır zaten varken bazıları ise son zamanlarda İnternetin karanlık köşelerinden doğmuşlardır.
     
    Son zamanlarda bu konuda birçok yazı ve araştırma okudum, videolar izledim. Okuduklarımdan ve izlediklerimden bir derleme yapıp bu yazıyı yazmaya karar verdim.
     
    Önce marka fanatikleriyle başlayıp ardından daha spesifik türlere geçmek istiyorum.
    1. Nikon Fanatikleri
    Bir Nikon fanı yalnızca Nikon markalı ekipman ile çekim yapar. Nikon kameralar ve Nikkor objektiflerle uzun yıllardır çekim yapmakla birlikte, diğer kamera markalarına karşı şiddetli bir alerjik reaksiyon geliştirmiştir. Bir Nikon dövmesi vardır, kahvesini yudumladığı kupa bile bir Nikkor objektifin dışından yapılmıştır. Her yıl doğum günlerini kutlarken Nikon DSLR şeklinde çikolata kaplı pasta yer. Bu Nikon fanları çevrelerindeki hiçbir Nikon sunumunu kaçırmazlar. Nikon'un 100. Yıldönümünde sınırlı sayıda ürettiği fotoğraf makinesinin veya objektiflerin aşırı fiyatına bakmadan, ilk sahip olan onlar olur. Nikon Model 1'in sınırlı sayıdaki kristal model versiyonuna sahip olmaktan büyük gurur duyarlar. Aynasız kameraların çok hızlı artış gösterdiği günümüzde, Nikon fanlarının ölmekte olan bir cins olduklarını düşünebilirsiniz, ancak yanılırsınız. Nikon'un 100 milyondan fazla mercek sattığını göz önüne alındığında demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.
    2. Canon Fanatikleri
    Gerçek bir Canon fanı, Nikon fanlarını ve onların ortaya attıkları dinamik aralıkları ve temel ISO performans iddialarını dinlemez bile. Canon 6D Mark II'nin bir APS-C fotoğraf makinesinden daha kötü dinamik aralığı var mı kimin umurunda? Kamera, yüksek ISO'larda mucizeler gerçekleştirir ve doğal görünümlü cilt tonlarıyla güzel Canon renkleri sağladığı sürece bu onları mutlu etmek için yeterlidir. Gerçek Canon fanları şeffaf cam kamerayı her zaman bilir.
     
    "Öfff, siz hala siyah objektiflerle mi çekiyorsunuz, bunlar yaz aylarında soba gibi ısınırlar dostum! Pro sınıfı beyaz objektiflerimiz bundan etkilenmez, işte bu yüzden Olimpiyatlarda daha çok profesyonelin beyaz objektiflerle çekim yaptığını görürsünüz" (kendilerine göre haklı) edası içindedirler.
    3. Sony Fanatikleri
    "DSLR öldü" derler. Bir Sony fanı, Nikon ve Canon'un Kodak'la aynı kaderi paylaşmalarının an meselesi olduğuna inanır ve uzunca zamandır da o anı bekler. Tüm cepleri yedek batarya ile dolu şekilde dolaşıyor olsunlar, onlar için buna değer. Elinizde bir sürü Canikon (Canon ve Nikon kısaltması) objektifi mi var? Endişelenmeyin, onlar için herhangi bir ekipman Sony Aynasız bir kameraya kolaylıkla adapte olabilir. Sony A9, gerçek dünyadaki hem Nikon D5 hem de Canon 1D X Mark II'yi ezerken, varsın olsun henüz bir süper telefoto prime objektifleri olmasın, gerçek bir Sony fanı memnuniyetle bekler, artı, yeni "FE 100-400mm GM" bir "Canon 200-400mm f/4"ten daha keskin, bu nedenle büyük objektifler gerekli olmayabilir.
     
    Aslında Nikon da bir Sony fotoğraf makinesidir, çünkü hepsi de Sony tarafından üretilmiş sensör teknolojisine sahiptir. Sony aynasızlar bir DSLR katilidir!
    4. Pentax Fanatikleri
    Mükemmel bir fotoğraf makinesi tartışmasını karakolda bitirmek ister misiniz? Bir Pentax fanını davet edin ve herhangi bir Pentax ürünü hakkında kötü bir şey söyleyin. Kuşkusuz, dünyadaki hiçbir markanın bu tür özverili ve adanmış bir topluluğu yoktur. Şimdiye kadar bir Pentax fanı ile tanışma fırsatı bulduysanız, tek çıkışınız, saçma marka kameranızdan Pentax'a geçiş konusunda ondan rehberlik etmesini istemek ve konuşması için ona izin vermektir. Pentax Q'nun çuvalladığını kim söylüyor? Bu sadece, dünyanın görebileceği en büyük kamera olan K1'i ortaya çıkarmak için bir saptırma stratejisiydi.
    5. Fuji Fanatikleri
    Her Fuji fanı, X serisi kameralarının pazardaki tüm tam çerçeve (FF) kameralardan daha iyi performans sergilediğini bilir. Fuji APS-C aslında yeni 35mm'dir, bunu duymadınız mı? Sihir, her Fuji X kamera sensörünün kalbindeki X-Trans filtre dizisinde yatar. Retro kumandalarla, süper hafif yapıda ve insanlık tarihinde üretilmiş en göze çarpan objektiflere sahiptirler. Tam çerçeve DSLR'lerin bir sürü dezavantajı vardır, saymakla bitmez.
     
    Bir Fuji fanı sadece yedeklemek için RAW'a başvurur, zamanını MTF çizelgelerini veya piksel gözlemcilerini analiz ederek boşa harcamaz, bir Fuji kamerasıyla dışarı çıkar, önemli olan tek şey fotoğrafın çekilmesidir.
    6. MTF Fanatikleri
    Her MTF (Micro Four Thirds) fanı, 4:3 en-boy oranını kimin dijital fotoğraf dünyasına getirdiğini bilir. Hatta iPhone, fotoğraf çekerken 4:3 en/boy oranını kullanır ve bugün piyasadaki en popüler telefondur! MFT fanları, büyük, hantal ve ağır kamera ekipmanlarından uzak dururlar. Bir MFT sistemi pratik olarak cebinize sığabiliyorsa neden bunlarla uğraşıyorsunuz ki? Her aynasız üreticisi başarısını MFT'e borçludur. Olympus ve Panasonic olmasaydı, insanlar hala tarih öncesi DSLR fotoğraf makineleri ile çekim yapıyorlardı.
    7. Leica Fanatikleri
    Almanya'da mı üretildi? Evet.
    Henri Cartier Bresson? Evet.
    Sessiz, sakin bir çekim mi? Evet.
    Koleksiyon? Evet.
    En üst düzey cam? Kahretsin ya Evet!
    Form fonksiyon takibi (Form follows function)? Come on dostum, bu ifadeyi Leica icat etti, tabi ki Evet!
    Leica kullanmak ayrıcalıktır ve ödenilen her doların her sentine değer. Unutmayın, Leica ile bir sistem satın almazsınız, bir yaşam tarzına sahip olursunuz! Leica taklit edilemez, taklitçiler Leica'dan bu yüzden nefret eder, çünkü bir Leica üretmeye güçleri yetmez. Fuji, Leica'nin Çin versiyonudur. Leica fanına meydan okumaya cesaret edemezsiniz, yoksa sizi sınırlı sayıda üretilmiş olan Porsche Carrera GT'leriyle sıkıştırırlar!
    8. Aynasız Guruları
    Boyut ve ağırlık sorunu ve elektronik vizör, bir aynasız gurusunun cümleye başladığı yerdir. Bir aynasız gurusuyla, DSLR'nin neden ölmekte olduğuna ilişkin saatler süren bir tartışma yapabilirsiniz ve kendinizi birden "VHS vs Blu-Ray" gibi çok karmaşık analojiler içerisinde bulabilirsiniz. Bu sürede, canlı histogram, elektronik vizör (EVF), odak boyama (focus peaking), hızlı sensör ... gibi terimlerle fotoğrafçılık kütüphanenizi kesinlikle zenginleştireceksiniz. Bir Aynasız gurusundan Faz Algılama AF Sistemi'nin ne kadar önemli ve kararlı olduğunu saatlerce dinleyebilirsiniz.
     
    Gerçek bir aynasız gurusu dakika dinlenmez. Zamanının çoğunu internette bulabildiği aynasız ve DSLR tartışmalarını aramaya harcar. "İnanılmaz aynasız teknolojisi"nin farkındalığını yaymanın kutsal görevleri olduğunu bilirler; Aynasız bir ekipman almaya razı ettikleri DSLR kullanıcı sayısı arttıkça, kendilerini daha güvende hissederler.
    9. DSLR Ölümüne Fanatikleri
    Bir DSLR ölümüne fanatik Elektronik vizörleri önemsemez, çünkü optik vizörler kendisine gözlerinin gördüğü şeyin gerçek görüntüsünü verir, Elektronik vizörler bir miktar gösterişli OLED pikseliyle her görüntüyü vermezler. Daha önce bir elektronik vizör denemiştir ve onda baş ağrısı yapmıştır. Aynasız kameraların kullanılmasından nefret ederler, makine dediğin ele oturmalıdır. Elindeki DSLR'ın ona verdiği taş gibi sağlamlık hissini takdir eder ve birçoğunu neredeyse hiç kullanmadığı milyonlarca farklı seçeneğe sahip menü sistemi ile mutlu hissederler.
    10. Piksel Röntgencileri
    Bir görüntüyü %100 veya daha yüksek yakınlaştırma seviyelerinde bakmadan değerlendiremeyen kişidir. Piksel düzeyi, verileri oluşturmak için yeterli çözünürlüğe sahip olmadığı için Piksel röntgencileri yalnızca dijital fotoğrafçılığı değerlendirebilirler. Onlar, yalnızca çift monitör ile çalışırlar, çünkü bu, pikselleri gözetlemenin en mükemmel yoludur. Lightroom ikinci monitörde varsayılan olarak %200 büyütme ile açılır, çünkü bir fotoğrafın bile bakılmaya değer olup olmadığını böylece kolaylıkla anlayabilirler. Web'i herhangi bir yeni fotoğraf makinesinin yüksek çözünürlüklü görüntüleri için tarar ve görüntünün her parçasını dilimlemek ve karelere bölmek için Lightroom'a aktarırlar. Herhangi bir fotoğrafın %100 görünümüne bakmakla anında kamera marka ve modelini tanırlar, dinamik aralık özelliklerini ve fotoğraf makinesinin Low-Pass filtresi olup olmadığını anında söylerler. Piksel röntgencileri, Lightroom kataloğunda tek bir odak dışı görüntü istemediklerinden, sahip oldukları her merceği kalibre etmek için haftalarını harcarlar.
    11. DxOMarker'lar
    Fotoğraf çekmekten çok sayıları seven nispeten yeni bir fotoğrafçı türüdür. Kutsal kitap gibi DxOMark verilerine sürekli atıfta bulunurlar. Bir kameranın 0,1 EV alt dinamik aralık performansına sahip olduğunu iddia eden birini duyarsanız bir DxOMarker ile tanıştınız demektir. Her satın alımlarında DxOMark verilerini temel alırlar ve yalnızca en yüksek netlik sayılarına sahip merceklere bakarlar, çünkü bunların dışındaki diğer her şey alakasızdır. DxOMarker'lar piksel röntgen odaları olduklarını itiraf etmekten korkmazlar.
    12. Söylenti Fanatikleri
    Hangi kamera ve objektiflerin çıkacağını bulmak için dedikodu sitelerine abone olur ve oralarda takılırlar. Yıllar içinde, sahte ve gerçek söylentilerin belirlenmesinde uzmanlaşmıştırlar. Söylenti fanatiği heyecan yaratmayı çok sever. Söylentiler, fotoğrafın adrenalinidir. Bir söylenti fanatiği her söylenti sonrası başkaları tarafından gönderilen her yorumu okur. Yeni kamera ekipman dedikoduları ve duyuruları ile heyecanını göstermek için "Kapa çeneni, al paranı" gibi benzer terimleri kullanmayı sever. Ama para verip alıp kullandığı pek görülmemiştir.
    13. Asal (Prime) Lensçiler
    Zum lensler ayaklarıyla nasıl hareket edeceğini bilmeyenler için hazırlanmıştır! Bir zum objektif çok fazla sayıda hareketli elemana sahiptir ve basittir, düşük element sayılı asal performansıyla hiçbir zaman baş edemezler. Bir asal lensçi yalnızca asal lenslerine sadık kalır ve bir zum lensin kamera çantasının yakınına bile yaklaşmasına izin vermez. Yalnızca markalı objektiflere yatırım yapar ve bunların en yeni kiti Zeiss, Leica veya Schneider objektiflerden oluşur. Bazı asal lensçiler için, kurşun ve radyasyon ne kadar fazla olursa o kadar iyi olur!
    14. SüperZumcular
    Asal lensçilerin tam tersidirler. Bir süperzumcunun en sevdiği objektif Nikon 28-300mm'dir ancak Tamron 18-400mm'lik lensi çıkardığı anda kral ölür, yaşasın yeni kral! Superzumcular, hep 8-600mm f/0.95'lik gibi bir mükemmelliğin gerçekleştiği o günün hayalini kurarlar.
    15. Ekipman Stokçuları
    Ekipman stokçuları umutsuz vakadırlar. Yıllarca buldukları her şeyi pazarlık edip makul fiyatla (!) toplamışlardır. Ekipmanlarının bir çoğu tozlanmış, paslanmış olsa da asla satılmayacak veya birine verilmeyecektir. Dolapları ekipman ile doludur ve her vesile ile bunlara sahip olmaktan gurur duyarlar.
    16. Geniş Açı Meraklıları
    Lensler geniş açı çekmek için üretilmiştir. Bu insanlar, manzara bile olsa, her şeyi en geniş diyafram değerinde çekerler. Yavaş objektiften hoşlanmazlar ve setleri tümü Zeiss olan, 1. sınıf f/1.4 lenslerden oluşur.
    17. Bokeh Canavarları
    Geniş açı meraklılarının yakın kuzenleridirler, bokeh canavarı yalnızca bir sebepten dolayı fotoğraf çeker; süper görünümlü bir bokeh için! Bokeh canavarları odak dışı alanların özelliklerini tanımlamak için özel kelimeler kullanırlar. Çoğu zaman, "kremsi" kelimesini kullandıklarını duyarsınız, ancak "pürüzsüz", "ipeksi" ve "bokehlicious" gibi sözcükleri birbirlerinin yerine de kullanırlar.
    Ayrıca bokeh görünümü şahane görünse de 70-200mm f/2.8 gibi bazı kaliteli zum lensleri de umursamazlar. Çoğu bokeh canavarı doğal olarak portre fotoğrafçısı olur ve bokeh dışında en sevdiği terim "sığ alan derinliği" dir. Bazı bokeh canavarları, modern camların üretemeyeceği eşsiz görünüşlü bokehleşmeyı elde edebilmeleri için sıklıkla eski objektiflere yönelirler.
    18. Keskinlik Hastaları
    Dijital fotoğraf makinelerini kullanan fotoğrafçıların çoğu keskinlik hastasıdır ancak Obsesif-Kompülsif Bozukluk (OKB) netlik sıkıntısı çok daha kötüdür. Lightroom kataloglarını incelerseniz, bulanık tek bir görüntü bulamazsınız! OKB netlik hastalarının fotoğrafların taranması için özel iş akışları vardır. Her görüntüleme işlemi esnasında %100 yakınlaştırmayı yalnızca bir tek sebeple yaparlar; fotoğrafın keskinliğini değerlendirmek için. Bir fotoğrafın biraz odak dışı olduğu veya bulanık olduğu ortaya çıkarsa, fotoğrafta ne kadar çok duygu olursa olsun bu fotoğrafın ortadan kaldırılması gerekir. OKB netlik hastaları bulanık görüntülerin tarama sürecine girmesine bile izin vermez; Kameradaki "Sil" butonu ile hemen kurtulurlar. Fotoğraf makinesinde deklanşör dışında en çok bastığı buton %100 anında zum düğmesidir.
    19. HDR Meraklıları
    Bir sahneyi varsayılan olarak en az 5 ila 9 farklı poz değeriyle çeken bir fotoğrafçı görmediniz mi? O zaman, muhtemelen gerçek bir HDR meraklısı ile tanışmadınız demektir. HDR meraklısını tanımlamak kolaydır, sadece herhangi bir kamera duyurusunun yapıldığı herhangi bir makaleye bakın ve yorumlar bölümüne gidin. ± 3 duraklı 5 + parantez (bracket) eksikliğinden şikayet eden biri varsa işte o HDR meraklısıdır. Gerçek bir HDR meraklısı en az üç farklı HDR yazılımını kullanır. Çoğu fotoğrafçı, fotoğrafçılığa başlarken HDR'ye merak salar, ama HDR meraklıları orada kalıcıdırlar.
    20. Harmanlama (Blending) Bağımlıları
    Bazı fotoğrafçılar HDR meraklılığından mezun olup Harmanlama bağımlılığına doğrudan geçiş yaparken, bazılarının bu duruma gelmesi daha uzun sürebilir. Bir harmanlama bağımlısı, en az HDR meraklısı kadar birden fazla çoklu pozlamayı sever, ancak iki işlem arasında bir fark vardır. HDR yazılımlarındaki hazır ayarları kullanmak yerine, gerçek bir harmanlama bağımlısı yalnızca Photoshop'taki parlaklık maskelerine varsayılan değerler atar. Resimleri harmanlamayı kolaylaştırmak için, harman karıştırma kullanan bir bağımlının, birçok parlaklık maskesi türü oluşturmak için özel olarak yapılmış en az bir paneli olacaktır. Gelişmiş harmanlama bağımlıları üçüncü parti paneller satın almaz, kendileri yaparlar! Hiç bir hazır panel onlarınki kadar detaylı olamaz.
    21. Panorama Hastaları
    Manzara veya mimari fotoğrafları çekiyorsanız, her zaman bir panorama hastası ile karşılaşırsınız. Bunları belirlemek oldukça kolaydır, bir üçayak (tripod) kurduktan sonra kamera çantasından çıkan ilk şey panorama için geliştirilmiş bir üçayak başlığıdır.
    Bazıları sonunda HDR + Panorama hastası olarak mezun olurken diğerleri sanal gerçekliğe girer. 720 dpi'de duvar büyüklüğünde baskılar yapılabilen gigapiksel panoları alabilirken, neden zamanınızı yüksek çözünürlüklü bir kamera ile tek bir görüntüde harcayasınız ki? Bu, bir panorama hastasının temel zihniyetidir. Onlara, çektikleri bir panorama görüntüsünün dosya boyutununun ne büyüklükte olduğunu ve çok satırlı HDR panoramalarını işlemekte kullanmak üzere ne tür bir bilgisayar altyapısı oluşturduklarını asla sormayın. Ya da sorun, neden sormamanız gerektiğini bizzat deneyimleyin!
    22. Tek karede bitiriciler
    Herhangi bir sahnede olması gereken en ideal ayarların ne olduğunu tam olarak bilirler ve gözleri kapalıyken bile mükemmel fotoğraf çekebilirler. Deneme yanılma onların kitabında yazmaz. Sahneye bakarlar, makinelerini ayarlar ve tek karede oniki'den vururlar. HDR ve harmanlama kavramları onların sözlüğünden silinmiştir, çünkü böyle basit uygulamalara başvurmaya hiç gerek yoktur. Filtrelerine aşıktırlar ve Sağa dayalı pozlama onların vazgeçilmezidir. Fotoğraf işleme yazılımları ile uğraşmak zaman harcamaktan başka birşey değildir, onlar çekimlerini "çekerken bitirler".
    23. Öğretmenler
    Siz hiç tavsiye istemediğiniz halde, yine de size kullandığınız kameranın nasıl çalıştığını ve en güzel fotoğrafları nasıl çekeceğinizi anlatanlardır. Fotoğrafın yanında, genel olarak hayat hakkında da herşeyi bilirler.
    24. Eleştirmenler
    Her yerde, ama özellikle fotoğraf kulüplerinde elit fotoğrafçıların çevrelerinde bulunurlar. Devamlı olarak "Fotoğraflarınız berbat", "Kompozisyon beceriniz yok", "Çerçeveleme korkunç", "Post-processing amatör" derler. Bunlar tecrübeli bir eleştirmen (!) tarafından duyacağınız eleştirilerden sadece birkaçı. Kendilerinden başka diğer fotoğrafçıların yalnızca doğrudan, sert eleştirilerle iyileştirilebileceğine inanırlar. Hafif eleştirmenin sıradanlığa yol açtığına inanırlar, bu nedenle doğrudan bir çarpıcı mesaj, bir sanatçıyı yaratmanın tek yoludur. Çünkü sanatçıları onlar yaratırlar.
    25. Konuşmacılar
    Konuşmayı hiç bırakmayanlardır. Konuşmaya başlamak için mutlak bir yol bulurlar ve genellikle kameralar, objektifler ya da fotoğrafçılık ile başlarlar, bir süre sonra kendinizi Afrika'daki yaban hayatının insanlar tarafından ne denli bozulduğunu dinlerken bulursunuz.
    26. İnternet Trolleri
    İnternette çok yaygındırlar, özellikle fotoğraf forumlarında. İnternet troller her tartışmaya katılmaya mecbur hissederler, böylece kendi rollerine katkıda bulunurlar. Anonimdirler, birçok farklı isme ve hesaba sahiptirler. Gerçek bir İnternet troll, birçok fotoğraf web sitesinde ve forumda farklı takma adlar ile kayıt yapmak için birden fazla e-posta hesabına sahiptir, kimlikleri, yaşı ve cinsiyetleri hakkında yalan söylerler, çünkü he duruma göre farklı kimlikleri vardır. Forumda onları destekleyen bir kimse yoksa, hemen farklı bir hesap açıp kendilerini desteklerler. İnternet trolleri insanların tepkileri ile yaşarlar ve her zaman çatışma arayışındadırlar. Bazı fotoğraf web sitelerinde olumsuz ve provakatif makaleler yazarlar.
     
    Bunlar yüzünden, ne yazık ki, başkalarıyla, özellikle web sitesi sahipleri ve yöneticileri ile çelişen görüşleri olan bazı insanlar yanlışlıkla İnternet trolleri olarak mimlenmiştir.
    27. Selfie Canavarları
    Ah, ego portreleri çeken o öz-saplantılı nesil. Selfie canavarları hepimizin etrafındadır, zaten toplumun her kesimine nüfuz etmişlerdir. Yaygın olarak amatör ve profesyonel fotoğrafçılar arasında görülürler. Selfie canavarları, kameralı telefon, DSLR, Aynasız kamera, Orta format kameralar ve hatta bir drone olmak üzere elindeki herhangi bir nesneyle selfie'ler alabilirler! Bu doğru, "drone selfie" zaten çoktan modern sözlüğe girdi ve bu konuda artık yapabileceğimiz hiçbir şey yok.
     
    Gerçek selfie canavarı günde en az bir selfie alır. Devamlı kollarını uzatarak selfie çekmeleri nedeniyle selfie canavarları, diğer homo sapienslerde bulunamayan özel kaslar geliştirmişlerdir.
    28. Filtre Fanatikleri
    Farketmek çok basittir, lenslerinin önünde her zaman bir UV / koruyucu filtre takılıdır. Filtre fanatiklerinde, film fotoğrafçılığı için renkli filtrelerden, özel ters GND filtrelerine kadar her vesile için filtreler bulunur. Filtre fanatiğinin sahip olduğu filtrelerin, lenslere oranı en az 2: 1'dir. Mevcut her boyutta ve formda reçine ve cam filtrelerden oluşan bir koleksiyona sahiptirler. Gerçek bir filtre fanatiği çekimlere tüm filtreleri ile gelir ve bunları kullanma şansını nadiren elde eder.
    29. Filtre Düşmanları
    Filtre fanatiklerinin tam bir zıttıdır. Gerçek bir filtreleme düşmanı doğal olarak sıfır filtreye sahiptir. Onlar fotoğrafı işleme esnasında herhangi bir filtreyi zaten taklit edebildiklerine inanırlar. Akan suyu ipeksi yapmak için bir ND filtre kullanmak yerine ardışık çekimler yapar ve bunları tek bir görüntü ile harmanlarlar. Genellikle HDR ve harmanlama tekniklerine başvururlar, bu nedenle bazı filtre düşmanları aynı zamanda HDR bağımlısı ve/veya Harmanlama bağımlılarıdır. Photoshop'ta polarize filtreyi taklit edebileceklerine yemin edebilirler!
    30. Kamerafonrafçılar
    Fotoğraflarını yalnızca kameralı telefonuyla çeken kişilerdir, çünkü telefonu dışındaki her şey çok büyük ve hantaldır. Bir kamerafonrafçı, kamera uygulamalarını yoğun bir şekilde kullanır ve çektiklerini rötüşlemek için asla bir bilgisayar kullanmaz. Telefonlarında fotoğrafla ilgili kullandıkları en az iki düzine uygulama vardır. Gerçek kamerafonrafçılar deneyimledikleri her şeyin fotoğrafını ve videosunu çekerler ve o eşsiz ve özel andan sosyal medya kullanıcılarının mahrum kalmasına asla fırsat vermezler. Bu yüzden konserleri, düğünleri, kutlamaları, mezuniyetleri ve hatta cenazeleri severler. Profesyonel fotoğrafçıların özleyeceği bir çekimi yapmak için harekete geçmekte tereddüt dahi etmezler. Kamerafonrafçılar diğer sözde fotoğrafçılar tarafından "o adam" diye anılmaktan nefret ederler, her koşul ve ortamda çekim yapma hakkına sahip olduklarına inanırlar.
    31. iPhonerafçılar
    Genellikle ölümüne bir Apple taraftarı olan bir iPhonerafçı sadece bir iPhone ile fotoğraf çeker. Bir iPhoneraf, sürekli olarak iPhone ile ilgili forumları araştırır ve çıkan her iPhone'u hemen satın alır. Bir iPhone lansmanında upuzun çizgiler halinde ayakta durabilirler; bir tane almayı başaramasalar dahi. Büyük binaların üzerine giydirilen devasa fotoğrafları iPhone ile daha başarılı çekeceklerine inanırlar.
    32. Androidorafçılar
    Tipik olarak ölümüne bir iPhonerafçı gibidirler. Androidorafçı, neden tüm teknik özellikleri her zaman daha üstün bir Android dururken insanların hala iPhone satın aldıklarını merak eder. En iyi kameralı cep telefonları Android tabanlıdır ve bu DxOMark'ın da kanıtladığı bir gerçektir! Androidorafçılar her zaman iPhonerafçıların 16:9 ekrana sığmayan 4:3 en-boy oranlı fotoğraflarına gülerler.
    33. Instagram Bağımlıları
    En iyi Kamerafonrafçılar, iPhonerafçılar ve Androidorafçılar, Instagram'da birleşirler çünkü burası onların yeridir. Popüler bir turistik yeri ziyaret ettiğinde ve her fotoğrafa kendisini veya sevimli kız arkadaşını koyduğunda Instagramda başarı garantidir. Roma, Paris, Machu Picchu, Tac Mahal ... varsa nasıl başarısız olunur ki!
     
    Özellikle kırmızı şapkalar ve parlak renkli elbiseler talep görür. Kız veya erkek arkadaşı olmayanlar ayaklarının fotoğraflarını çekerek iyi iş çıkartırlar. Eee, bolca hashtag unutulmamalı! Gerçek bağımlı, fotoğraf çekmekten çok daha fazla Instagram'da vakit geçirir. Instagram kısayolu telefonlarının ana ekranındadır ve hatta tek kısayoldur. Ellerinden düşürmedikleri telefonlarını her açtıklarında mutlaka takipçi sayısını kontrol ederler, bir öncekine göre bir kişi dahi azalmış görürlerse stres başlar. Bir yerde, tek elinde tuttuğu telefonun ekranında devamlı olarak baş parmağını yukarıdan aşağıya çeken ve her defasında iki kez üst üste tıklayan birini görürseniz, işte karşılaştınız demektir, beğeniyordur.
    34. Sanat Eseri Yaratıcıları
    "Bir VSCO Film Preseti, +75 Berraklık ve +50 Doygunluk"... fotoğraflarını beğenmiyorsanız bu sizin sorununuzdur, çünkü siz Gerçek Sanatı anlamıyorsunuzdur. Her şeyden önce fotoğraf bir sanat biçimidir ve herkes istediğini yaratmakta özgürdür. Bu türler, Instagram'ı sever, çünkü diğer sanat eserlerinin sonuçlarından memnun olabilmeleri için fotoğraflarını yüklemeden önce düzenleyebilir, filtreleyebilir ve Hipstagram yapabilirler. Ne kadar çok "eskitme" o kadar iyidir.
    35. Ön Siparişçiler
    Herhangi bir kamera veya objektif duyurusu yapılan bir gecede, Ön Siparişçiler sabırsızlıkla ön sipariş penceresi açılıncaya kadar gözleri ekranda tetiktedirler ve böylece ekipmanı satın almak için birinci sırada olmayı beklerler. İlk çıkan ürüne sipariş verdiklerinden emin olmak için birden fazla perakendeciye birden fazla ön sipariş verirler. Siparişin herhangi bir mağazadan gönderileceğini garantiledikten sonra diğer ön siparişleri iptal ederler. Sipariş ettikleri ekipman herhangi bir sebepten dolayı biraz gecikirse, hemen ararlar ve şikayet ederler.
    36. Kronik Şikayetçiler
    Üreticiler piyasaya yeni sürülen kameralara ve objektiflere ne kadar çok yenilik getirmiş olurlarsa olsunlar bir Kronik Şikayetçiyi asla tatmin edemezler. Her ekipman ile ilgili her zaman bir sorun vardır ve hiçbir şey mükemmel olmamıştır. Kronik şikayetçiler genellikle eski kamera tutkunlarıdır. Onlar yeterince şikayet ederse, diğerlerinin daha fazla ekipman almayı sürdüremeyeceklerini düşünürler.
    Sonuç
    Şimdi en büyük soru şu,
    Siz yukarıdakilerden hangisi oluyorsunuz?
    İtiraf etmekte özgürsünüz, utanacak bir şey yok.
     
    Ben kendi adıma itiraf ediyorum; öğrenmek için tıklayın..
     
    Kaynak; Arthenos.com
    Sebahattin Demir
    Bu yazımızda, bazı durumlarda birçoğumuzun kafasını karıştıran, Dijital Makinelerde AF Sistemi (Otofokus - Auto Focus), hangi durumlarda, hangi AF Sistemi'nin kullanılacağı ve canlı önizleme (Live view) AF ile Vizör AF arasındaki farklar konusuna değineceğiz.
    Bildiğiniz gibi AF Sistemini kullanabilmek için ya kullandığınız gövdede ya da takılı olan lensin üzerinde, yani bunlardan en az birinde AF motoru bulunması gerekmektedir. Bazı gövdelerde AF motoru bulunmaz ve siz AF Sistemini kullanmak isterseniz üzerinde AF motoru olan bir objektife ihtiyaç duyarsınız. Eğer kullandığınız gövdede AF motoru varsa, takacağınız lenste AF motoru olup olmaması önemli olmaz, AF Sistemi sorunsuz çalışır.
    Canon ve Nikon farkı
    Canon ve Nikon'un diğer markalardan daha popüler olmasının en büyük nedenlerinden biri, daha eski donanımlarla olan uyumluluğudur. Canon'un EOS serisi lensleri 1987 yılına kadar, Nikon'un F Serisi lensleri 1959 yılına kadar uzanıyor. Bu da, herhangi bir EOS veya F objektifi alıp fotoğraf makinenizde sorunsuz kullanabileceğiniz anlamına geliyor.
     
    İki markanın lensleri arasındaki en büyük fark; AF yani Otofokus özelliğidir. Canon'un tüm EOS lensleri otofokus yaparken, Nikon'un sadece AF-S lensleri bunu yapıyor.
     
    Nikon, hafif, kompakt ve daha ucuz olmasını sağlamak için giriş seviyesi kameralarından otomatik netleme motorunu çıkarma kararı aldı. Şu anda Nikon D40, D40X, D60, D3000, D3100, D5000, D5100... AF motorları içermiyor. Nikon lensinizin bu gövdelerde otomatik odaklanmasını istiyorsanız (ki isteyeceksiniz), seçeneklerinizi hafifçe daraltarak AF motoru olan bir AF-S objektif seçmeniz gerekir. Nikon'un diğer gövdelerinde AF motoru olduğundan otomatik odaklama için bir AF-S objektif kullanma koşulunuz yoktur. Öte yandan Canon, gövdelerde değil objektiflerde daima otomatik odaklanma motorlarına sahipti. O nedenle Canon kullanıcıları için gövdede AF motoru olup olmaması bir sorun teşkil etmez.
     
    Geçmiş 25 yılda üretilmiş objektiflerin çoğu günümüzde birçok fotoğrafçıyı tatmin edecek yeterlilikte optik kaliteye sahiptir. Ancak fotoğraf makinenizle birlikte bunlardan daha eski objektifleri kullanmak istiyorsanız, seçiminiz Nikon olacaktır.
    Kullandığımız Nikon lenslerin çoğunda "A" ve "M" veya "M/A" ve "M" harflerini görürsünüz.
    "A" ve "M" özellikli objektifler
    Nikon D3xxx ve D5xxx modellerindeki gibi kit lenslerde, örneğin Nikon AF-S DX NIKKOR 18-55mm f/3.5-5.6G objektifte yalnızca "A" ve "M" görürsünüz.
     
    Bir "A" ve "M" lens kullanıyorsanız ve kamera gövdesi üzerinden odak modu seçicisi ile "Manuel odaklamayı" seçerseniz, objektifinizi "A" (Otomatik odaklama) olarak ayarlamış olsanız dahi otomatik odaklamayı kapatacaktır.
     

    Kamera gövdesinin ayarı her zaman önceliklidir. Buradaki sorun, daha ucuz lens tasarımı nedeniyle, motoru odak halkasından serbest bırakmamasıdır. Bunun anlamı; kameranız "Manuel odaklamaya" ayarlanmış ve lensiniz hala "A" yani Otomatik odaklamada kaldıysa bu merceğin motorunun zorlandığı ve boştan yere batarya tükettiği anlamına gelir; bu yüzden dikkatli olmalısınız.
     
    ÖNEMLİ: O nedenle bu tip lenslerde, gövdede "Manuel Odaklama" ayarladıysanız, lensinizi de "M" konumuna getirmelisiniz.
     "M/A" ve "M" özellikli objektifler
    Daha yüksek özellikli ve daha pahalı "M/A" ve "M" lenslerde, "M/A" Manuel / Otomatik Odaklama anlamına gelir, yani objektif AF modlarında çalışır, ancak odağınızı istediğiniz zaman manuel olarak da ayarlayabilirsiniz. Yalnızca manuel olarak odaklamak isterseniz, kamera gövdesindeki Odak Modu Seçicisini "M" (manuel) konumuna getirmeniz yeterlidir.
     
    "M/A" ve "M" lenslerin bir diğer yararı ise, otomatik odaklamayı kamera üzerindeki Odak Modu Seçicisi ile kapatabilir ve daha gelişmiş tasarımı nedeniyle lens üzerindeki anahtarı "M/A" konumunda bırakabilirsiniz.
     
    Gövdeden yaptığınız ayar, lensin üzerindeki AF motorunu otomatik olarak pasif hale getirir.
     

    AF Sistemi
    Dijital kameralarda iki temel otomatik netleme yani AF sistemi vardır; Kontrast Algılama ve Faz Algılama. DSLR kameralar her iki sistemi de kullanırlar ancak birincil AF özelliği olarak Faz Algılama sistemini kullanırlar. Kompakt kameraların kullandıkları tek AF sistemi Kontrast Algılama sistemidir. Aynasız kameraların bazıları Kontrast Algılama sistemini, bazıları her ikisini de kullanırlar.
    DSLR Kameralarda AF sistemi Faz Algılama çalışma mantığı
    DSLR kameralarda bulunan aynanın kullanım amaçlarından birisi de AF Sistemi içindir.
    En basit anlatımıyla Faz Algılama (Phase detection) sistemi şöyle çalışır; mercekten giren ışık, aynanın ortasında bulunan yarı saydam tabakadan geçer ve arkasında bulunan küçük bir aynadan yansıyarak AF Sistemi algılayıcılarına iletilir.

     
    Faz Algılama, gelen ışığın görüntü eşlerine bölünmesi ve bunların karşılaştırılması mantığına dayanır. Sistem, ışın ayırıcı ile birlikte gelen ışığın bir kısmını kameranın altında bulunan AF sensörüne yansıtan küçük bir ikincil ayna kullanarak nesneye olan mesafeyi hesaplar.
     
    İki mikro mercek, merceğin ters yönünden gelen ışınları toplar ve eski tip filmli fotoğraf makinelerindeki ayrık ekran sistemine benzeyen basit bir aralık bulucu sistem gibi çalışır.
     
    Bu iki görüntü daha sonra benzer ışık şiddeti örgüleri (tepe ve çukurlar) bulmak için analiz edilir ve odağın nesnenin önünde veya arkasında olduğuna karar verebilmek için şekildeki sarı düzlemde olan bunların izdüşümleri arasındaki mesafe (ayrılma hatası) hesaplanır.
     

     
    Bu, sonuç olarak ayarın öne veya arkaya yönü için verilmesi gereken komutları belirler ve odaklama sistemindeki hareket sayısını tahmin eder. Hareket eden nesnenin o anki ve bir sonraki konumunu ve bu konuma geliş hızını birçok kez ölçer, bir sonraki geleceği konumu bu bilgilerle tahmin eder. Bu tahmine göre AF motoruna hareket emri verilir, mikro saniyeler içerisinde gerçekleşen bu işlemler tam sonuç bulununcaya yani doğru odak elde edilene kadar tekrar eder.
     
    Fotoğraf makinesi AF-C (Continuous Servo) çekim moduna ayarlandığında, bu işlem kapalı bir devre halinde devamlı tekrarlanır ve fotoğraf çekilene veya kullanıcı deklanşöre yarım basmayı bırakana kadar odak, nesnenin hareketine göre sürekli olarak ayarlanır. Hareketli nesnelerin odağının takibi bu işlemle gerçekleşir.
     
    Eğer sistem belli bir süre içerisinde doğru odağı yakalayamazsa "hunting" yani avlanma denilen bir problem oluşur ve sistem odağı kilitleyemeden sürekli olarak ileri geri odaklamaya başlar. Bazen makinenizde karşılaştığınız, odağın bir öne bir arkaya hızlıca ve kararsızca hareket etmesinin nedeni bu olaydır.
    DSLR Kameralarda AF Sistemi Kontrast Algılama çalışma mantığı
    Kontrast Algılama AF, teorik olarak anlatılmaya çalışıldığında biraz karmaşıkken, gerçek anlamda anlaşılması daha kolaydır. Faz Algılamanın tersine, Kontrast Algılamasında nesnenin uzaklık hesabı kullanılmaz. Bu işlem her şey için makinemizdeki sensörü kullanır. Görüntünün bir bölümüne bakar ve oradaki kontrastı ölçer. En basit düzeyde, yüksek kontrast "odaklı", düşük kontrast ise "odak dışı" demektir. Ancak kontrast temelli bir sensör yani AF Sistemi, objektifin hareket etmesi için gereken yön ve mesafeye dair belirgin bir kavrama sahip değildir; bu nedenle objektife emir gönderip odaklamayı biraz hareket ettirir, bir önceki bilgiler ile karşılaştırır ve daha sonra objektifin nereye gideceğini daha ayrıntılı olarak değerlendirir ve bu bilgileri kullanır.
     
    Yanyana pikseller arasındaki yoğunluk farkı görüntünün keskinliğindeki değişimlerle birlikte doğal olarak arttığı veya azaldığı için optik sistem maksimum kontrastı elde edene kadar ayarlamayı tekrarlar.
     
    Genelde uygun odağı elde etmek için yeterli olmasına rağmen, Kontrast Algılama hareket eden nesneleri takip ederken zorlanır. Çünkü kontrast kaybolduğunda hareket yönü hakkında karar veremez. Örneğin, Faz Algılamadaki gibi uzaklığını ölçemediği için nesnenin fotoğraf makinesine doğru mu yoksa aksi yöne mi gittiğinin ayrımını yapamaz.
    Aynasız Kameralarda AF Sistemi
    Aynasız kameraların AF Sistemi ise ilginç bir melez gibidir, çünkü bu kameralarda her iki sistemin de evrimleştiğini ve çok hızlı ilerlediğini gözlemliyoruz. Örneğin:
     
    Nikon 1, Canon EOS M5 / M6, Fujifilm X-T1 ve X-T2, Olympus OM-D E-M1 MII ve Sony A6xxx ve A7 modelleri vb gibi daha yeni birçok model görüntü algılayıcısında yerleşik faz algılama sensörleri kullanıyorlar. Bu, genellikle sensördeki bazı piksel konumlarının görüntü verilerinin değil, odak bilgisinin ölçülmesi teknolojisine dayanıyor. Bu teknoloji odaklanma konumlarını belirlemek için yeterince kolay bir yol sunuyor, çünkü milyonlarca görüntüleme pozisyonuna sahiptir ve elde edilen görüntüleme verilerini kolayca yorumlayabilir.
     
    M4/3 kameralar - Panasonic ve alt seviye Olympus kameraları çoğunlukla kontrast algılama odaklı olmakla birlikte, bu iki şirket aynasız kameralarına farklılık kazandıran üç şey ekledi:
    Odak için daha hızlı görüntüleme kare hızları, Daha hızlı lens odak motorları, Daha sofistike bir kontrol ve odaklama algoritmaları.  
    Panasonic, artık sensörün gördüğü bulanıklığı temel alarak odaklamanın nereye taşınacağını belirlemek için bir mercek karakteristiği tablosu da kullanıyor. Yani DSLR makinelerdeki Faz Algılama sistemine benzer bir yapıyı kullanıyor, böylece hareketli nesnelerin hareketlerinden bir analiz sonucu, tıpkı Faz Algılamadaki gibi bu nesnelerin hareket yönlerini tahmin edebiliyor.
     
    Aynasız kamera kullanıcıları tarafından DSLR'ler gibi daha fazla odaklanma performansına sahip AF Sistemi geliştirmeleri yönünde aynasız kamera üreticilerine yönelik güçlü baskılar var, dolayısıyla sorunu çözmek için firmalar çok yoğun Ar-Ge çalışmaları içerisindeler. M4/3 kameralar, ilk çıktıkları zamana kıyasla çok daha iyi bir hale geldi. Fakat henüz özellikle hareketli nesnelerin izlenmesinde Faz Algılama sistemlerini iyi bir DSLR kadar hızlandırmış değiller.
     
    Geldiğimiz şu noktada: hemen hemen tüm aynasız kameralar, kompakt ve DSLR'ler arasında bir odaklanma performansına sahipler ve her geçen gün ortalama bir DSLR  performansına daha da yakınlaşıyorlar.
     
    Genel olarak günümüz aynasız kameraları için odaklama performansını yorumlarsak:
    Statik konularda Aynasız kameraların AF Sistemi
    Çok iyi ile süper arası bir yerde. Kontrastlı kameralar bile statik nesnelere odaklanmada çok iyi ve hızlı çalışıyor. Aynasız bir kamera üzerinde Tek Nokta AF modundayken odaklanma gecikmesi artık çok az. Yaptığım araştırmalarda bu konuda gördüğüm en iyi sanatçılar: Fujifilm X-T2, Olympus OM-D E-M1 Mark II, Panasonic GH4 ve Sony A6xxx veya A7 modelleri başta geliyor. Fujifilm X-T1 ve Olympus OM-D E-M1 MII modellerini bizzat kullanıyorum.
    Hareketli konularda Aynasız kameralarda AF Sistemi
    Yine yaptığım araştırmalarda, Nikon 1 kameralar Nikkor objektifler ile gerçekten en iyi DSLR performansına yakın bir AF Sistemi performansına sahipler. M4/3 kameralar oldukça gelişmiş ancak kararsız ve hızlı hareket eden nesnelerdeki odak yakalama başarısı henüz gelişime açık. Fujifilm, Olympus, Panasonic, Sony ... bunların hepsi bir anlamda DSLR'ların boşluğunu kapatıyor, yine de "isabet oranı" henüz iyi bir DSLR ile tam anlamıyla boy ölçüşemiyor.
    AF Sistemi Odak Noktaları
    Odak noktaları markadan markaya, hatta aynı markanın modelleri arasında farklılıklar gösterebilir. Burada tüm markalar üzerinde durabilmem mümkün olmadığından, ben Nikon gövdeler üzerindeki AF Sistemi odak noktalarına değineceğim. Bundan sonra anlatılanlar, neredeyse tüm DSLR kameralar için aynıdır, o nedenle sizin kullandığınız kamera markası Nikon değilse bile, burada anlatılanları kendi kameranızla rahatlıkla bağdaştırabilirsiniz.
     
    Odak noktaları, AF sensörü üzerindeki 9, 11, 39, 51 vb olabilen karelere, daha doğrusu algılayıcılara verilen isimdir. Ekranda görülen her nokta tek bir algılayıcı hücreye denk gelmez, aslında bu noktalar AF sensörü üzerindeki algılayıcı noktalardan oluşan kümeleri ifade etmektedirler; gördüğümüz noktalar AF sensörü üzerinde birden fazla algılayıcı kümeyi belirtirler. Bu, noktanın konumuna ve özelliğine göre değişim gösterir. Gelişmiş fotoğraf makinelerinde kullanıcı tüm odak noktalarını aktifleştirebilir.
    Nikon D750, D810 ve D4 gövdelerde kulanılan 51 noktalı AF Sistemi
    Nikon'un tam kare (FF) D750, D810 ve D4 gövdelerinde kullanılan 51 noktadan oluşan ızgara, kırmızı çerçeve boyunca geniş bir dikdörtgen oluşturur ve her AF Alanı arasında aralık en az olacak şekilde bırakılmıştır. Sistem, hızlı hareket eden nesneleri bile geniş bir çerçevede odaklanmaya devam eder. Kırmızı renkte gösterilen 15 odak noktası, güçlü odak tespiti için çapraz tip sensörler kullanır.
     

     
    Odaklanacağınız alan içinde özel bir noktaya odaklanmak için Tek Nokta AF Alan modunu kullanmayı seçebilir veya hareketli nesneleri yakalamak için herbiri birbiriyle etkileşimli çalışan 51 Nokta AF Alan modunu da kullanabilirsiniz. Dinamik alan AF'yi kullanarak 9, 11 veya 21 AF nokta arasında seçim yapabilirsiniz.
     
    Maksimum diyafram açıklığı f/5.6 veya daha hızlı özelliğine sahip bir AF NiKKOR objektif kullanarak, 51 AF noktasının tümünü hızlı ve doğru AF tespitinde -2 EV'e hassasiyete (ISO 100) kadar erişebilirsiniz. Bu size düşük ışık koşullarında daha sorunsuz çekim yapabilmenizi sağlar.
     
    51 noktalı AF Sistemini kullanan Nikon DSLR'lerin çoğu, hem yatay hem de dikey çizgilerde kontrast tespiti yapabilen ve ortadaki 3 kolonda bulunan, her kolonda 5 adet, toplamda 15 adet çapraz tip sensörlere sahiptir (yukarıdaki şekilde kırmızı ile işaretli olanlar). Her çapraz tipi sensör, f/5.6 veya daha hızlı herhangi bir AF NIKKOR objektifi ile tam kapasite ile çalışır.
     
    Nikon D4 ve daha yeni modellerde AF, kullanılan lensin en açık diyafram açıklığı f/8'in altında olduğu sürece, merkezdeki beş çapraz tip sensörü kullanabilirler. Yani bu şu demektir; örneğin elinizde AF-S Nikkor 70-200mm f/2.8G lensiniz var ve siz bunu 2.0x tele-dönüştürücü (Teleconvertor) ile kullanmak istiyorsunuz. Bu Tele-dönüştürücüyü kullandığınızda diyaframdan 2 durak kaybınız olur, yani lensiniz dönüştürücü ile birlikte 140-400mm olur ama en fazla f/5.6 diyafram açıklığı ile çalışır hale gelir. Bu durumda bile yine de önceki model kameraların yapamadığı yerlerde siz rahatlıkla otofokus yapabilirsiniz demektir.
    Nikon D850, D500, D5 gövdelerde kullanılan 153 noktalı AF Sistemi
    Fark edeceğiniz gibi, bu gövdelerde Nikon D810'da olmayan ana odak noktaları arasında daha küçük kareler bulunuyor, 98 adet olan bu noktalar da odak noktalarıdır.
     
    Daha küçük görünen bu noktalar vizörde seçilemezler, AF-C Alan Modları'nı kullanırken daha büyük olan ana odak noktalarına yardımcı olmak için geliştirilmişlerdir.
     

     
    Genel olarak, Nikon D850 üzerindeki yeni 153 Nokta AF sistemi, daha büyük 51 nokta AF sisteminden çok daha üstün özelliklere sahip; çünkü ilave 4 ana odak noktası ve daha geniş bir kapsama alanı sayesinde konuyu daha iyi ve kararlı takip ediyor. 98 alt odak noktasından gelen yardımla hareketli nesneleri çekerken tam istediğimiz gibi bir izleme sağlıyor.
    Pekala, AF-C ve AF-S modlarımızdan biraz ayrıldık, ama AF Alan Modları'na girmeden önce bunları anlamamız gerekiyordu.
    Şimdi AF Modlarıyla öğrendiklerimizi hızla gözden geçirelim:
     
    Tek Nokta AF modunu kullanarak sabit konular için AF-S (Tekli Servo) modunu gördük, Ayrıca, büyük veya daha yavaş hareket eden nesneleri izlemek için Tek Nokta AF modunu kullanarak AF-C (Sürekli Servo) modunu öğrendik,  
    Ancak, konumuz daha karmaşık ya da küçük bir kuş gibi daha çevik ya da düzensiz olduğunda ne olacak? İşte burası diğer AF Alanı modlarına ihtiyaç duyduğumuz yerdir.
     
    Bu ayarların bu kural tarafından ayrı bir şekilde yapılmadığını ve Tek Nokta AF'nin küçük konuları izlemek için de kesinlikle kullanıldığını unutmayın, ancak şu an için işleri basitleştirmek için bunları bu iki kullanım durumu kategorisine sınıflandırmak daha doğru olacaktır.
    AF Alan Modları
    DSLR kameralarda AF Alan modları için genellikle aşağıdaki seçenekler bulunur:
     
    AF-S Modu aktifse:
    Tek Nokta AF Grup Alan AF Otomatik Alan AF  
    AF-C Modu aktifse:
    Tek Nokta AF Dinamik alan AF (Nikon D810'da; 9, 21, 51 - Nikon D850'de; 9, 25, 72, 153) Grup Alan AF 3D İzleme AF Otomatik Alan AF Yazının devamı için tıklayınız
    bnazim
    Sevgili dostlar,
    Fotoğraf makinesinde ne kadar fotoğraf çektiğimi merak ettim,
    Araştırdım, Nikon’ un kendi programları “ViewNX-i, Capture NX-D” exif bilgileri içinde bu sayıyı vermiyor ama webde bazı sitelere fotoğraf yüklediğimiz zaman bu bilgiyi alıyoruz.
    Belki birçoğunuz biliyordur ama bilmeyen arkadaşlara faydası olur diye aşağıda bu sayıyı öğrenmek için bulduğum basit bir programı önermek istiyorum.
     
    Web adresi ; http://exiftool.sourceforge.net/
    Program adı ; Windows Executable: exiftool-10.75.zip (5.9 MB)
    Gelen zip’li dosyayı açın, açılan “exiftool(-k).exe” dosyasını istediğiniz bir yere koyun,
     
    EXIFTOOL  KULLANIMI;
    Exif bilgilerini komut satırında yani (DOS’ ta) yazdırmak için,
    Resim dosyasını bu dosyanın “exiftool(-k).exe” üzerine sürükleyin.
    Komut satırında exif bilgileri yazılacaktır.
    Listede yaklaşık 266 adet exif bilgisi geliyor,
    Shutter (Çekim sayısı)  ise “Nikon” başlığı altında “Shutter Count” ifadesinin karşısında bulunuyor.  
     
    Ayrıca Exif bilgilerini txt dosyası olarak (İngilizce) yazdırmak için,
    “exiftool(-k).exe” dosyasının adını “exiftool(-k -a -u -g1 -w txt).exe” olarak değiştirin,
    Gene resim dosyasını bu dosyanın üzerine sürükleyin. Exif bilgileri resmin bulunduğu klasöre txt dosyası olarak kaydedilecek.
     
    Gene Exif bilgilerini txt dosyası ve (Türkçe) olarak yazdırmak isterseniz,
    “exiftool(-k).exe” dosyasının adını “exiftool(-lang tr -k -a -u -g1 -w txt).exe” olarak değiştirin,
    Gene resim dosyasını bu dosyanın üzerine sürükleyin. Exif bilgileri resmin bulunduğu klasörde txt dosyası bu sefer Türkçe olarak kaydedilecektir.
    Yalnız bu dosya içinde bazı anlaşılmaz karakterler görürseniz yazı tipini  “Unicode(UTF-8)” ile açınız, ayrıca bazı bilgilerde Türkçeye çevrilmemiş.
     
    Arkadaşlara faydalı olması dileğiyle,
    Mutlu ve sağlıklı günler.
    Emin İpek

    Gönderen Emin İpek - Yer : Kütüphane -

    Nikon kullanmaya yeni başlayacaklar için, ya da başka bir markadan geçiş yapacaklar için, bir şekilde ana gövdeyi seçtikten sonraki en büyük sıkıntı lens seçmek olabilir. Bir Nikkor lensin özelliklerini tanımlamak için kullanılan birçok farklı isim vardır, bunların bazıları kafa karıştırabilir. Lens isimlerinin arkasından gelen kısaltmalar ne ifade etmektedir? Doğru şeyi aldığınızdan nasıl emin olacaksınız? Aşağıdaki tanımlamalar, kısaltmaları anlamanıza yardımcı olacaktır. (Zülkif Altın arkadaşımız bu konuda geçen yılın sonunda bir yazı yazmış, ben biraz daha geniş haliyle tekrar yazayım dedim).
     
    ED: Extra-Low Dispersion glass (Ekstra Düşük Dağılım camı)
    Değişken dalga boylarındaki ışık ışınları optik camdan geçtiğinde ve aynı noktada birleşmeyen veya odaklanmayan bir çeşit görüntü ve renk bozulmasından oluşan renk bozulmasını düzelten yüksek kaliteli cam. ED camlı Nikkor lensler maksimum diyafram değerinde bile üstün netlik ve kontrast sunar. Süper ED cam, bazı lenslerde ED camı ile birlikte kullanılan ve renk sapmalarına karşı daha yüksek derecede bir özgürlük elde etmek için kullanılan yeni bir türdür.
     
    D: Distance (Mesafe)
    D tipi AF-Nikkor objektifler, 3B Renkli Matris Ölçümleme, 3B Matris Ölçümleme ve 3B Çoklu Sensör Dengeli Dolgu-Flaş özellikli Nikon SLR fotoğraf makinelerine, konudan kameraya olan mesafe bilgilerini aktarıyor.
     
    E: Lens barrelinde bulunan elektromanyetik diyafram mekanizması, sürekli çekim sırasında otomatik pozlamayı kullanırken son derece hassas elektronik diyafram veya diyafram bıçağı kontrolü sağlar. Geleneksel D / G tipi lensler ile diyafram bıçakları mekanik bağlantı kollarıyla çalıştırılır.
     
    G: Objektifin diyafram kontrol halkası yoktur ve diyaframın kamera gövdesinden ayarlandığı kameralarla birlikte kullanılmak üzere tasarlanmıştır. G objektifleri, kameraya Mesafe bilgisi de sağlar.
     
    AI-P: Objektiften kameranın ölçüm sistemlerine verileri aktaran dahili bir CPU'ya sahip manuel odaklı bir Nikkor lens.
     
    IF: Internal Focus (Dahili Odak)
    Odak; lensin toplam dış uzunluğuna etki etmeden , iç lens elemanlarının hareketi vasıtasıyla, gerçekleştirilir; bir polarize edici veya bölünmüş ND filtre gibi pozisyona duyarlı bir filtre kullanılırken bir avantajdır.
     
    AF-S: Autofocus Silent (Otofokus Sessiz)
    Odaklama; kameradaki odaklama sürücüsü motoru yerine, objektifteki "Sessiz Dalga" motoruyla sağlanır. AF-S objektifleri standart AF-Nikkors'tan daha hızlı odaklanıyor ve neredeyse tamamen sessizdir. "II" işaretli AF-S objektifler daha az ağırlığa sahiptir ve genellikle kendinden önceki eşdeğerlerinden daha küçüktür.
     
    DC: Defocus Control (Defokus Kontrol)
    Objektifin DC halkasını döndürerek, fotoğrafçının ön planda veya arka planda küresel sapmaların derecesini kontrol etmesini sağlayan bir lens. Bu, portre fotoğrafçılığı için ideal olan yuvarlatılmış bir odaklama bulanıklığı yaratır. DC kontrolü sıfır olarak ayarlandığında, bir DC-Nikkor objektifi, aynı odak uzaklığı ve maksimum diyafram değerinde, DC olmayan objektifle aynı şekilde çalışır.
     
    CRC: Close Range Correction (Yakın Aralıklı Düzeltme)
    Yakın odaklama mesafelerinde görüntü kalitesini artırır. Lens elemanları, her mercek grubunun odaklamayı gerçekleştirmek için bağımsız olarak hareket ettiği "kayan element" tasarımıyla oluşturulmuştur. Bu, yakın mesafelerde çekim yaparken bile üstün lens performansı sağlar.
     
    PC: Perspective Control (Perspektif Kontrolü)
    Ekseni, film düzlemine göre yanal olarak kaydırılabilen lens, böylece kameranın mimari fotoğrafçılıkta dikey çizgilerin yakınsaklığını azaltmak için yeniden konumlandırılmasını sağlar.
     
    ASP: Aspherical lens elements (Küresel lens elemanları)
    Küresel olmayan objektifler, en geniş diyafram açıklığında kullanıldığında bile, koma ve diğer objektif sapmalarını en aza indirir. Geniş açılı merceklerde bozulmayı düzeltmede ve gereken standart (küresel) eleman sayısını azaltarak daha hafif ve daha kompakt bir tasarıma katkıda bulunmak için özellikle faydalıdırlar.
     
    N - Nano Crystal Coat: (Nano Kristal Kaplama)
    Nano Kristal Kaplama, geleneksel yansıma önleyici kaplamalarla karşılaştırıldığında, objektife dik gelen ışığın yansımasını azaltarak geniş bir dalga boyu aralığında yansımalarda son derece yüksek bir azalma sağlayan bir lens kaplamasıdır. Bunun da ötesinde, Nano Crystal Coat, objektife eğik olarak gelen ışığın neden olduğu hayaletleri ve parlamayı azaltır - konvansiyonel kaplamalarla kaldırılması güç bir problem.
     
    RF: Rear Focusing (Arka Odaklama)
    Odaklamayı gerçekleştirmek için yalnızca arka lens grubunun hareket ettiği bir odaklama sistemi. Bu tasarım tekniği otofokus işlemini daha yumuşak ve daha hızlı yapar.
     
    VR: Vibration Reduction (Titreşim Azaltma)
    Fotoğraf makinesinin sallanmasından kaynaklanan görüntü bulanıklığını minimuma indiren optik bir yenilik ve daha uzun objektiflerle daha keskin elde çekim fotoğraflara imkan veren, üç stop daha hızlı çekime eşdeğer çekim sunar. Sistem, bir fotoğrafçının hareketli bir nesneyi çekerken makinayı ne zaman hareket ettirdiğini (panning) otomatik olarak algılar. VR işlemi yalnızca belirli Nikon kameralarıyla mümkündür.
     
    M/A: Bazı AF-Nikkor lenslerde, sadece lens üzerindeki odaklama halkasını çevirerek, hemen hemen hiç gecikme süresi olmaksızın otomatikten manuel odaklamaya geçiş sağlayan bir odaklama modu.
     
    AI: Automatic Indexing (Otomatik Dizin Oluşturma
    AI, 1977'de Nikon kameraları ve Nikkor objektiflerinde standart haline geldi. AI olmayan objektifler, objektif monte edilmeden önce objektif üzerinde oluklu bir çatalla eşleşecek şekilde kamera üzerinde bir pim takılması gereken bir sistem aracılığıyla kamera sayacına bağlandı. Sayacı, lensin maksimum diyafram değerine getirmek için objektif üzerindeki halkanın bir ucundan diğerine çevrilmesi gerekiyordu. Mercek kamera üzerine monte edildiğinde AI, tüm bu prosedürü ortadan kaldırır çünkü ölçüm bağlantıları ve indeksleme otomatik olarak gerçekleşir. Birkaç yıl öncesine kadar üretilen çoğu AI lensine, kuplaj pimi de sağlandı, böylece her iki ölçüm sistemiyle uyumlu olacaktı.
     
    AI-S: Automatic Indexing (modified) (Otomatik Dizin Oluşturma -değiştirilmiş)
    AI-S birleşme AI'nin bir inceliğidir ve 1982'de standart haline gelmiştir. Bir AI-S objektifteki diyafram hareketi, programlanmış ve enstantane öncelikli otomatik pozlama kontrolü için gerekli olduğu üzere, diyaframın kameradan kontrol edilmesini sağlayan Nikon kameralar ile uyumludur. Tüm AF-Nikkor objektifler, 1982'den beri üretilmiş çoğu manuel odaklı Nikkor objektifler dahil, AI-S'dir.
     
    DX: Crop sensör uyumlu lenstir. Full Frame sensörlü makinalarda da kullanılır ama crop sensörlü makinadaki gibi çalışır.
     
    FX: Full Frame sensör uyumlu lenstir. Crop sensörlü makinalarda da çalışır.
     
    Kaynak: https://www.nikonimgsupport.com/ni/NI_article?articleNo=000001919&configured=1&lang=en_US 
     
     
    Emin İpek

    Gönderen Emin İpek - Yer : Kütüphane -

    Fotoğraf çekmek zevkli iş. Gittiğimiz gördüğümüz yerleri anılarımıza kaydetmek ve dostlarımızla paylaşmak daha da zevkli. Ama öyle zaman oluyor ki, gittiğimiz yerin neresi olduğunu çıkaramıyoruz. Çok ünlü olan yerler hariç, bazan fotoğrafını çektiğimiz yerin neresi olduğunu unutabiliyoruz. Hele ki ilk defa keşfettiğimiz bir yerse… Şelaleler, deniz kenarları, dağlar birbirine benzeyebiliyor. Tahminen yerini kestirsek bile, kesin olarak neresi olduğunu bilemeyebiliyoruz. Aynı yere tekrar gitmek istesek ya da dostlarımıza nasıl gidileceğini tarif etmeye kalksak zorlanabiliyoruz. Cep telefonlarında çok güzel programlar var. GPS koordinatlarını kaydediyor. Bunları bir kenara not edebiliriz elbette, sorunu çözmek için. Yer ismi ve koordinat… Ama nasıl bir yer olduğu belirsiz kalır. Fotoğrafın çekildiği yerin koordinatları, fotoğrafın exif bilgileri içine yazıldığı zaman, hem koordinatları hem de orada nasıl bir güzellik olduğunu bir defada görmüş oluyoruz.
    Bunu yapabilmenin birkaç yolu var. Dahili GPS modüllü makina almak. Harici GPS modülü almak. GPS izlerini kaydedip, bir program yardımıyla exif bilgileri içine yazmak.
    Son senelerde GPS modüllü fotoğraf makinaları çıkmaya başladı. Coğrafi etiketlemeyi etkinleştirdiğinizde, fotoğrafı çekerken koordinatları da exif bilgileri içine yazıyor. Ama çoğu yeni makinada hala GPS yok. Kompakt makinaları saymazsak; Nikon’ın sadece croplu D5300’ünde dahili GPS var, Canon’ın da FF makinaları ile croplu 7D Mark2’sinde var.
     
    DSLR makinalarda, harici GPS modülleri kullanılabiliyor ama hem uyum sorunu olabilir, hem çok pahalı (Nikon 1000 TL, Canon 2000 TL civarında, yurtdışı fiyatları tabii daha ucuz). Yan sanayi harici GPS modülleri de var tabii, nispeten daha ucuz. Ama ister orijinal ister yan sanayi, harici GPS modülünü flaş kızağına takıp, kabloyla gövdeye bağlamak, salkım saçak bir görüntü, çok kullanışlı gelmiyor bana.
     
    Eski makinalarımızla ya da GPS modülü olmayan makinalarımızla çektiğimiz fotoğraflara coğrafi etiket eklemek aslında çok da zor değil. Özellikle akıllı telefonların çok geliştiği şu zamanda. Konuya bir çoğumuz aşınadır ama konuya uzak olanlar da vardır diye düşünerek anlatayım dedim. İhtiyacımız olan, fotoğraf çektiğimiz yerlerdeki GPS izlerinin kaydı ve bunları exif bilgileriyle eşleştirecek bir program. GPS izlerini kayıt için cihazlar var. Ama onlar da az pahalı değil. 100-150 dolar arasında fiyatları. Öte yandan, cep telefonlarındaki ücretsiz programlar da aynı işi fazlasıyla görüyor. Android telefon kullananlar, Geo Tracker (geo-tracker.org) programını (http://www.geosetter.de/en) kullanabilirler. Oldukça kullanışlı bir program. Ya da benzeri başka bir program kullanabilirler. GPS izlerini exif bilgileri içine yazmak için de, yine ücretsiz bir program olan Geosetter’ı
    kullanabilirler. Benzeri başka programlar da var elbette.
    İsterseniz, etiketleme işini adım adım izleyelim! Önce Geo Tracker programını cep telefonumuza yüklüyoruz. Geosetter programını da bilgisayarımıza yüklüyoruz.
    Fotoğraf çekmeye başlayacağımız zaman, cep telefonumuzda GPS’i açıp, Geo Tracker programını çalıştırıyoruz.
     

     
    Çıkan ekranda, sağ alttaki kırmızı butona tıkladığımızda GPS izlerinin kayda alınması başlıyor. Burada dikkat edeceğimiz şey, fotoğraf makinamızın saatinin doğru olması. Aksi halde eşleşme doğru olmayabilir. Fotoğraf çekimi süresince, fotoğraf çekimi olmayacak bir süreç olursa, kırmızı butona tekrar basıp molaya geçiyoruz. Fotoğraf çekimi bittikten sonra, programı açıp, gri butona basıp, kaydı bitiriyoruz. Sonra sağ üst köşedeki üst üste üç noktaya tıklayıp, açılan menüden “export to folder” seçiyoruz. Bir sonraki ekranda dosya formatı soruluyor. Büyük ihtimal Geosetter hepsini görür ama ben genelde hep GPX formatını kullanıyorum. Sonraki aşamada da, kayıt yerini soruyor. Ben harici hafıza kartında Geotag diye bir klasör açtım, oraya atıyorum. Şimdi sıra, bu dosyayı bilgisayarımıza atmakta. Telefonu kabloyla bilgisayara bağlayarak da atabilirsiniz, bluetooth ile de… Bilgisayarda bir klasör açıp, GPX dosyası ile çektiğiniz fotoğrafları aynı klasöre atın! Şimdi Geosetter programını açın! Fotoğraflarınızın olduğu klasörü seçin!
     

     
    Fotoğraflarınızın hepsini seçili yapın ve Edit sekmesi altında “Synchronize with GPS Data Files..” seçin! Çıkan ekranda, en üstteki “Synchronize with Tracks in Current Directory” seçeneğini seçip OK butonuna tıklayın! Kaç fotoğraf için GPS kaydı bulunduğunu belirten bir bildirim çıkacak ve senkronize edilen izlerin haritada gösterilmesini istiyor musunuz diye soracak. Yes butonuna tıkladığınızda, fotoğraflarınızın altında koordinatlar belirecek ve sağdaki haritada fotoğrafların çekildiği noktaların yerleri görünecek.
     

     
    Hangi fotoğrafa tıklarsanız, haritada o fotoğrafla ilgili işaret sarı renkte görünecektir. Koordinatların exif bilgileri içine yazılmasını istediğiniz fotoğrafları seçip, Edit sekmesi altında, hepsini seçtiyseniz “Save changes” ya da sadece bazı fotoğrafları seçtiyseniz “Save changes of selected images” seçtiğinizde, fotoğraflarınız etiketlenmiş olacaktır. Artık fotoğraflarınızı açtığınızda exif bilgileri içinde çekildiği yerin koordinatları da olacak, fotoğraf izleme programınız uygunsa bir tıklamayla haritada yerini göreceksiniz.
    Konuyu dağıtmamak için GeoSetter ile ilgili diğer özelliklerden söz etmiyorum. Ücretsiz bir program olmasına rağmen, çoğu ücretli programdan daha iyi çalışıyor. Fotoğraflara coğrafi etiket eklemek için, sağ taraftaki haritanın altındaki kısımda koordinatları elle de girebilirsiniz. Ya da çok iyi bildiğiniz bir yerse, doğrudan haritada işaretleyebilirsiniz.
    Geo Tracker’ın kullanımında zorluk olduğunu sanmıyorum. GeoSetter da zor değil ama dilerseniz kısa bir video hazırlayabilirim.
     
     
     
     
     
    Sebahattin Demir
    Nerede okudum tam hatırlamıyorum manzara fotoğrafçılığı alanında çok meşhur duayen özetle şöyle bir şey diyordu;
     
    “Fotoğrafını çekeceğim yeri defalarca gezerim, ortamdaki kokuyu içime çeker, sesleri dinlerim. Ortamın sıcaklığını, yerine göre soğukluğunu içimde hissetmeye çalışırım. Tüm bunları özümsediğimi hissettiğimde setimi kurar, fotoğrafımı öyle çekerim”. 
     
    Hani bir manzara fotoğrafı izlerken kendinizi sanki o ortamın içindeymiş gibi hissedersiniz ya, işte o fotoğraf böyle bir duyguyla çekilmiş fotoğraf olsa gerek. Bu yazımızın konusu, manzara fotoğrafçılığı, ipuçları ve yapılan hatalar konusunda birbirimize yardımcı olmaktır. Siz de karşılaştığınız sorunları ya da geliştirdiğiniz teknikleri, yazımın sonundaki "Yorumlar" kısmından paylaşır mısınız?
     

    Mostar nehri - Makedonya
    Manzara fotoğrafçılığı tanımı
    Hiç etrafı doğayla çevrili, etrafta tek bir kişinin bile olmadığı bir yerde bulundunuz mu? Ben böyle bir yerde bulundum. Eşimin yurtdışında olduğu bir ilkbahar hafta sonu sabahında, aracımı Spil dağının eteklerinde, çok güzel bir yaylaya doğru sürdüm. Mayıs ayının etkisiyle uyanmış doğada, yüzlerce değişik ve rengarenk çiçek ve ağaç türü, etrafta dolaşan ve koşan yılkı atları, birbirinden güzel nağmeler şakıyan kuşlar ve yalnız ben. Delice bir his. Doğayla gerçek anlamda iç içesiniz ve onun bir parçası olduğunuzu hissediyorsunuz. İşte bu manzara fotoğrafçılığı bence.
     
    Manzara fotoğrafçılığı, açık hava ruhunu temsil eden bir görüntü yakalamaktır. İzleyicisine orada olduğunu hissettirmelidir, bekleyip bekleyip nihayet aklınızdaki görüntüyü yakalamayı başardığınızda bir anlam ifade eder.
    Manzara fotoğrafçılığı modern tanımına bakıldığında bu tanım çok geniştir. Kara ya da deniz, kentsel ya da doğa, büyük ya da küçük - hepsine manzara fotoğrafçılığı diyebiliyoruz. Manzara fotoğrafçılığı tanımını kısıtlamaya çalıştığınızda, yaratıcı ve sınırsız olması gereken bir şeyin etrafında sınırlar koyuyorsunuz demektir bence.
     
    Örneğin bazı fotoğrafçılar mimari fotoğrafçılığa kentsel manzara fotoğrafçılığı olarak bakar. Diğer bazı fotoğrafçılar, vahşi yaşam fotoğrafçılığının sadece hayvanların değil daha büyük bir çevre hakkında olduğunu düşünürler. Ben bu örneklerden herhangi birinde bir sorun görmüyorum. Hatta Samimi manzara fotoğrafçılığı diye bir tarz bile var!
     

     
    Manzara fotoğrafçılığı zor ve katı kurallara sahip olmamalıdır. Bu, her fotoğrafçı için farklı bir duygu, farklı bir tarz demektir; bu da iyi bir şeydir. Bizi yönlendiren ve fotoğraflarımızın gelişmesine yardımcı olan şey de budur.
    Manzara fotoğrafçılığı ve yapılan hatalar
    Hata yapmaktan korkma …
    Her işte olduğu gibi iyi bir manzara fotoğrafının da sonuna kadar dikkatli bir şekilde hazırlanması gerekiyor. Ancak önümüze genellikle birçok sorun çıkıyor. Bu yazının amacı; en çok karşılaşılan yanlışlar (hata mı demeliyim) ve bunlardan kaçınmanın yöntemleri hakkında birlikte fikir üretmek, bildiklerimizi ve deneyimlerimizi paylaşmaktır.
     
    Listeye geçelim mi?
    Yanlış 1: Ufuk çizgisinin eğik olması
    Çoğu manzara fotoğrafı bir ufuk içerir. Arazi ve gökyüzünü bölen çizgi yoksa bu fotoğraflar genellikle perspektif açıdan derinlik hissi uyandırmadığından çok dikkat çekici olamayabiliyorlar. Ufuk çizgisi illa ki yatay olmak zorunda değil elbette. Öyle bir kadraj oluşturursunuz ki, dik bir kayalığı ya da ulu bir ağacı çekeceksinizdir; ağacın dikey eksende eğri olması yapılan bir yanlıştır.
    Ufuk çizgisinin doğru olduğundan emin olmamızın birkaç yolu var:
     
    Artık çoğu DSLR gövdelerde (bazı kompak gövdelerde bile) vizör kılavuz çizgileri seçeneği mevcut. Vizörü yatay ve dikey çizgiler ile karelere bölen bu özelliği aktif etmek çok yardımcı olacaktır.
     
    Sanal ufuk çizgisi: Daha yeni, daha üst seviye kameralar çoğunlukla dahili bir sanal ufuk çizgisine sahiptir. Aktif edildiğinde kameranın içinde bulunan denge algılayıcısı kameranın yatay pozisyonunu gösterir. Bir su terazisi mantığıyla çalışır. Fotoğraf makinesi sola veya sağa eğilmemişse referans çizgisi yeşile döner, öne veya arkaya eğilmemişse ekranın ortasındaki nokta yeşile döner.
     
    Eğer bir üçayak (tripod) kullanıyorsak, kaliteli üçayakların hem gövdesinde ve hem de başlıklarında su terazisi mevcuttur. Buradan da ayarlama yapabiliriz.
     
    Bunlardan hiçbirine sahip değilsek, ya da bunlara rağmen fotoğrafımızı eğik çektiysek, bu eğikliği Photoshop, Lightroom vb gibi uygulamalar ile de düzeltebiliriz. Bu durumda, düzeltme açımıza bağlı olarak fotoğrafımızı kenarlardan kırpmak zorunda kalacağız.
    Yanlış 2: Ufuk çizgisini merkezde konumlandırma
    Başlangıçta her fotoğrafçı ufuk çizgisine kadrajının tam ortasında yer verme eğilimindedir. Bazı özel durumlarda bu yapılabilir. Ama çoğunlukla kompozisyonlar, 1/3 kuralına göre düzenlendiğinden, yani ufuk üstte birinci veya altta üçüncü bölgede konumlandırıldığında fotoğrafımız daha ilginç ve dikkat çekici olur. Eğer kompozisyonumuzda mükemmel bir simetri yakalamışsak kasıtlı olarak bu kuralı kırabiliriz.
    Yanlış 3: Göz seviyesinde çekim yapma
    Çoğumuz, elimize makinemizi aldığımızda ayakta ve göz seviyemizde fotoğraflar çekeriz. Kompozisyonumuza daha ilginç bir boyut kazandırmak için, şartlar uygunsa bir tepeye tırmanmayı deneyebilir veya yere yakınlaşmayı deneyebiliriz, diz çökün, uzanın.
    Manzara çekimine giderken üzerinize rahat ve yırtılıp sökülmesine üzülmeyeceğiniz kıyafetler giyerek gidin demiş miydim?  ;-) 
    Yanlış 4: Kötü netleme veya yanlış yeri netleme
    Tamam, kadrajımızda gökyüzü ve dağlar güzel görünüyor, ancak bir fotoğraf yalnızca arka plandan oluşmaz (bazı durumlarda oluşabilir). Fotoğrafımızın izleyicisinin ilgisini çekmesi için bir netleme noktasına ihtiyacı vardır. Bu her şey olabilir; ilginç bir ağaç, tekne, iskele, kulübe... Bir manzara fotoğrafı temel bir konusu olmadan tamamlanmamış sayılır.
     
    Keskin, net bir sabit objektifimiz varsa, parlak bir günde, kısık bir diyafram ve düşük bir ISO ile hızlı perde hızı kullansak bile, kamera doğru noktaya odaklanamadıkça iyi sonuçlar alamayabiliriz. Bu durum, sığ bir alan derinliği için geniş bir diyafram kullanıldığında daha da önem kazanır. Odakta hafif bir yanlış hesaplama, nesneyi odak düzleminden tamamen dışarı atabilir.
     
    Fotoğrafçılar çoğu zaman kameralarını “Otomatik alan AF modunda” bırakırlar. Bu mod, kadrajımızda nereye odaklanılacağı konusunda karar için en iyi noktaları makinemizin seçimine bırakır. Modern kameralar bu konuda genellikle iyi sonuçlar çıkartırlar, özellikle de konu çerçevede belirginse. Bununla birlikte, daha karmaşık kompozisyonlarda kameramızın kafası karışabilir ve yanlış yerler üzerinde yoğunlaşabilir. Ben uzunca bir süredir (o kadar uzun olmuş ki zamanını unuttum, cidden) “Tek nokta AF alan” modunu kullanıyorum. Spor ve aksiyon için elbette “Dinamik AF alan mod”larını kullanıyorum. Dijital kameralarda AF Sistemi konusunda yeterli bilgi sahibi olmanızın sahada çok yardımını görürsünüz.
    Yanlış 5: Karmaşık arka plan
    Ana konumuzun arkasında neler olduğuna dikkat etmemiz gerekiyor. Arka plan unsurları kompozisyona bir şey katmayacaksa onları mümkünse kadrajımızdan çıkartmalıyız. Her bir öge arasında ayrım yapmaya özen göstermeli ve görsel olarak birbirine karışmasına izin vermemeliyiz (mesela, iki veya daha fazla ağaç birleşerek yeşilimsi bir karmaşa içerisine girerse). Hele ki bu nesneler arkadan aydınlatılmış veya siluetlenmiş olurlarsa bu daha da sorun olur.
    Yanlış 6: Boyutların olmaması
    Bir fotoğraf gerçekte iki boyutlu bir görüntü olsa da, güçlü bir manzara kompozisyonu etkileyici bir derinlik hissi verir. Çekimimizi ayarlarken çerçeveyi ön planda, orta yerde ve arka planda doldurmaya ve bu şekilde katmanlamaya çalışmalıyız.
    Yanlış 7: Boş bir gökyüzü
    Sanırım sadece fotoğrafçı şapkamızı giydiğimizde masmavi bir gökyüzünden şikayet edebiliriz! Bunun nedeni, bulutların her zaman sahnemizi geliştirmesi, bir hava katması ve kötü hava şartlarının en çarpıcı fotoğraflarını üretebilme imkanı sunmasıdır. Peki hiç bulutsuz masmavi bir gökyüzünde fotoğraf çekemeyecek miyiz? Elbette çekebiliriz, bu durumda gökyüzüne kadrajımızda daha az yer vereceğiz, ya da o kısmını kırpacağız.
    Yanlış 8: Kötü Işık
    Kötü olan bir doğal ışık türü elbette ki yoktur. Ancak kötü ışıkları olan fotoğraflar vardır! Her ışık türünden en iyi şekilde nasıl yararlanacağımızı anlamak, her tür ışığın altında iyi fotoğraflar elde etmemize yardımcı olacaktır.
     
    Nasıl yaklaşacağınıza karar vermeden önce sahnenizdeki ışık koşullarını dikkatlice düşünmeliyiz.
     
    Güneş çıktıysa, yanal olarak oluşturulan gölgelerden ve dokularından yararlanmak için güneşi kameramızın sağına veya soluna yerleştirmeliyiz.
     
    Güneş tam önümüzde ise, sahneniz arkadan aydınlanıyor olacaktır ve bu durum bize dramatik siluetler oluşturabilmemiz için şahane fırsatlar sunar.
     
    Güneş arkamızda olursa, sahnenin fotoğraflanması daha zordur. Çünkü doğrudan ışık sahnenin süzülmesine, detayların kaybolmasına neden olur. Bu durumda gölgede kalan bölgeleri veya kadrajımızı değiştirmeyi düşünebiliriz.
     
    Güneş yoksa ve gökyüzü parlaksa (ışıklıysa) yakın çekim yapmak için ideal yumuşak ışık koşullarını kullanabiliriz. 
    Yanlış 9: Nefes alacak alan (kaçış alanı) yok
    Çerçevemizin kenarlarına dikkat etmeli ve herhangi bir nesnemizin kesilmediğinden emin olmalıyız. İzleyicisine soluk ardırmak için kenarlarda biraz boşluk bırakmak iyi olacaktır.
    Yanlış 10: Patlamış ışıklar
    Manzara fotoğraf sahnelerinde gökyüzünün ön plana göre belirgin bir şekilde daha parlak olması çok yaygındır. Kadrajımızı oluştururken, kameramız tüm sahneyi esas alarak pozlamayı hesaplar ve genellikle gökyüzü tamamen beyazlaşır. Bu, "patlayan gökyüzü" olarak bilinir.
     
    Bu patlayan bölgelerdeki beyaz pikseller veri içermediği için bu problem ne yazık ki sonradan yazılımsal olarak düzeltilemiyor. O nedenle Pozlama ölçüm modları konusunda iyi bilgilenmeliyiz, hangi modun ne zaman, ne işe yaradığını iyi kavramalıyız. 
    Fotoğrafımızı çektikten hemen sonra Histogram'ı mutlaka kontrol etmeliyiz, LCD ekranda patlamış alanların var mı görmek için “Resim görüntüleme” ayarlarımızı değiştirmeliyiz. Bu özelliği nasıl etkinleştireceğinizi bulmak için fotoğraf makinesi kullanım kılavuzunuzu kontrol edin.
     
    Bence manzara fotoğrafı çekmekten hoşlanıyorsanız mutlaka ND filtreleriniz olmalıdır. Çünkü karşınıza yukarıdaki gibi bir durum her zaman çıkacaktır. O nedenle tüm filtre setimi mutlaka yanımda bulunduruyorum.
     
    Örneğin, yukarıdaki gibi parlak bir gökyüzü, suya yansıyan güneş ışığı, karanlıkta kalmış bir ön plandan oluşan bir sahneyi, ne yaparsanız yapın doğru pozlama ile tek karede çekemeyeceksiniz. Bu durumda HDR tekniğini deneyebilirsiniz.
    Ya da filtre kullanacaksınız.
     
    “Ben filtre kullanmıyorum, bunu fotoğraflarımı işlerken yazılımsal filtrelerle çözüyorum” diyebilirsiniz. Veri içermeyen beyaz ya da çok karanlık pikselleri ne yapacaksınız, oralardaki detayı nasıl geri getireceksiniz?
     
    Elimdeki tüm filtre setimi kullanarak ve HDR tekniğini de uygulayarak yapacağım bir çekimin tüm detaylarını, çekmiş olduğum fotoğraflarla birlikte adım adım anlatacağım bir yazı hazırlığı içerisindeyim. Bittiğinizde sizlerle buradan paylaşacağım.
    Yanlış 11: Düşük enstantane hızı
    Benim elim çok titrektir. Eğer eliniz benim gibi çok titrek değilse bulanık fotoğrafın bir numaralı suçlusu bence "Düşük enstantane hızıdır". Bir saniyeliğine kusursuz bir şekilde kıpırdamadan durabileceğinizi düşünebilirsiniz, ancak sizi temin ederim ki bunu dünyada yapabilecek çok az insan vardır.
     
    Elde çekim yaparken kamera sarsıntısının neden olduğu bulanıklığı önlemek için şu kuralları hatırlayalım;
    Enstantane hızımız "Karşıtlık kuralı" gereği en az objektifimizin odak uzaklığı kadar olmalıdır. Yani, 60mm objektif kullanıyorsak, pozlamamızın en az 1/60sn olması gerekir, 200mm'lik bir objektif ile en az 1/200sn olmalıdır. Önceden de belirttiğim gibi, elimin titrek olması nedeniyle ben bu değerlerin 2 katını uyguluyorum. Yani 60mm objektif ile en az 1/120sn enstantane ile çekim yapıyorum. Kamera sarsıntısı telefoto uzunluğunuz büyüdükçe artacaktır, bu nedenle daha geniş açılı objektiflerde sarsıntı etkilerini daha az hissedersiniz.
     
    Kendi sınırlarınızı bilmek önemlidir.
    Elde titretmeden çekim yapabileceğiniz kişisel en düşük enstantane hızınızı belirleyin.
     
    Fotoğraf makinenizi “S” enstantane öncelikli moda alın ve önce 1/1500sn ayarlayın, çekime başlayın. Sonrasında belirli aralıklarda 1/30sn'ye kadar azaltarak çekime devam edin. Çektiğiniz kareleri bilgisayarınızda kontrol edin. Görüntülerdeki  bulanıklığı fark etmeye başladığınız yer sizin sınırınızdır. Benim sınırım 1/125 saniye.
     
    Bazı objektifler ve kameralar, özellikle daha uzun odak uzaklığıyla birlikte Titreşim azaltma (VR) teknolojisine sahiptir. Titreşim önleme özelliği, minimum obtüratör hızınızı yaklaşık üç durak yavaşlatmanızı sağlar, yani titreşim önleyici sisteme sahip 60mm VR objektif enstantane hızını kamera sarsıntısı olmadan saniyenin 1/8sn seviyesine kadar düşürebilir.
     
    Ben Olympus OM-D E-M1 MII aynasız makinem ve M.ZUIKO DIGITAL ED 12‑40mm 1:2.8 PRO objektifimi kullanarak elde 1sn enstantane ile çok net fotoğraflar çekebiliyorum.
    Yanlış 12: Üçayak (Tripod) kullanmamak
    Fotoğraf makinesi sarsıntısıyla karşılaşıyorsak ve daha hızlı enstantane kullanamazsak (düşük ışık koşullarından dolayı) veya hızlı bir enstantane kullanmak istemiyorsak (çerçeve içinde bir şey bulanıklaştırmaya çalışıyorsak) o zaman kameramızı bir üçayak veya tekayak (monopod) ile sabitlememiz gerekecektir. Kameramızın ayna mekanizmasından kaynaklanan titreşimleri yok etmek için kullandığımız gövdede bu özellik varsa Pozlama gecikme modu özelliğini kullanabiliriz. Üçayak üzerindeki kamera sarsıntısını azaltma ve Rüzgarlı havalarda net fotoğraf çekimi yöntemlerini bilmek evinize çok fazla net fotoğraflar ile dönmenizi garanti edecektir. 
    Yanlış 13: Yanlış kamera tutma tekniği
    Bu konuda önerilen teknik şöyledir: Ayaklarınızı yanlara doğru biraz açın, bir ayağınızı bir adım ileri atın ve vücudunuzu sağdan sola ve önden arkaya sabitlemek iyice dik duruma getirin. Objektifi alttan tutarak kamerayı sol elinizle destekleyin, kameranızı sağ elinize alın ve deklanşör düğmesine hafifçe basın. Dirseklerinizi göğsünüze sıkıca yaslayın.  Kamerayı yüzünüze yaslamak sabit kalmanıza yardımcı olacağından, canlı görüntü (liveview) ekranı yerine vizörü kullanın. Nefes alın, fotoğrafınızı nefesinizi verirken çekin.
    Yanlış 14: Diyafram çok açık
    Diyafram değeri önden arkaya Alan Derinliğini belirlediği için fotoğrafımızın netliği üzerinde doğrudan bir etkiye sahiptir.
    Bir mercek odaklanırsa, odak düzlemi olarak bilinen belirli bir mesafeye kilitlenir. Odak uzaklığımız, örneğin 15 metredeyse, o uzaklıktaki her şey maksimum net olur ve önündeki veya arkasındaki şeyler bulanıklaşmaya başlar. Bu efekt miktarı diyaframın değerine bağlıdır.
     
    F/2.8 gibi geniş bir diyafram kullanırsak, alan derinliği çok sığ olacaktır. Bu efekt, daha uzun odak uzaklığındaki objektifler için uygun olabilir. Bu nedenle, bir telefoto objektif kullanıyorsak ve diyaframımız f/2.8 ise ufak bir cetvel şeridini net bir şekilde netleyebiliriz. f/11 veya f/18 gibi kısık bir diyafram kullanırsak, alan derinliği daha büyüyecektir, bu nedenle görüntüdeki net ve keskin alanlar daha fazla olacaktır.
     
    Doğru diyaframı seçmek, oluşturmak istediğimiz görüntü türüne ve kullandığımız Lensin en keskin noktası nedir buna bağlıdır. Genel olarak, çerçevedeki her şeyi olabildiğince keskinleştirmeye çalışıyorsak, kısık bir diyafram kullanmayı denemeliyiz (f/11 veya f/18 gibi veya daha büyük bir f sayısı).
     
    Bununla birlikte, kısık bir diyafram kullanarak, ışık kaybını telafi etmek için daha yavaş bir enstantane hızı kullanmamız gerekecektir. Bu durum “Yanlış 11” kısmında anlattıklarımıza neden olabilir. Bu nedenle bu gibi durumlarda bir üçayak kullanmamız gerekebilir.
    Diyaframı kıstığınız halde fotoğraflarınız hala net değilse, bunun nedeni Işık saçılması problemi olabilir. Perde hızı ve diyafram kombinasyonu dikkat edilmesi ayrı bir konudur.
    Yanlış 15: Doğru Netleme modunu kullanmamak
    Gözlerimize ne kadar güvensek de özellikle belirli bir yaştan sonra problemler yaşayabiliriz. Eğer gözlük kullanıyorsanız muhtemelen otomatik netleme kullanıyor olmalısınız. Günümüzde kameralar artık bu konuda oldukça sofistike ve gelişmiş AF sistemleriyle çok doğru şekilde netleme yapabiliyorlar. Fakat yetersiz ışık koşullarında netlemekte zorlanabilirler. Böyle durumlarda netlenecek alanı yardımcı bir ışık kaynağı ile ışıklandırıp ardından netlemeyi yapmak uygun olacaktır.
     
    Otomatik netlemenin büyük bir savunucusu olmama rağmen, manuel odaklamanın çok kullanışlı olduğu bazı belirli zamanlar olduğunu belirtmem gerekiyor. Konu özellikle manzara fotoğrafçılığı olunca, fotoğraf makinemizi üçayağa bağlayıp, çok sığ bir alan derinliği elde etmek için geniş bir diyafram kullanıyorsak ve çerçevemizdeki en önemli şeyin keskin olduğundan emin olmak istiyorsak manuel odaklamaya geçmeli, Hiperfokal mesafe hesabını iyi yapmalı ve LCD zoom işlevini kullanmalıyız.
    Yanlış 16: Yanlış AF Alan modu kullanmak
    Fotoğrafta odaklama teknikleri konusunu iyi özümsemeliyiz. Kameralar genellikle üç ana netleme modu (AF  modu) bulunur:
     
    AF-S veya Tek-çekim AF; Durağan nesnelerin çekiminde kullanılması amaçlanmıştır. Manzara fotoğrafçılığı çekimlerimizde AF-S modunu tercih etmeliyiz.
     
    AF-C veya Sürekli otomatik odaklama; Hareketi izlemek için özel olarak tasarlanmıştır. Bu nedenle hareketli nesnelerde kullanılmalıdır. Nesne sabit biz hareketli olabiliriz, bu durumda da bu modu tercih etmeliyiz.
     
    AF-A veya Otomatik mod; Makinemiz sahneyi okur ve ilk iki moddan hangisini kullanması gerektiğini kendisi belirler.
    Bir nesnenin fotoğrafını çekerken, sizin veya nesnenizin hareketli olup olmadığınıza uygun netleme modunu seçin.
    Yanlış 17: Kirli bir objektif veya kalitesiz bir filtre kullanmak
    Objektifimizde büyük bir leke varsa imajımızın netliğini etkileyecektir. Aynı şekilde, objektifimizin önünde ucuz bir plastik filtre takıyorsak bu da görüntü kalitesini düşürecektir. Eğer devamlı olarak bir UV filtresi kullanıyorsanız, UV filtrenizin kalitesinin fotoğraflarınızı olumsuz etkileyip etkilemediğini görmek için filtre olmadan birkaç çekim yapmayı deneyebilirsiniz.
    Yanlış 18: Kalitesiz objektif kullanma
    Bulanık görüntüler söz konusu olduğunda "Kalitesiz objektif kullanma" konusu bence listenin hep en sonundadır. Yeni başlayanlar için bulanık fotoğrafların baş sorumlu olarak kullandıkları objektifleri göstermesi en yaygın olanıdır. Ancak bu çok nadiren gerçek nedeni oluşturur. Elbette objektif kalitesi bir fark yaratır.
     
    Objektif kalitesi, optik sapmaları odaklamak, yakınlaştırmak ve düzeltmek için genellikle hassas bir şekilde hizalanan birkaç camdan oluşan kamera lensinin içindeki malzeme ve yapılara birebir bağlıdır.
     
    Bazı mercekler diğerlerinden daha keskindir veya diğerlerinden daha iyidir. Bazı mercekler merkezde keskin olabilir ancak köşeler ve kenarlar bulanıklaşır. Bazıları belirli diyafram açıklıklarında berrak fakat bazı açıklıklarda biraz bulanıktır. Bazı lensler kontrast noktaları etrafında renk saçılmalarına neden olur. Her mercek yaptığınız iş türüne yararlı olabilecek veya benzersiz bir karaktere sahiptir. Ayrıca, her objektifin en iyi performansı elde ettiği belli bir "ideal diyafram" değeri vardır, ben buna "Lensin tatlı noktası" diyorum. Bu genellikle diyafram değerinin ortasında olan, f/8 veya f/11 civarındadır.
     
    En net görüntü kalitesi için sabit odak uzaklığında olan objektifler genellikle değişken odak uzaklıklılara (zoom objektif) göre başarılıdır. Çok amaçlı bir zoom objektif yerine iki veya üç sabit odaklı objektifi taşımak her zaman mümkün olmayabilir, ancak zoom objektiflere göre kıyasla daha basit yapıları sayesinde, en ucuz sabit odaklı objektif bile çok keskin sonuçlar üretebilir.
    Yanlış 19: Fotoğrafları çekim sonrası işlememek
    Çoğu yeni fotoğrafçı çektiği fotoğrafları gerçekten işleyip işlemeyeceğine karar veremiyor.
    Tıpkı başlangıç yıllarımdaki BEN gibi. Ben de o yıllarda fotoğraflarını işlemden geçirmeden yayınlamayan birçok arkadaşıma ve profesyonele itiraz ederdim. Hatta bir seferinde oldukça önemli bir fotoğrafçının kişisel sergisinde neden bu kadar çok photoshop müdahelesi yaptığını, bence fotoğrafın çekim aşamasında bitirilmesi gerektiğini, çok bilmiş bir edayla söylediğimi hatırlıyorum. Şu cevapla kendime geldiğimi hiç unutamıyorum:
    Evet, bir bilgisayar mühendisine bu sorulmazdı, ama ben gerçekten de merak edip Photoshop kullanmayı öğrenmemiştim. O zamanlarda internet ortamı bu denli faal değildi, Youtube gibi ortamlarda materyal pek yoktu. Hemen Beyoğlu’nda bir kitapçıya gittiğimi ve tuğla gibi Photoshop kitapları aldığımı unutmuyorum.
    Bu işin acemileri fotoğraflara müdahelenin bir hile olduğunu savunurlar.
    Bence değil. Ne yani eski film günlerinde fotoğraf makineden çıktığı gibi mi tabledilip bize veriliyordu sanıyoruz. Elbette onlar da filme müdahale ediyorlardı. Günümüzün eski film günlerinden farkı, fotoğraf işleme işini şu anda laboratuvar teknisyeninin değil, bizim yapabiliyor olmamızdır. Fotoğraflar her devirde işlenmiştir. Onları işlememek, tamamlanmamış bir negatife bakmak gibidir.
    Fotoğrafları işlerken dikkat edilmesi gereken birkaç temel şey:
    Beyaz dengesi Kontrast Renk doygunluğu Renk satürasyonu Gölgeler Netlik Berraklık, ışık Yanlış 20: Çektiğimiz fotoğrafları eleştirmemek
    Fotoğrafçılığa başladığımızda kendi eserimizi eleştirmemiz ve nasıl iyileştirileceğini anlamamız zor oluyor. Her bir eserimize eleştirel bir gözle bakarak nasıl iyileştirilebileceğini düşünmek bizi şimdikinden daha iyi bir fotoğrafçı yapacaktır.
    Özellikle şu önemli faktörleri göz önünde bulundurulması önerilir:
    Netleme Perspektif Ana konu Arka plan Işık Pozlama Renkler Kontrast İşleme Daha iyi bir fotoğrafçı olabilmeniz için fotoğraflarınızı değerlendirmede yardım istiyorsanız, fotoğraf kulüplerine katılmayı düşünebilirsiniz. Ben İzmir’de İFOD, ArtLENS gibi fotoğraf kulüplerine üyeyim ve gelişme açısından çok faydasını görüyorum. Bu gibi ortamlarda aylık dersler ve ödevler alıyorsunuz ve fotoğraflarınız hakkında profesyonel fotoğrafçılar da dahil olmak üzere topluluktan kaliteli geribildirimler alıyorsunuz. Destekleyici bir öğrenme ortamında daha bilinçli bir fotoğrafçı olmanıza yardımcı oluyorlar. Eleştirilmeye pek tahammülü olmayan bir yapıya sahipseniz bunu yapmamanızı öneriyorum. Çünkü, özellikle ustalar fotoğraflarınızı bazen öyle eleştiriyorlar ki, ağlarsınız  :-)
    Özet
    Ben manzara fotoğrafçılığına bayılıyorum. Bu konuda insanlarla konuşmayı, fotoğraflarını incelemeyi ve onlardan birşeyler öğrenmeyi seviyorum. Bu benim için bir hobidir, aynı zamanda dünyayı görmenin ve keşfetmenin bir yoludur.
     
    Doğayla baş başa, medeniyet belirtileri olmayan bir yerde, dağların ortasında omuzunuzda üçayak (tripod) ile dolaşmak yalnız bir uğraş gibi görünebilir. Yine de ben, bu gibi zamanlarda hiç yalnızmışım gibi hissetmiyorum.
     
    Manzara fotoğrafı insanlarla ilgilidir. Elbette insanların fotoğraflarını çekmiyorsunuz, ancak nihai hedefiniz her zaman çektiklerinizi insanlara göstermek değil mi?. Manzarayı gösteren bir fotoğrafa bakarken, gördüğünüz dünyayı anlamaya çalışıyorsanız, bunun için gayret sarfediyorsanız, bu manzara fotoğrafıdır.
     
    Bu konuya katkı sağlayabilecek daha birçok görüş ve öneriler olduğunu biliyorum.
    Lütfen sizler de bu görüş ve önerilerinizi aşağıdaki "Yorumlar" kısmından benimle paylaşın.
     
    Işığınız bol olsun.


    Sebahattin Demir
    Bir sonraki objektifim ne olmalı?
     
    Doğayı ve seyahat etmeyi seven benim gibi birçok fotoğraf gönüllüsünün en yaygın sorulardan biri "Bundan sonra hangi objektife sahip olmalıyım?" tarzında sorulardır.
     
    Bu tip sorular, bu forumda, YouTube videolarında ve bilinen hemen her fotoğraf forumunda sıklıkla karşımıza çıkar. Genellikle yeni bir objektif alma sorusu ortaya atıldığında internet üzerinde birçok uzman(!) bunlara yanıt vermeye çalışır. Bununla birlikte çoğu kez bu görüşler, ya mesnetsiz bilgiler içerirler, ya da belirli bir marka ve modele atıfta bulunurlar, onu öne çıkartmaya çalışırlar. Gerçekten doyurucu olduğuna inandığınız bilgileri verenler de o bilgileri kendi gerçekliklerine göre aktarırlar. Ama ne O Siz’dir, ne de Siz O’sunuz. Yani, dikkatli olmakta fayda var.
     

     
    Ben konunun uzmanı değilim. Ve sizlere şu objektif en mükemmelidir, onu alın diyemem.
    Aslına bakarsanız, "Sahip olunması gerekenler listemde” hangi objektife karar vereceğim konusunda artık bir problem yaşamıyorum. Bu işe ilk başladığınızda doğal olarak çok kötü fotoğraflar çekiyorsunuz. Sizinkiler kötü değil miydi? Tamam, benimkiler çok kötüydü. Bu durumda bizler (siz iyi fotoğrafları olanlar hariç ), bu kötü fotoğrafların suçunu, ya kullandığımız kameraya, ya da elimizdeki o berbat (!) kit objektife atma eğilimindeyizdir. Sonra, okumaya, araştırmaya, çektikçe deneyim kazanmaya başladıkça bu sitenin mottosu olmuş o sihirli cümleyi kurmaya başlarsınız;
     
    Fotoğrafı önce göz, sonra lens, sonra makine çeker!
     
    Evet, şu geldiğim durumda, sahip olduğum azıcık bilgi birikimimle bu motto bence tamamen gerçek. Hatta bence Göz-Lens-Makine arasında 100 üzerinden puanlama yap deseniz sırasıyla; 50-30-20 derim. İyi bir fotoğrafçı gözünüz varsa zaten iyi bir fotoğrafı garanti etmiş olursunuz. Çünkü, aslına bakarsanız, elinizdeki makine ve objektif hangi marka ve model olursa olsun, en kötüsüyle bile “waaaw” dedirtecek fotoğraflar çekebilirsiniz. Bunun örnekleri o kadar fazla ki, burada değinmeye gerek bile yoktur sanırım.
     
    Benim için yeni bir cam(!) almanın nedeni biraz pragmatik bir şey. Yeni bir optik için para yatıracaksam, gerçekten ona ihtiyacım var mı diye bakıyorum. Bu yeni objektif ile şimdi yapamadığım neyi yapabileceğim, ona odaklanıyorum. E tabi mühendis geçmişim teknik verilere bakmaktan ve bu konulardaki ciddi sitelerin makalelerini okumaktan beni alıkoymuyor.
     
    Sahip olduğum en uzak odaklı objektifim “AF-S Nikkor 70-200mm f/2.8G ED VR II”. Doğada, özellikle vahşi yaşam, kuş fotoğrafçıları için bu odak uzaklığı çok yetersiz kalabilir. Ama ben ne kadar ve kaç kez böyle bir durumla karşılaşıyorum ki?  Bu ihtiyacım için daha uzun odaklı bir objektif almak yerine bir 2xTelekonvertör almayı tercih ettim. Tamam, "200mm f/2.8 Objektif + 2xTelekonvertör" bir 400mm f/2.8 objektif etmiyor olabilir (mi?). Eğer kullandığınız gövdenin AF sisteminin nasıl çalıştığını, hangi durumlarda nasıl tepki verdiğini biliyorsanız, EVET yeterli olabilir.
     
    Unutmayın, ben bir amatörüm. Profesyonel vahşi yaşam ya da aksiyon/spor fotoğrafçısı değilim.
     
    Gelin olayı biraz sulandıralım;
    Diyelim ki, fotoğraf makinenizle birlikte verilen kit objektifle çekmiş olduğunuz fotoğraflardan daha keskin ve daha canlı  görüntüler istemektesiniz. Ya da düşük ışıkta veya güzel yumuşak arka planlarla dolu fotoğrafları çekebilmek için belki de f/2.8, f/1.4 gibi daha hızlı bir objektife ihtiyacınız var. Belki de kanatlarını bir saniye içinde yüzlerce kez çırpan ve havada asılı durabilen küçük kuşları fotoğraflamak için daha hızlı bir Otomatik Netleme (AF-Auto Focus)’ye sahip bir gövdeye ihtiyacınız var.
     
       Böyle bir durumda en uygun soru şu; "Bu tür fotoğrafları çekmek için şu an sahip olduğum gövde ve kullandığım objektif(ler) yeterli mi, hangi özelliklerde objektife ihtiyaç duyuyorum?”  
    Bu soruyu sorduğunuzda bunun sahip olduğunuz donanımla ilgili bir sorun olmadığını, bundan ziyade problemin vizörün arkasındaki dört inçlik alana bakan gözlerin sahibinde olduğunu fark edebilirsiniz. Tamam, elbette iyi objektifler gerekir, ama elinizdeki mevcut objektiflerle iyi görüntüler yakalamak için daha iyi teknikler de geliştirebilirsiniz.
     
    İyi haber, bu problemin çözülmesi genellikle tahmin edilenden daha ucuzdur 
     
    Peki bu ihtiyacınızı tam olarak ve kolaylıkla tanımlayamıyorsanız nedeni nedir?
     
    Birkaç olasılık var:
     
    Birincisi, gerçekte şu anda yeni bir şeye ihtiyacınız yoktur ve cebinizde duran biraz ekstra paranın GAZına geliyor olabilirsiniz. Evet, aslında bu karşılaşacağınız en iyi durumdur. Bazen "sıkılmış" olamaz mısınız? Bu durum, ekstra bir objektife avuç dolusu para vermek yerine, bu parayı sahip olduğunuz ekipmanı veya eğitici materyalleri çok daha etkin kullanmanızı sağlayacak, alanında uzman fotoğraf eğitmenleri ile birlikte katılacağınız uygulamalı bir fotoğraf gezisine yatırma fırsatı yaratmış olabilir. Ne dersiniz?
     
    Başka bir olasılık; kendinizi dışarı atabilir ve sevdiğiniz şeyleri çekmek için kendinize daha fazla zaman ayırabilirsiniz. Sanıyoruz ki, en iyi objektif(ler)e sahip olduğumuzda en iyi fotoğrafları artık çekebileceğiz. Evet bu belki de doğrudur. Peki ya bu hobimize aslında gerçekte yeterince zaman ayırmıyorsak? Asıl neden bu olabilir mi?
     
    Ben kendimce şöyle bir metodoloji geliştirdim;
     
    Aşağıda anlatacaklarım bir fotoğraf gönüllüsü olarak sadece benim düşüncelerimi ve yaptıklarımı içermektedir. Herkesin iş yapış şekli farklıdır, bu yüzden benim için işe yarayan bir yöntem sizin işinize yaramayabilir.
     
    Doğayı ve seyahat etmeyi seven bir fotoğraf gönüllüsü olarak benim için, objektifimle bir defada mümkün olan en geniş alanı kaplayabilmem önemlidir. Güzel tespit, devam edelim. Elimdeki mevcut objektif setimle 14mm'den 200mm'ye (Telekonvertör ile 400mm) ulaşıyorum ve arada herhangi bir boşluğum bulunmuyor.
     
    Bu işe ilk başlıyorsanız ve hangi objektif(ler)i alacağınız konusunda kararsızsanız, (hatta kararalıysanız bile) başlangıçta geniş açıdan yaklaşık 200 mm'ye kadar odak mesafesi olan (mesela 18-200mm) bir objektif ile başlamanızı, bu tek objektifle yeterince uzun bir zaman geçirmenizi öneriyorum, ne dersiniz? Belirli bir süre sonunda çekmiş olduğunuz ve en beğendiğiniz fotoğraflara tek tek göz atıp, bunları hangi odak uzaklıklarında çektiğinizi not edebilirsiniz. Bu yöntem, sizin severek, zevk alarak çektiğiniz odak uzaklıkları hakkında çok güzel bilgiler verecektir. Unutmayın; ölçemediğiniz bir şeyi geliştiremezsiniz.
     
    Hiç durmayın, bunu şimdi, hemen yapın. En sevdiğiniz fotoğrafları biliyorsunuzdur, açın onları ve hangi odak uzaklığında, hangi diyafram değeriyle çektiğinizi kontrol edin ve bir liste çıkartın. Bunu yaptığınızda, büyük bir hevesle almış olduğunuz 50mm f/1.4 objektifin aslında neden uzunca bir zamandır kılıfından çıkmadığını, hatta onu artık son zamanlarda yanınıza bile almadığınızı, dolabınızda neden tozlandığını anlayacaksınız
     
    Bunun sağlamasını şu şekilde de yapabilirsiniz;
    Sahip olduğunuz tüm objektifleri listeleyin. Son 1 yıldır bu objektifleri hangi sıklıkta kullandığınızı aşağı yukarı çıkartın. En sık kullandığınız ve kullanmaktan hoşlandığınız objektifleri bir kenara ayırın, sonra sahibinden.com sitesine girin diğerlerini satışa çıkarın. İddia ediyorum, (keşke biraz daha fazla ücret isteseydim fikri dışında) pişman olmayacaksınız. Buradan elde ettiğiniz gelir ile bu güzel hobinizle ilgili özel turlara katılabilir, kendinizi ustaların yanında çok iyi geliştirebilirsiniz.
     
    Hatırlayacaksınız; özellikle geniş açı objektiflerden bahsederken hep perspektif bozulmasından veya objektifin perspektif başarımından söz edilir. Evet böyle bir gerçeklik var. Unutmayalım ki perspektif için ilk koşul kameramızın konumudur. Neden kameramı doğru konumlandırmak (bunun için biraz hareket etmek ve dolayısıyla sağlıklı kalmak) varken ve Photoshop vb gibi bu işlemi fotoğraf düzenleme esnasında artık mükemmel yapabilen uygulamalar dururken, sırf bu işlemi biraz düzeltici şekilde kendi başına yaptığı için bir objektife avuç dolusu para ödeyeyim?
     
    Dolayısıyla, manzara çekimlerinde kamera pozisyonuyla oynayıp sahne için mükemmel bir perspektif bulmak ilk öğrenmemiz gereken en önemli konudur. Kamera konumlandırmayı keşfettiğimizde, artık istediğimiz bir objektifi seçmek elimizde. Vizörümüzde istediğimiz kareyi görene kadar o zoom halkasını çevirmekte artık özgürüz.
     
    Sabit odak uzaklı objektifler, hah işte problem!
     
    Sabit odak uzaklığında olan objektif kullanacaksanız büyük olasılıkla yakınlaştırma/uzaklaştırma (zoom) işini ayaklarınızla yapmanız gerekecek . Bunun daha da kötüsü, siz kadrajı belirlediğinizde objeniz yer değiştirirse ne olacak? Artık ideal konumunuzda değilsiniz. Evet ne yazık ki sabit objektifler ile çekim yaparken, senaryoyu objeler belirler.
     
    Elbette, sabit objektifler tam ve doğru odak uzaklığı sunarlar ve mükemmel çalışırlar. Buna ilave olarak daha iyi bir keskinliğe de sahip olursunuz. Manzara çekiminden hoşlanan bir fotoğraf gönüllüsü olarak perspektifi kontrol etmeyi biraz öğrenince fotoğraflarımın (bana göre) daha iyi olduğunu fark etmeye başladım.
     
    Bazen 200 mm'nin üzerinde (Telekonvertör ile) genellikle aksiyon çekiyorum ve bu durumlarda perspektif (başkaları için yine de önemli olsa da) artık benim için çok önemli değil. Aksiyon fotoğraflarında çerçeve içindeki her küçük nesne, çoğunlukla manzara fotoğraflarımda olduğu gibi kritik bir rol oynamıyor benim için. Aslında, aksiyon ve yaban hayatı ile arka planın (ve hatta bazen ön planın) yumuşak ve bulanık olması istenir (bokeh).  Bu yüzden manzara konusunda eleştirilen bu durum aksiyon ve vahşi yaşamda oldukça önemlidir. Bu durumlarda, hızlı AF, her karesi net, keskinliğini mükemmel sonuçlar önem kazanır.
     
    Peki, eşit derecede iyi görünen birkaç seçenekle karşı karşıya kalırsak kararı nasıl vereceğiz?
    İki benzer objektif ve odak uzunluğu arasında seçim yaparken, genellikle bazı faktör(ler)den ödün vermeniz gerekebilir. Örneğin, belki 200-500 mm gibi zoom ve 300 mm F4 + telekonvertör arasında kaldınız. Farklar açıktır; Sizce daha zor ışık koşullarında çok hızlı netleme yapabilmek mi önemlidir, yoksa yakınlaştırma esnekliği mi? Ve bunun için bu fiyatı ödemeye değer mi?
     
    Aynı şey kısa odak uzaklıkları için de geçerli. Örneğin14-24mm f/2.8 mi veya 16-35mm f/4 mü? Ben bu ikilemi bizzat yaşadım. Birçok kez belirttiğim gibi doğayı ve seyahat etmeyi seviyorum. Dolayısıyla, manzara, şehirlerin mimarileri, kapalı alan çekimleri benim ilgi alanımda. Kapalı alan, gece yıldız çekimi vs deyince bu ortamlar için ideal olanı (yukarıdaki iki objektif arasında) 14-24mm f/2.8 seçimi olurdu. Ama ben aynı zamanda filtre kullanmayı, uzun pozlamayı da seviyorum. Binbir araştırma sonucunda iyi bedeller ödeyerek aldığım filtrelerimi kullanmayı da istiyorum. Sonuçta; bahse konu iki objektifi de satın aldım. Belki inanmayacaksınız ama en sık kullandığım iki objektifim bunlar.
     
    Anahtar nokta; bu yalnızca gerçekten SİZİN karar verebileceğiniz bir seçim. Bu seçimi ben sizin için yapamam, internetteki hiç kimse de yapamaz. Bence başkalarının yönlendirmesindense, karar verme sorumluluğunu almalı ve biraz düşünmelisiniz.
     
    İki objektif arasında seçimle karşı karşıya kaldığımızda hep "yanlış" karar vermekten korkarız değil mi? Ancak böyle düşünmek hatalı. Unutmayın; gerçekte, gerçekten "iyi" ve "kötü" objektif arasında karar vermeye çalışmıyoruz; İki iyi seçenek arasında karar vermeye çalışıyoruz.
     
    Kararlarınızı, sizin için daha değerli olacağını düşündüğünüz avantajlara dayalı olarak (bu farklılıklar az olsa bile) kendiniz vermelisiniz.
     
    Acımasız gerçek şu ki, ne karar verirseniz verin, diğer objektife ihtiyaç duyacağınız zamanlar hep olacak .
     
    Yapabileceğiniz en iyi ve tek şey, satın alma aşamasında bildiklerinize dayanarak, vakaların “çoğunda sizin için doğru görünen bir objektifi seçmenizdir. Gerçekten hala şüphedeyseniz, eğer imkanınız varsa birkaç günlüğüne bir lens kiralamak, ya da bir süreliğine denemek için ödünç almak kendiniz için doğru tercihi bulmanıza yardımcı olabilir.
     
    Sizler de düşünce ve yorumlarınızla katkıda bulunur musunuz?
    Malum; bilgi paylaştıkça çoğalıyor.
     
    Işığınız bol, seçiminiz hayırlı olsun.
     
    Sebahattin Demir
    Havai Fişek Çekmek İçin En İyi Yöntem ve Ayarlar
     
    İşte size havai fişek çekmek için en iyi yöntem:
     
    f/8, 3 Saniye, ISO 400, bir Üçayak (tripod)
     
    Bu teknik için öncelikle bir üçayak kullanmanız gerekiyor.
     
    Şu ayarları deneyin ( f/8, 3 Saniye, ISO 400) ve inanın yanlış yapmazsınız. Havai fişek ışığının parlaklığını ayarlamak için diyafram açıklığınızı değiştirin. f/11 gibi daha küçük bir diyafram havai fişekleri daha koyu hale getirecek ve f/5.6 onları daha parlak hale getirecektir. f/8 iyi bir başlangıç noktasıdır. Onları çok parlak yaparsanız, renk yoğunluğunu kaybedersiniz.
     

     
    Fişeklerin akışlarının uzunluğunu ayarlamak istiyorsanız, enstantane hızını değiştirin. 5 saniye gibi hızlar daha uzun çizgiler oluşturacak, ancak aynı zamanda patlayan ışık demetlerini daha parlak gösterecektir. Bir başka deyişle, birçok patlayan tanecik aynı anda yükseldiğinde, daha uzun bir enstantane hızı tüm bu renk cümbüşünü birbirlerinin üzerine kaydeder ve bunların örtüştüğü yerde aşağıdaki gibi parlak bir nokta elde edersiniz.
     

     
    Parlaklığını biraz yoketmek isterseniz, ISO değerini yükseltebilirsiniz. Evet, ISO’yu arttırmaktan çekinmeyin. Yüksek ISO böyle durumlar için en iyi arkadaşınızdır, ama siz yine de 1600'ün üzerine çıkmamaya gayret edin. ISO değerini yükseltirseniz, kıvılcım akışlarını belirginleştirmek için diyaframı biraz daha kısabilirsiniz.
     
    Lütfen unutmayın: gece karanlık bir gökyüzünde ve aydınlanmamış ön plan çekimi yapıyorsunuz. Elbette havanın haranlık olması gerekiyor. Histogramınız merkezi boş bir U gibi korkunç görünecektir. Bu iyi birşeydir, endişelenmeyin, gece vakti çekim yapıyorsunuz
     
    Zaman atlamalı (Timelapse) Çekim
     
    Artık birçok Nikon gövdede bu kabiliyet mevcut. Ancak Timelapse değil, Aralıklı Çekim seçeneğini seçmelisiniz (bu ayar yalnızca video modunda mevcut).
     
    Aralığı, genellikle 1 saniyelik minimuma ayarlayın. Bu, çerçeveler arasında 1 saniyelik bir boşluk ile fotoğraf çekeceği anlamına gelir. Tam şovun ortasında çekimin durmasını engellemek için çekim sayısını 9999 gibi çok yüksek bir değere ayarlayın.
     
    Kullandığınız gövde bu özelliğe sahip değilse kameranızı kontrol etmek ve zaman aralıklı çekim yapmak için harici zamanaralıkölçer satın alabilirsiniz. Pahalı veya ucuz markalı bir alet satın alabilirsiniz. Markası önemli değil, sadece kamera modelinizle uyumlu tasarlanmış olanı satın aldığınızdan emin olun.
     
    Zaman atlamalı diziyi çekmek için bir zamanaralıkölçer kullanmanın yararı, herhangi bir çekimi kaçırmamak ve fotoğraf makineniz harika fotoğraflar çekmek için çalışırken arkadaşlarınızla ve ailenizle birlikte arkanıza yaslanıp şovun tadını çıkarabilmenizdir.
     



     
    Çerçeve, Netleme, Kadraj ve Keyif
     
    Kurulum için kadrajınızı ayarlayın. Zaten çok karanlıksa ISO değerini mümkün olduğunca yükseltebilir ve kompozisyonunuzun neye benzediğini görmek için saniyenin 1/20'si gibi daha hızlı bir enstantane hızında bir fotoğraf çekebilirsiniz. Doğru çerçeveleme yaptıktan sonra, ayarları f/8, 3 saniye, ISO 400'e geri getirin.
     
    Aralıklı çekim yaparken kameranın odaklanmak için sorun yaşamaması için manuel netlemeye geçmeniz gerekecektir. Önce, havai fişeklerle aynı uzaklıkta olan bir şeyi netlemek için otomatik netlemeyi kullanın. Ortam çok karanlıksa ve netlemek zor oluyorsa, merkezdeki netleme noktasını kullanın ve bir ışık kaynağını netleyin, ardından netleme ayarınızı hiç bozmadan manuel netlemeye geri dönün.
     
    Çok fazla kare çekeceksiniz, bu nedenle işe başlamadan önce bellek kartınızın boş olduğundan, biçimlendirdiğinizden emin olun. Hızlı bir kart kullanmayı deneyin. Kartınız çok yavaşsa, kameranız karta yazım işlemi boyunca fotoğraf çekemeyecek ve siz belki de en önemli kareleri kaçıracaksınız.
     
    Şimdi işlemi başlatın ve şovun tadını çıkarın ...
     
    Sonuç
     
    Bu basit pozlama ayarları, havai fişek çekimi için sizin temel olarak iyi sonuçlar almanızı sağlayacaktır. Kameranın otomatik olarak çalışmasına izin vermek için bir zamanaralıkölçer kullanın ve şovun tadını çıkarın.
     
    Bu yazıdaki bilgiler ve görseller Photofocus.com sitesinden alıntıdır. Ben burada bazı eklemeler ile sınırlı kaldım.
     
     
    Sebahattin Demir
    Önerilen Nikon D810 Ayarları
     
    Bir süredir Nikon D810 gövde kullanıyorum. Aldığımdan beri bu model hakkında çok fazla yayın okudum, video seyrettim, ustalarla görüştüm ve bizzat denemeler yaptım. Bu süreçte en fazla eksikliğini yaşadığım şey, anlaşılır ve hap gibi kullanılacak bir ayar yapma konulu dokümandı. Sonunda bunu kendim yazmaya karar verdim. Aşağıdaki yazdıklarım birçok doküman ve video izlemelerinin sonucunda kendi deneyimlerimi de içerir. Lütfen unutmayın ki bunlar benim için olan doğrulardır, herkesin aynı ayarlarla çekim yapması gerektiği anlamına gelmez. Aşağıdaki bilgiler, kamera ile mücadele edenlere kılavuz olarak sunulmuştur ve sadece fotoğraf makinesinin ve onun bazı önemli özelliklerinin nasıl kullanıldığını açıklamaktadır.
     
      Ben Nikon D810’umu ingilizce dil ile kullanıyorum. Bu dokümanda türkçelerini mümkün olduğunca yazmaya özen gösterdim. Gözden kaçırdıklarım olabilir, şimdiden affınızı rica edeceğim. Siz Türkçe olarak kullanıyorsanız ya da türkçe açıklama istiyorsanız bu durumda biraz çalışmanız gerekecektir
     
    Nikon D810 oldukça gelişmiş bir DSLR kamera ve birçok farklı menü ve ayarla birlikte geliyor.
     
    Kamera menüsüne girmeden önce, makinenin gövdesindeki tuşlar ve kadranlarla yapabileceğimiz denetimleri kullanmaya başlayalım. D810'un birçok menü seçeneği var, ancak yalnızca harici kontrollerle kontrol edebileceğiniz bazı özellikler de var.
     
     
    Otomatik odaklanma Modları, Basamaklama ve Flaş
     
    Fotoğraf makinesinin önünde sol tarafta (Şekil-2 deki 3 numaralı büyük kırmızı daire içindeki alan) “AF” ve “M” seçeneklerinden oluşan bir anahtar göreceksiniz. Bu anahtarın "AF" konumunda olduğundan emin olun, aksi takdirde takacağınız objektif otomatik netleme yapmayacaktır. Herhangi bir nedenle objektifiniz netleme yapmıyorsa, öncelikle kontrol etmeniz gereken yer burasıdır. Anahtarın ortasındaki düğmeye basılı tutarak ve arka taraftaki kadranı çevirerek farklı netleme modları arasından seçim yapabilirsiniz.
     
    Şekil-2
     
    Bu işlemi yaparken üst LCD'ye bakın, kamera “AF-S” ve “AF-C” arasında geçiş yapacaktır. Her bir netleme modu hakkında hızlı bir özetleme yapmak gerekirse:
     
    AF-S - Bu moda "Single servo AF" denir ve yalnızca hareketsiz, sabit konular için kullanılır. Deklanşöre yarım bastığınızda, özneye otomatik netleme yapar ve netleme kilitlenir. Bu esnada özne hareket ederse netleme noktası değişmeyeceği için net olmayan bir fotoğraf elde edilecektir. Sabit konuları (manzara, mimari, vb.) fotoğraflamak için ve aşırı derecede düşük ışıklı ortamlarda çekim yaparken bu modu kullanmalısınız. Yetersiz ışık koşullarında otomatik netleme zorluğu nedeniyle makinenizdeki AF yardımcı ışığını kullanmanız gerekecektir. Bu ışığın yanması için de bu modu kullanmalısınız. AF-C - Nikon'un dilinde "Sürekli-servo AF" olarak bilinen AF-C, hareketli nesnelerin fotoğrafını çekmek için kullanılır. Deklanşör düğmesine yarım bastığınızda nesneye odaklanacaktır ve nesne hareket ettiğinde kamera netlemeyi yeniden oluşturacaktır.  
    Hangisini kullanacağınıza karar veremiyorsanız, AF-S yerine sürekli izleme için AF-C moduyla kullanmanızı öneririm.
     
    Anahtarın ortasındaki düğmeye basılı tutarak ön kadranı işaret parmağınızla döndürdüğünüzde, "S", "D 9", "D 21", "D 51", "3D", "GrP" ve “Oto” gibi birçok farklı seçenek ile karşılaşırsınız. Bu ayarlar, vizörde gördüğünüz odak noktalarını kontrol etmek içindir. Nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, kamerayı odaklama için kullanacağı tek bir odaklanma noktası seçmenize izin veren "S" (Tek) olarak bırakın.
     
    Diğer harici kontrollere geçelim.
     
    AF / M anahtarının hemen üstünde iki ek düğme daha göreceksiniz.
    Bunlar;
    Flaş telafisini ince ayarlamanızı, ön / arka flaş senkronizasyonu gibi diğer flaş parametrelerini ayarlamanızı sağlayan, üzerinde flaş sembolü olan düğmedir (Şekil-2 deki 2 nolu daire içinde gösterilen düğme). Diğeri üzerinde “BKT” yazan Basamaklama ayarlarınızı yapmanızı sağlayan (Şekil-2 deki 1 nolu daire içinde gösterilen) düğmedir.  
    Flaş ayarlarına şimdilik değinmeyeceğim, çünkü o başka bir uzun makale konusu olabilir.
    Ama “BKT” düğmesine basılı tutarak üst LCD’de "0.0" değerini gördüğünüzden emin olun. Benzer şekilde, düğmeyi basılı tutarak ve üst LCD'de çerçevenin kapalı olduğundan emin olun. Sol tarafta "0F" görünmelidir; Bu, basamaklanın kapalı olduğu anlamına gelir ("BKT" harfleri de yok olmalıdır). Ön kadran çevrilerek basamaklama adımlarının değiştirilmesi sağlanır ve arka kadran çevrilerek çekilen kare sayısı ayarlanır. Nikon D810, 9 kareye kadar ve 3 durağa (EV) kadar basamaklama oluşturmaya izin verir.
     
    Bunun anlamı şudur;
    Örneğin siz çok karanlık ve çok ışıklı ortamları içerisinde barındıran bir kadraj belirlediniz. Pozlamanızı hangisine göre yapsanız diğeri patlayacak ya da çok karanlık çıkacaktır. Ortalama bir pozlama yaparsanız, bu kez gölgede kalan yerler daha gölgeli, ışıklı yerler fazla pozlanmış olabilecektir. Her durumda da istediğiniz sonucu alamayabilirsiniz. Böyle bir durumla karşılaştığınızda aynı sahneyi birden fazla pozlamayla çekmeniz anlamına gelen “Basamaklama” imdadınıza yetişir.
     
    “BKT” düğmesine basılı tutarak
    Ön kadran ile her çekimde hangi durak aralıklarıyla çekeceğinizi (1, ½, 1/3) Arka kadran ile ardı ardına kaç kare çekeceğinizi (2,3…9) belirlersiniz. Deklanşöre tam bastığınızda makine otomatik olarak, belirlediğiniz durak aralıklarında artı ve eksi yönlerde, belirttiğiniz adet kadar fotoğraf çekecek ve kaydedecektir. Ardından siz bu fotoğrafları Photoshop, Lightroom ve benzeri işleme programlarıyla birleştirdiğinizde, her yanı iyi pozlanmış bir sonuç fotoğrafa sahip olursunuz.
     
    Çekim Modu ve Kamera Modu
     
    Fotoğraf makinenizin sol üst tarafında, üst kısmında düğmeler bulunan (Şekil-3 teki 4 nolu alan ve Şekil-4 te büyükçe gösterilen) gibi geniş bir kadran vardır. Bu döner kadranın başlıca işlevi çekim modunu ayarlamaktır. Üstte bulunan düğmeler Görüntü biçim ve kalitesini, Pozlama ölçüm metodunu, ISO ve Beyaz dengesini hızlı ayarlamak içindir.
     
     
    Şekil-3
     

    Şekil-4
     
    Döner kadran seçenekleri;
    "S" (Tek) çekim, "Cl, Ch" (Sürekli düşük ve Sürekli yüksek) hızda çekim, "Q" (Sessiz) mod, "Qc" (Sessiz sürekli) çekim, Zamanlayıcı “Mup” (Ayna kalkık).  
    Bende genellikle deklanşöre bastığımda yalnızca tek bir çekim yapan "S" olarak ayarlıdır. Makinemin hareketli nesneleri birden fazla seri olarak çekim yapmasını istersem, "Ch" moduna geçerim. Nadiren diğer ayarları kullanıyorum, ancak titreşimleri azaltmak için ve üçayak kullanarak yaptığım manzara, mimari gibi çekimlerde kullandığım “Zamanlayıcı” özelliği (aşağıda daha ayrıntılı olarak anlatılıyor) çok işime yarıyor.
     
    En üstteki düğmeler, ISO, Pozlama ölçüm metodu ve Beyaz Dengesi gibi önemli ayarları hızla değiştirmenizi sağlarlar. Burada görüntü kalitesini değiştirmeye yarayan “QUAL” düğmesinin konumudan pek hoşnut değilim. Çünkü birçok kez yanlışlıkla buraya basarak RAW çektiğimi zannederek aslında JPEG çekmişliğim vardır
     
    Pozlama Ölçüm modunu değiştirmek için düğmeyi basılı tutun, sonra arka ayar kadranını çevirin.
     
    “ISO” düğmesine basılı tutarak arka ayar kadranı ile hızlı ISO ayarı değiştirme imkanına sahip olursunuz. Ön ayar kadranı ise Otomatik ISO'yu açıp kapatmaya yardım eder. Bu makinede en sevdiğim özelliklerin başında gelen Otomatik ISO'yu hızlı bir şekilde açma ve kapatma kabiliyetimin yanısıra, kamera önündeki Fn (İşlev) düğmesini Otomatik ISO ayarlarıyla eşleştiririm. Böylece maksimum hassasiyet ve minimum perde hızında değişiklikler yapabilirim ( “Özel Ayar Menüsü” altındaki notlarımda açıklanmaktadır).
    Son olarak, Beyaz dengesini ayarlamak / değiştirmek için "WB" düğmesinden bahsedelim. Bu düğmeye basılı tuıtarak arka ayar kadranı ile beyaz dengesini değiştirebilirken, ön ayar kadranı ile ince ayar yapabilirsiniz.
     
    Makinenizin üstünde, sağ tarafta, LCD ekranın üst kısmında üç düğme daha göreceksiniz:
    Kamera modunu değiştirmek için "MOD" düğmesi, Video kayıt düğmesi (kırmızı nokta ile) ve Poz telafisi düğmesi.  
    Makineyi aldığımdan beri hiç video kaydı yapmadım. O nedenle en çok kullandığım iki düğme MODE ve poz telafisi düğmeleridir. Geleneksel "PASM" kadranlı diğer kameraların aksine Nikon D810'da böyle bir kadran yok ve bunun yerine MODE düğmesini kullanmanız gerekiyor. Dolayısıyla, farklı kamera modları arasında geçiş yapmanız gerekiyorsa, MOD düğmesini basılı tutmanız ve arka ayar kadranını çevirmeniz gerekiyor.
     
    Bunu yaptığınızda, "P" (Program Otomatik), "S" (Enstantane Önceliği), "A" (Diyafram Önceliği) ve "M" (Manuel) olmak üzere 4 farklı mod ile karşılaşırsınız. D810'la çekim yaparken çoğunlukla Diyafram Öncelikli ve Manuel modları kullanıyorum.
     
    Pozlama telafisi düğmesi, Diyafram Öncelikli modu ile çok iyi bir ikili oluşturuyor ve birbirlerini tamamlıyor. Arkadaki “AE-L / AF-L” düğmesi pozlamayı kilitlemem gerektiğinde gerçekten hayat kurtarıyor.
     
    Çekim Menüsü
     
    Ayarlarımı kontrol ederken yoğun kullandığım ilk yer Çekim Menüsü’dür.
    İlk önce kendi ayarlarımı paylaşıp, ardından önemli ayarlardan bahsedeceğim.
     
    Çekim menüsü kümesi: A (default) Genişletilmiş menü kümeleri: OFF-Kapalı Kayıt klasörü: varsayılan Dosya adlandırma: SDM (Adım ve soyadımdan oluşan kısaltma) Birincil yuva seçimi: SD kart yuvası (*) İkincil yuva işlevi: Yedekleme Resim kalitesi: NEF (RAW) JPEG/TIFF kaydı      Resim boyutu: L (gri alan kullanıma kapalı)      JPEG sıkıştırma: En iyi kalite NEF (RAW) kaydı      Resim boyutu: RAW L Büyük      NEF (RAW) sıkıştırma: ON-Kayıpsız sıkıştırılmış      NEF (RAW) bit derinliği: 14-bit Görüntü alanı      Görüntü alanı seç: FX (36x24)      Otomatik DX kırp: ON-Açık Beyaz dengesi: AUTO1-Otomatik Picture Control ayarla: SD-Standart Picture Control’ü yönet: Kaydet/düzenle > Standart Renkli alan: Adobe RGB Etkin D-Lighting: OFF-Kapalı HDR (Yüksek dinamik aralık: OFF (gri alan ayara kapalı) Vinyet kontrlü: OFF-Kapalı Otomatik dağılma kontrolü: OFF (gri alan ayara kapalı) Uzun pozlama KA: OFF-Kapalı Yüksek ISO KA: OFF-Kapalı ISO duyarlılığı ayarları ISO duyarlılığı: 64 Otomatik ISO duyarlılığı kontrolü: ON Maksimum duyarlılık: 3200 Minimum enstantane hızı: AUTO-Otomatik Çoklu Pozlama: OFF-Kapalı Aralıklı çekim: OFF-Kapalı Zaman aralıklı çekim: OFF-Kapalı Film ayarları Çerçeve boyutu/kare hızı: 1920x1080; 60p Film kalitesi: HIGH-Yüksek kalite Mikrofon duyarlılığı: Otomatik duyarlılık Frekans yanıtı: WIDE-Geniş aralık Rüzgar sesini azaltma: OFF-Kapalı Hedef: SD kart yuvası Film ISO duyarlılığı ayarları ISO duyarlılığı (mode M): 64 Otomatik ISO kontrol (mode M): OFF-Kapalı Maksimum duyarlılık: 12800  
    Burada bulunan çok farklı ayarlar gözünüzü korkutmasın, pek çok ayarı belki de hiç  değiştirmeyeceksiniz. Bana göre buradaki bazı önemli ayarlar şunlar.
    Birincisi, "Çekim menüsü kümesi". Bu, 4'e kadar farklı çekim menüsü ayarlarını saklamanıza izin veriyor. İyi haber, her bir kümeyi "Manzara", "Portre" gibi özel bir adla isimlendirebilirsiniz. Kötü haber, bu ayarlar bence tamamen gereksiz! Ben de dahil olmak üzere pek çok Nikon kullanıcısı, Nikon'un uzun yıllardır değişmeyen menü kümelerinin uygulanmasıyla şaşkına dönmüş durumda. Bence Özel ayar kümelerinde üç temel kusur var:
     
    Menü kümeleri, "Çekim Menüsü" ve "Özel Ayar Menüsü" olarak 2 ayrı bölümdür. Bu da ayarları iki yerde saklamanız ve bir değişiklik yapmanız gerektiğinde iki yerde de değişmenizi gerektirir. Tüm kamera ayarlarını tek yerde saklayabileceğimiz bir çözüm yok. Fotoğraf makinesinde bir kümeyi hızlı bir şekilde seçebilecek herhangi bir düğme yok. En hızlı yol arkadaki "i" düğmesine basmak ve daha sonra "ÇEKİM" veya "ÖZEL" için farklı bir banka seçmektir. D600 / D610 gibi alt uç Nikon DSLR'ler bu açıdan çok daha iyi, çünkü PASM kadranın hemen üzerinde U1 ve U2 seçenekleri var. Menü kümelerini kaydetmenin bir yolu ne yazık ki yok. Belirli bir küme seçerseniz ve ardından bu kümedeki herhangi bir ayarı o anlık değiştirirseniz, artık yeni ayar geçerli olacaktır. Bu da kümelerin kullanım amacına tamamen ters bir durum oluşturuyor.  
    O nedenle ben burayı çok sık kullanmıyorum. Yukarıdaki sınırlamalar kümeleri benim için gereksiz kılıyor. Nikon'un yapması gereken şey, kameranın MODE düğmesine U1, U2, U3 ve U4 gibi birkaç seçenek eklemek ve ardından tüm fotoğraf makinesi ayarlarını bu bellek bankalarına (otomatik odaklama ayarları dahil) kaydetmeye izin vermek ve sorunu çözmek  Nikon'un neden aynı kullanışsız kümeleri üstün nitelikli DSLR gövdelere tekrar tekrar koyduğunu, bunda neden ısrarcı olduğunu anlayamadım. Bunun yerine her çekim başında önceden cep telefonuma not aldığım kontrol listemden, benim için önemli olduğuna inandığım ayarları bir kez daha gözden geçiriyorum.
     
    Neyse, biz diğer çekim menüsü ayarlarına geçelim. Bir sonraki önemli ayar, "İkincil yuva işlevi". Bu özellik birden fazla kartla çekim yaparken ikinci kart yuvası için bir rol seçmenizi olanak sağlar.
     
    Fotoğraf makinesini görüntüleri üç farklı şekilde kaydedecek şekilde ayarlayabilirsiniz;
    Temel ayar, görüntüleri ilk karta kaydeder ve ilk kart dolduğunda kamera ikinci karta kaydetmeye başlar. Genellikle önemli olan bir şey üzerinde çalışmadığım ve yedek imajlara ihtiyacım olmadıkça, genellikle bu ayara “Kapasite aşımı” ayarlarım. İkinci ayar olan "Yedekleme" seçilirse kamera, fotoğrafları her iki bellek kartına da aynı anda kaydeder. Son ayar “RAW birincil – JPEG ikincil” ayarıdır. RAW dosyalarını bir karta ve JPEG dosyalarını diğer karta kaydetmenize olanak tanır.  
    Gün boyunca çok fazla adetli çekim yapacaksanız "Kapasite aşımı"nda bırakın,
    eğer kartlardan birinin arızalı olmasından dolayı fotoğraflarınızın kaybolmadığından emin olmanız gerekiyorsa "Yedekleme"yi seçin.
     
    Ben çekimlerimi hep RAW yapıyorum. O nedenle "Görüntü kalitesi" hep RAW olarak ayarlıdır. "NEF (RAW) kaydı" her zaman 14-bit Kayıpsız sıkıştırılmış olarak ayarlıdır. Kameranın verebileceği en iyi görüntü kalitesini elde etmek için 14-bit'i seçiyorum ve "Kayıpsız sıkıştıtılmış” ayarlıyorum. Bu sayede fotoğraflarım "Sıkıştırılmamış" dan çok daha küçük dosya boyutlarında kayıt ediliyor ve böylece kartıma daha fazla fotoğraf sığdırabiliyorum.
     
    "Beyaz Dengesi" ayarım “Otomatik”'tir ve ("Uzun Pozlama KA" hariç) RAW görüntüleri etkilediğinden Resim Kontrolleri, Aktif D-Aydınlatma, HDR vb. gibi diğer tüm ayarlar kapalıdır. Unutmayın, RAW dosyalar manipüle edilmemiş veriler içerir ve işlem gerektirir. Fotoğraf makinenizin LCD ekranında gördüğünüz (her RAW dosyası) tam boyutlu JPEG görüntüsüdür. Nikon'un Capture NX gibi tescilli yazılımını kullanırsanız, bu ayarlar RAW görüntülere otomatik olarak uygulanabilir. Fotoğraflarımı saklamak ve işlemek için Photoshop ve Lightroom kullanıyorum. Görüntülerin fotoğraf makinesinin LCD ekranında nasıl gösterildiğini çok umursamıyorum, bu yüzden herşeyi kapatıyorum.
     
    Renk alanı RAW dosyaları için önemli olmasa da, AdobeRGB kullanıyorum. Çünkü doğru pozlamayı belirlemek için biraz daha doğru bir histogram veriyor. Çünkü kamera, RAW formatında çekim yapsanız dahi kendisi tarafından oluşturulan JPEG görüntüsüne dayalı histogramı gösterir.
     
    En sık değiştirdiğim menü ayarı "ISO duyarlılığı ayarları"dır. Elde çekim yaparken çoğunlukla “Otomatik ISO” kullanıyorum, çünkü bu benim için çok zaman kazandıran harika bir özellik. Her çekim için ISO belirtmek yerine, “Otomatik ISO duyarlılığı kontrol”u aktif ediyorum,“Açık” duruma getiriyorum.
    “ISO duyarlılığı” (yani minumum ISO) : 64
    “Maksimum duyarlılık” (yani en fazla çıkmasını istediğim ISO) : 3200
    “Minimum enstantane hızı" : Otomatik
    ayarlıyorum.
    "Otomatik"ayarı (en düşük perde hızı ayarı) harika bir özellik sunuyor. Çünkü lensin odak uzaklığını okuyor ve minimum enstantane hızını lensin odak uzaklığına otomatik olarak ayarlıyor. Elleriniz benim gibi titrekse, “Minumum enstantane hızı > Otomatik” kısmında "Hızlı"’ya bir adım daha yakın olacak şekilde değiştirebilirsiniz. Bu, asgari enstantane hızını temel olarak iki katına çıkarır. Örneğin, kameraya 50mm'lik bir lens takılıysa, minimum enstantane hızınız 1/100  saniye olacaktır. Bu ayarı sonuna kadar (Faster) ayarlarsanız, enstantane hızını 1/200 saniyeye yükseltir. Bir VR lens kullanırken "Otomatik" minimum obtüratör hızını genellikle "Daha yavaş" bir seviyeye düşürüyorum. Ne yazık ki Nikon otomatik olarak VR'yi telafi etmenin bir yolunu henüz uygulamaya koymadı. Bu nedenle bu ayarı kullandığınız lense göre ayarlamanız gerekiyor. Üçayak ile Manzara veya mimari fotoğraf çekerken “Otomatik ISO”yu kapatıyorum ve en yüksek dinamik aralık ve en düşük kumlanma seviyeleri için ISO 64 ayarında kullanıyorum.
     
    Özel Ayar Menüsü
     
    Bu menüde de pek çok farklı ayar bulunuyor ve birçok insan bu ayarlar içinde kayboluyor. Şahsen kullandığım ayarlar şunlar:
    a : Otomatik Netleme a1: AF-C öncelik seçimi: Bırak + Netle a2: AF-S öncelik seçimi: Netle a3: Sabitken netleme izleme: AF 3 (Normal) a4: AF etkinleştirme: Yalnızca AF-ON – bununla ilgili detaylı açıklama aşağıda a5: Netleme noktası görüntüleme       Manuel netleme modu: ON       Dinamik alan AF görüntüleme: ON       Grup alan AF görüntüleme: ilk seçenek a6: Netleme noktası aydınlatması: Otomatik a7: Netleme noktası sarmalı: Sarma a8: Netleme noktası sayısı: AF51 a9: Konuma göre kaydet: Kapalı a10: Dahili AF yardımcı aydınlatması: Açık a11: AF-alanı modu seçimini sınıtlayın: Tümü seçili a12: Oto. Netleme modu kısıtlamaları: Kısıtlama yok b - Ölçüm/Pozlama b1: ISO duyarlılık adımı değeri: 1/3 b2: Pozlama kontrolu için EV adımları: 1/3 b3: Pozlama/flaş telafisi adım değeri: 1/3 b4: Kolya pozlama telafisi: Kapalı b5: Matris ölçümü: Yüz tanıma açık b6: Merkez ağırlıklı alan: 12mm b7: En iyi ince ayar pozlaması: — c – Zamanlayıcılar/AE kilidi c1: Deklanşör AE-L: Kapalı c2: Bekleme zamanlayıcısı: 10s c3: Otomatik zamanlama       Otomatik zamanlama gecikmesi: 5s       Çekim sayısı: 1       Çekimler arası aralık: 0.5s c4: Ekran kapanma gecikmesi: 1m d - Çekim/Ekran a1: Uyarı sesi       Düzey: Kapalı       Şiddet: Düşük d2: CL modu çekim hızı: 3 fps d3: Maksimum sürekli bırakma: 100 d4: Pozlama gecikme modu: Kapalı d5: Elektronik ön perde deklanşörü: Etkinleştir d6: Dosya numarası sırası: Açık d7: Vizör kılavuz çizgi ekranı: Açık d8: ISO ekranı ve ayarları: ISO duyarlılığını göster d9: Ekran ipuçları: Açık d10: Bilgi ekranı: Manuel d11: LCD aydınlatma: Kapalı d12: MB-D12 pil tipi: LR6 d13: Pil sırası: MB-D12 e - Basamaklama/Flaş e1: Flaş senkronizasyon hızı: 1/320* e2: Flaş enstantane hızı: 1/60 e3: Dahili flaş için flaş kontrol: TTL e4: Flaş için pozlama telafisi: Tüm çerçeve e5: Pilot flaş: Açık e6: Otomatik basamaklama ayarı: AE ve flaş e7: Otomatik basamaklama (Mode M): Flaş/hız e8: Basamaklama sırası: MTR > alt > üst f - Kontroller f1: Işık düğmesi: LCD arka plan aydınlatma f2: Çoklu seçici orta düğmesi      Çekim modu: RESET-Merkezi netleme noktası seç      İzleme modu: Zoom açık/kapalı -> 1:1 (100%)      Canlı görüntü: RESET-Merkezi netleme noktası seç f3: Çoklu seçici: OFF-İşlem yapma f4: Fn düğmesi ata: Bas > En üst MENÜM ögesine erişim f5: Önizleme düğmesini ata: Önizleme f6: AE-L/AF-L düğmesini ata: Bas > AE/AF kilidi f7: Enstantane hızı ve diyafram kilidi: — (Kapalı / Kapalı) f8: BKT düğmesini ata: BKT- Otomatik basamaklama f9: Ayar kadranlarını özelleştir: Hepsi varsayılan ayarlı f10: Kadran kullanmak için düğmeyi bırak: OFF-Hayır f11: Yuva boş bırakma kilidi: LOCK-Bırakma kilitli f12: Ters göstergeler: – 0 + f13: Film kayıt düğmesi ata: ISO duyarlılığı f14: Canlı görüntü düğmesi seçenekleri: ON-Etkinleştir f15: MB-D12 AF-ON düğmesini ata: AF-ON f16: Uzak (WR) Fn düğmesini ata: OFF-Yok f17: Objektif netleme işlemi düğmeleri: Yalnızca AF kilidi g - Film g1: Fn düğmesini ata: OFF-Yok g2: Önizleme düğmesini ata: Bas > Dizin işaretleme g3: AE-L/AF-L düğmesini ata: Bas > AE/AF kilidi g4: Deklanşör düğmesini ata: Fotoğraf çek  
    Görüldüğü gibi çok seçenek var. Her ayar hakkında ayrıntılı bilgi veremeyeceğim, bu yüzden benim için gereken en önemli şeylerden bahsetme yetineceğim.
     
    "a - Otomatik Netleme” bölümü benim için oldukça önemli. Çünkü bu bölüm kameranızın otomatik odaklamasının ne şekilde olacağını kontrol eder. İlk iki ayar "AF-C öncelik seçimi" ve "AF-S öncelik seçimi"dir ve Tek veya Sürekli modlarda çekime yardımcı olmak için vardır. Şahsen, "AF-C öncelik seçimi"ni "Bırak + Netle" olarak belirlemeyi tercih ediyorum. Bu ilk çekimden sonra netlemeye öncelik ver demektir. Nesne odakta değilse bu durumda fps hızını düşürebilir. Ancak D810 zaten süper hızlı bir fotoğraf makinesi değil, bu nedenle doğru odaklama fps’den daha önemlidir benim için. "AF-S öncelik seçimi"ndeki “Netle” ayarı, fotoğraf makinesini çekimi gerçekleştirmeden önce netlemeye zorlar. Netleme yapamazsa siz deklanşöre tam bassanız da çekimi gerçekleştirmeyecektir.
     
    Bir sonraki ayar, genellikle "3 (Normal)" varsayılan ayarında tuttuğum "a3: Sabitken netleme izleme" seçeneğidir. Bu ayar, odaklanılan nesnenin önüne başka bir nesne girdiğinde  Otomatik odaklamanızın ne kadar çabuk etkileşeceğini kontrol eder. Kuşları uçuş sırasında çekim yaparken, bu ayarı kısa gecikmelerle azaltmayı tercih ediyorum, çünkü odakladığım ve takip ettiğim kuşun önüne bir başka kuş girerse fazla beklemeden yeni kuşa odaklanmasını isterim. Çünkü o sırada seri çekim modundayımdır ve makinem çekmeye devam etsin isterim. Netlikten taviz vermek istemem. Eğer kalabalık bir topluluk içinde oynayan çocuğunuzu çekmek istiyorsanız ve odağın hep onda olmasını istiyorsanız, bu ayarı “5 (Uzun)” şeklinde ayarlamanız gerekebilir. Çünkü araya başka çocuklar girdiğinde odağın onlara kaymasını istemezsiniz.
     
    D810'umdaki en sevdiğim özellikle AF-ON özelliğidir. Makinemdeki “a4: AF etkinleştirme” ayarı “Yalnızca AF-ON” ayarlıdır. Bunun anlamı şudur: netlemeyi artık deklanşöre yarım basarak yapamayacaksınız, bunun yerine netlemeyi kameranızın arkasında (size bakan yüzündeki) “AF-ON” düğmesine basarak yapacaksınız demektir. Bu özellik tüm kameralarımda varsayılan olarak her zaman kullandığım harika bir özelliktir. Bir kez AF-ON tuşuna basarak netlediğinizde elinizi kaldırsanız dahi siz bir kez daha basana kadar netleme kilitli kalacaktır. Şimdiye kadar denemediyseniz, mutlaka deneyin. Başlarda alışmak biraz zor gelse de, alışınca bırakamayacaksınız.
     
    "a6: AF noktası aydınlatması" ayarı, deklanşör düğmesine yarım bastığınızda (veya artık AF-ON tuşuna bastığınızda J) vizör odak noktasını (noktalarını) ve farklı ızgaraları kırmızı renkte aydınlatmak için kullanılır. Genellikle bunu "Otomatik" olarak bırakıyorum.
     
    Köşelerdeyken odak noktalarımı ekranın diğer yanına kaydırmayı sevmiyorum ve tüm odak noktalarını etkinleştirerek çekim yapmaktan hoşlanıyorum. Dolayısıyla "a7: Netleme noktası sarmalı” özelliğini kapatıyorum, “Sarma” olarak ayarlıyorum.
    “a8: Netleme noktası sayısı” ayarını “51 nokta” olarak ayarlıyorum.
     
    "a10: Dahili AF yardımcı aydınlatması" ayarı, AF-S odak modunda çekim yaparken devreye giren kameranın önündeki lambanın ayarı. Nesne karanlıksa, öndeki pilot ışık yanar ve çektiğiniz nesneyi aydınlatır. Bu, otomatik netleme sisteminin doğru odaklanmasını sağlar. Düşük ışıklı ortamlarda yararlı buluyorum, bu yüzden bu ayarı açık tutuyorum. Eğer habersiz çekim yapıyorsanız ya da dikkat çekmek istemiyorsanız bu ayarı kapatın. Tatsız durumlarla karşılaşabilirsiniz J
     
    Spor veya yaban hayatı çekiyorsanız, D810'da size büyük yardımı olacak birkaç yeni menü ayarı mevcut. Artık “AF-alanı modu” seçimini sınırlayabilirsiniz. En sık kullandığım ayar “Grup alan AF” dir. Fotoğraf makinesi seçtiğiniz bir netleme noktası grubu kullanarak netleme yapar, bu da fotoğraf makinesinin ana konu yerine arka plana netleme yapması riskini azaltır. Tek bir netleme noktası kullanarak fotoğrafı çekilmesi zor konularda bunu seçiyorum. Dikkat: AF-S netleme modunda yüz algılanırsa, fotoğraf makinesi portre konularına öncelik verecektir.
    "b - Ölçüm / Pozlama" ayarlarından birçoğunu varsayılan değerlerde bırakıyorum.
     
    "c - Çekim / Ekran" menüsü altında, her zaman yaptığım ilk şey “d1: Uyarı sesi” “Düzey”ini kapatmaktır. Her odakladığımda kameramdan gelen bip sesleriyle çevremi rahatsız etmekten nefret ediyorum.
     
    Manzara fotoğrafları çekerken sıklıkla güvenebileceğim en önemli ayar "d4: Pozlama gecikme modu”dur. Bu özellik, son Nikon DSLR'lerde bir mücevher niteliğinde bence. Çünkü kamera  önce aynayı kaldırıyor (çok titreşim üretiyor), daha sonra belirli bir süre bekleyip fotoğrafı çekmek için deklanşörü aktif ediyor. Güzel olan şey korkunç olan "ayna titreşimi"ni tamamen ortadan kaldırabilen 3 saniyelik gecikmeyi belirtebilmenizdir. Bu özellik keşfedildikten sonra artık kablolu/kablosuz tetikleyicileri yanınızda getirmediğinize pişman olmuyorsunuz. Bu özellikle ilgili en iyi şey, kameranın zamanlayıcıyla bağlantılı olarak kullanabilmenizdir. Kameranın üst kısmındaki ikincil kadranı “Zamanlayıcı”ya ve "Otomatik zamanlayıcı gecikmesi"ni 5 saniye gibi ayarlarsanız, kamera sarsıntısını tamamen ortadan kaldırabilirsiniz. Temel olarak, başlangıçtaki 5 saniyelik zamanlayıcı, deklanşöre bastıktan sonra fotoğraf makinesinin içindeki mekanizmanın titreşimini azaltmak içindir. 5 saniye bekledikten sonra "Pozlama gecikme modu" özelliği başlar ve ayna kalkar. Kamera, ayna hareketinin yarattığı sarsıntıyı geçiştirmek için önce 3 saniye daha bekler ve ardından fotoğrafı çeker. Bu, manzara, mimari ve düşük ışık koşullarında / çok yavaş enstantane  hızlarında fotoğraf çekerken kullanmanızı kesinlikle önerdiğim harika bir özelliktir.
     
    D810'daki yeni bir özellik de "d5: Elektronik ön perde deklanşörü" seçeneğidir. Bu yalnızca Ayna Kilitleme ve Ayna Kilitleme Modlu Canlı Görünüm'de etkiliyse de, perde kullanmadan pozlamaya başlayarak perdedeki titreşimleri tamamen ortadan kaldıran bir özelliktir. Bilindiği gibi; pozlama birinci perde kalkınca başlatılır ve ikinci perde indiğinde sonlandırılır. Bu mekanik hareket ne de olsa içerde bir sarsıntı yaratacaktır. Elektronik ön perde aktifse; birinci perde iner, algılayıcıya enerji verilir ve belirtilen veya kamera tarafından hesaplanan enstantane süresi boyunca pozlama başlar, süre bitiminde pozlama otomatik olarak durur (algılayıcının enerjisi kesilir), ardından ikinci perde iner. Böylece perde sarsıntısının yaratacağı negatiflik ortadan kalkar. Nikon bu özelliği herhangi bir Canlı Görünüm modunda da çalışacak şekilde düzeltirse daha kullanışlı olacaktır.
     
    "d7: Vizör kılavuz çizgi ekranı" vizöre dikey ve yatay çizgiler oluşturan güzel bir özellik. Ufkun yatay veya dikey olarak hizalanması ve kadrajımı çerçevelemem için, kompozisyonumda daha iyi bir görsel görünüme sahip olmak için bu kılavuz çizgilerini her zaman kullanıyorum..
     
    Kendi başıma farklı bir makale konusu olduğu için “e - Basamaklama / Flaş” bölümlerine burada  girmeyeceğim. Bu konuyu başka bir yazımda deatylıca paylaşmayı planlıyorum.
     
    "f - Kontroller" bölümü sıklıkla kullandığım bir yerdir, çünkü bu bölümde zaman kazandıran bazı özellikler var. Nikon gelişmiş kameralardaki en sevdiğim gizli özellik ile başlayalım, "f2: Çoklu seçici orta düğmesi". Bu özellik bana çok büyük bir zaman tasarrufu sağlıyor. Temel olarak, tek bir düğmeye basarak görüntüleri incelerken çoklu seçicide orta düğmeyi ayarlayarak yakınlaştırma ve uzaklaştırma düzeylerini ayarlayabilirsiniz. Fotoğrafı çektiğinizde odakladığınız noktanın yeterince net olup olmadığını anlamanız için doğru büyütme seviyesine ulaşıncaya kadar “+” tuşuna defalarca basmanız gerekir. Bu da can sıkıcı ne zaman kaybettirici bir olaydır. O zaman bu özelliği çok seveceksiniz. Seçebileceğiniz üç büyütme seviyesi vardır: "Düşük büyütme (% 50)", "1:1 (% 100)" ve "Yüksek büyütme (% 200)". Kullanılacak en iyi ayar 1:1'dir, çünkü görüntüleri % 100 / piksel seviyesinde görüntülemenizi sağlar. Aynı düğmeye tekrar bastığınızda normal görünüme döner.
     
    Bana göre bir sonraki önemli özellik "f4: Fn düğmesini ata" seçeneğidir. Bu ayar kameranın önündeki "Fn" (İşlev) düğmesini programlamaya izin verir. Farklı ortamlarda çok çekim yapıyorum ve bu nedenle “Otomatik ISO” ayarlarımı hızlı bir şekilde değiştirmem gerekiyor. Ne yazık ki, Otomatik ISO "Çekim Menüsü"ne gömülü ve ulaşması çok uzun sürüyor. Fn düğmesine basarak Otomatik ISO 'ya erişebilmeyi seviyorum ve bunu yapmak çok kolay. Nasıl mı?
    Önce "Menüm" bölümüne gidin. Ardından "Öğe ekle" > "Çekim menüsü"ne gidin. "ISO duyarlılığı ayarları"nı bulun ve "OK" düğmesine basın. Bir sonraki ekran "Konum seç" demelisiniz, orada "ISO hassasiyet ayarları" nı göreceksiniz. Bir kez daha "OK"e bastığınızda bunu "Menüm" penceresinin üstünde göreceksiniz. Zaten sık kullanılan bazı ayarlarınız varsa, bunları en üste taşımayı unutmayın. Bunu yaptıktan sonra, "Özel Ayarlar Menüsü”ne gidin ve "Kontroller" > "f4: Fn düğmesi ata " kısmına gidin. Oradan, “Bas > En üst MENÜM ögesine erişim"i seçin ve “OK”e basın. Şimdi test edin; Menüyü kapatın, ardından fotoğraf makinesinin önündeki "Fn" düğmesine basın. Eğer her şeyi doğru yapmışsanız, arka LCD sizi “ISO hassasiyeti ayarları”na yönlendirecektir. Otomatik ISO özelliğini ayarlamanız gerektiğinde muhteşem zaman kazandırıyor.  
    Nikon D810 ile video çekmediğimi belirtmiştim. Bu nedenle Nikon D810’un üst kısmındaki kırmızı noktalı "Film kaydetme düğmesi"ni ISO değiştirmek için ayarlıyorum. Bunu yaptıktan sonra ISO’yu değiştirmek için artık en üstteki ISO düğmesine ulaşmak zorunda değilsiniz, Film kayıt düğmesine basarak ISO ayarlarınızı değiştirebilirsiniz. Bu, ISO düğmesine bastığınız gibi çalışır, arkadaki ayar kadranı ISO’yu değiştirir ve ön ayar kadranı Otomatik ISO'yu açar veya kapatır. Artık vizöre bakarken ISO değerlerinizi kolayca değiştirebilirsiniz.
     
    Bunların dışındaki ayarların geri kalanını olduğu gibi bırakırım.
     
    Ayarlar Menüsü / Fotoğraf Makinesi Ayarları
     
    Bu kısmı çok sık kullanmıyorum. Makinemi ilk aldığımda gerekli olan değişiklikleri yaptım, sonrasında hiç uğramadım desem yalan olmaz. Çünkü bu alan, Saat / Tarih ayarlama, Fotoğraflara  yorumlar ekleme, LCD parlaklığını ayarlama, hafıza kartını biçimlendirme gibi belirli görevler için kullanacağınız alandır. Yapacağımız tek şey "Telif hakkı bilgisi" alanını güncellemektir. Temel olarak bu ayar çektiğimiz her fotoğrafta yer alan metin bilgilerini ekler. Bir kartınızı kaybettiyseniz ve birisi bunu bulursa Telif Hakkınıza ve / veya Adınıza bakarak size ulaşabilir. Artı, RAW dosyalarına veri yazıyorsunuz, bu nedenle bir fotoğrafın yazarı olduğunuzu ispatlamak isterseniz RAW dosyası iletişim bilgilerinizle birlikte mükemmel bir kanıt oluşturabilir. Ben her ihtimale karşı kullandığım tüm SD ve Kompak Flaş kartlarımın üzerine Adımı, Soyadımı ve cep numaramı yazarım.
     
    Umarım bu makaleyi faydalı bulmuşsundur. Bir kez daha belirtmeliyim ki, bunlar benim için işe yarayan ayarlardır ve sizin ihtiyaçlarınıza uymuyor olabilirler. Mevcut tüm özelliklerden ve özelleştirmelerden yararlanmak için fotoğraf makinenizi keşfetmeniz ve her ayarı mümkün olduğu kadar çok öğrenmeniz en iyisidir.
    Kemal Öztürk Turkoy

    Refurbished İngilizce bir kelime ve Türkçe karşılığı olarak elden geçirilmiş kullanılabilir. Müşteri memnuniyetini ön planda tutan firmalar, satın alınıp iade edilen veya satıldığı anda bir arızası olup firmaya geri gönderilen ürünleri elden geçirir.
     
    Eğer varsa arızası giderilir ve tamir edilir. Bu ürünlere refurbished ürün adı verilir.
     
    Büyük firmalar, özellikle de pahalı ürünler için oldukça ince eleyip sık dokuyorlar. Internete her kesimden kolaylıkla ulaşılabilmesi, yapılan veya yapılacak yorumlara da herkesin ulaşabileceği anlamına geliyor.
     
    Marka kalitesi ve başarısını korumak adına piyasaya sürdüğü elden geçirilmiş ürünler için de özel bir hassasiyet gösteriyor. Tüm aksamları özel olarak kontrol ediliyor ve inceleniyor, sonrasında ise garantili olarak satışa sunuluyor.
     
    Dolayısıyla fabrikadan çıkan bir ürünün çok az bile olsa arıza yapma ihtimali varsa, refurbished ürünün bundan daha da azdır. Bu nedenle güvenilir büyük markaların kendi siteleri üzerinden satışta olan refurbished ürünleri tercih etmenizde herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.
    Her elektronik aletin refurbished ürün statüsüne geçme durumu farklıdır. Genel standartlara baktığımızda bir ürünün “Refurbished” olarak fabrikaya geri dönmesi, sıfırlanıp tekrar satışa sunulması için aşağıdakileri içermesi gerekir. Bkz. Refurbishment (electronics)
     
    Bir şekilde teşhirde, sunumda ya da ilk testlerde yer almış ürünler Kutu veya kutu içerisindeki ürünün hasar görmesi durumu Kar amacı gütmeyen kurumlara ya da vakıf işlerine yönelik bağışlanmış ürünlerin iadesi Küçültülmüş bir şirket tarafından 3. taraf yenileyiciye satılan atık ekipmanlar  
    Sonuç olarak eğer müşteri profiliniz uygunsa (çok titiz veya mutlaka sıfır olsun şeklinde düşünmüyorsanız) refurbished ürün tercih etmenizde bir sakınca bulunmamaktadır. Elbette değerlendirme her zaman son aşamada sizde olacaktır. 
     
    cafer aydın

    kar

    Gönderen cafer aydın - Yer : Kütüphane -

     
     
    KAR FOTOĞRAFI ÇEKMEK İÇİN 10 İP UCU 
    Kış mevsimi yılın en güzel zamanlarındandır. Kış mevsimi, fotoğrafçının güneşli açık bir havadan kar fırtınasına kadar her türlü hava durumunu hafıza kartına aktarmasını sağlar.
     
    1. RENGİN DOKUNUŞU
    Kar güzel bir fotoğraf nesnesidir fakat sadece kar fotoğraflamak biraz tekdüze ve sönük olabilir. Bu fotoğraftaki kırmızı araba gibi renkli nesneleri fotoğraf karesine ekleyerek fotoğrafı bu tekdüzelikten kurtarabilirsiniz. Bu, sıkıcı gri gün görüntüsünü (sadece kar yağarken çekilen bir kare gibi) kışa dönüştürmek için gerekli olan dokunuştur.
     


     
    2. YILBAŞI IŞIKLARI

    Renkli yılbaşı ışıkları ile renkli fotoğraflar yaratılabilir. Yılbaşı ışıklarını çekmek için en ideal zamanın gecenin karanlığı olduğunu düşünebilirsiniz fakat karanlıkta elde edeceğiniz görüntü, siyaha karşı renkli noktalar olacaktır sadece. “Sihirli saatte” -alaca karanlık- çekeceğiniz fotoğraflarda, renkli noktaların yanı sıra etraftan da bazı detayları fotoğraflayabileceğiniz için daha ilginç görüntüler elde edebilirsiniz.
     
    3. KIŞIN GÜN DOĞUMU
    Yazın uzun günleriyle birlikte güneş oldukça erken doğar. Kışın, geç doğan güneş nedeniyle, gündoğumu gibi güzel doğa olaylarını yakalayabilmek için erken kalkmanız gerekmez. Güneşi fotoğraf karesinin dışında bırakarak güneşin yanındaki gökyüzünün ışığını ölçebilirsiniz veya matrix ölçümlü pozometrenin verdiği değeri kullanarak bu fotoğrafta olduğu gibi parçalı bulutlu bir görüntü elde edebilirsiniz.
     
    4. AYDINLANAN FIRTINA

    Kış fırtınalı bir mevsimdir fakat bu fırtınaların sonunda şimşek çakar. Fırtınalı bir günde şimşek çaktığı zaman inanılmaz güzellikte bir ışık meydana gelir. Bu ışığı yakalamak için yapmanız gereken fırtınayı beklemektir Yerel hava durumu haberlerini kontrol edip olası fırtınanın ne zaman patlak vereceğini öğrenerek potansiyel renkli yerleri gözlemleyebilirsiniz.
     
    5. “KÖTÜ” HAVADA FOTOĞRAF ÇEKİMİ

    Hava “kötü” olduğunda birçok fotografçı evinde oturup bu durumdan yakınır. Fakat büyük fırsatlar kaçırmaktadırlar çünkü böyle havalarda harika fotoğraflar çekilebilir. Siz de kötü havalardan yakınanlardan olmayın. Kalkın, kat kat giyinin, ekipmanınızı hava koşullarından koruyun (büyük plastik sandviç poşeti fotoğraf makinesini koruyabilir, objektifin etrafını daha çabuk açmak için lastik bant kullanılabilir) ve hava durumuna uygun güzel görüntüler arayın.
     
     
     
    6. ÇIPLAK AĞAÇLAR

    Renkli yapraklar sonbahar fotografçılarının temel nesnelerindendir. Fakat kış aylarındaki yapraksız ağaçları görmezlikten gelmemelisiniz. Yapraksız ağaçlar, geometrik çizgisel görüntülerinden ve yapılarından dolayı fotoğrafçı için mükemmel nesnelerdir. Bu fotoğrafta olduğu gibi geniş açılı bir objektifle ağacın sağ alt tarafından veya tele objektifle uzaktan bir fotoğraf çekebilirsiniz. Dalların düzeninden enteresan bir bölümü ayırarak fotoğraflamak da iyi bir fikir olabilir. Eğer ağacın sağ alt tarafından fotoğraf çekiyorsanız, diyaframı kısıp alan derinliğini arttırarak görüntüdeki her şeyin net olmasını sağlayabilirsiniz.
     
    7. BUZ SAÇAKLARI

    Buz saçakları keyifli fotoğraf nesneleridir. Buz saçaklarına yaklaşarak yalnız bir buz saçağını veya geri çekilerek saçakları çevresiyle birlikte çekebilirsiniz. Etrafında dolaşıp önden ve arkadan aydınlanmış olarak fotoğraflayın. Close-up çekimler için diyaframı kısarak alan derinliğini arttırın. (Tabi bu işi yaparken kendimizi tehlikeye atmayalım.)
     
    8. PENCERE FİLTRELERİ

    Kış mevsiminde pencerelerde buğu ve yağmur damlaları gibi değişik su dönüşümleri oluşur. Bu tarz görünen su dönüşümleri başlı başına güzel fotoğraf nesneleridir ve ilginç fotoğraf filtreleri olabilirler. Su damlacıkları veya donma üzerine netleme yapın böylece pencerenin dışındaki bütün nesneler fon etkisi yaratacaktır. Eğer fotoğraf makinenizden alan derinliğini ön izleme yapabiliyorsanız değişik diyafram değerleri için etkiyi kontrol edin, eğer yapamıyorsanız; ilk önce en geniş diyafram değeriyle sonra da orta ve en kısık diyafram değerleriyle fotoğrafı çekin.
     
    9. KAR POZLAMASI

    Yansıyan ışığı ölçen pozometreler (fotoğraf makinesinin içine monte edilmiş olanları) orta tonlara göre ayarlanmışlardır: eğer pozometreye göre pozlama yapıyorsanız ölçtüğünüz nesnenin ışığı orta bir ton olarak belirlenecektir. Kar genellikle orta ton olarak değil beyaz olarak düşünülür, böylece güneşli kar beyaz olarak göründüğünde çekilen kar fotoğrafları genellikle en iyi gözükenlerdir. Matrix ölçüm yapan pozometre içeren bugünün AF 35mm SLR makinelerinde hiçbir düzeltme yapmadan karın ölçülen ışık değerini kullanabilirsiniz. Fakat merkez ağırlıklı ölçüm yapan pozometreye sahip eski makinelerde, ölçülen değerden 1-1,5 stop fazla pozlama yapmak iyi fikir olabilir. AE modunda, bunu fotoğraf makinesinin pozlama kontrolünü +1’e veya +1,5’a ayarlayarak yapabilirsiniz. Braketing yapmak ve not almak (makinenizle ilk kez kar fotoğrafı çekiyorsanız karın fotoğraflarınızda istediğiniz gibi gözükmemesi halinde ışıkta yapmanız gereken değişikliği görmek için) iyi fikir olabilir.
     
    10. KIŞ AKTİVİTELERİ

    Yılın herhangi bir zamanında, mevsimsel aktiviteleri çekerek güzel fotoğraflar elde edebilirsiniz. Kayak, kızak, buz pateni ve dağ tırmanışı gibi bazı mevsimsel faaliyetler kış mevsiminde birçok fotoğraf fırsatı sunar. Hareketi ve katılımcıları fotoğraflayarak gelecekte tekrar tekrar bu aktivitelerle eğlenebilirsiniz.

     

     
     

     
     

     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     
    Zülkif Altın
    Bir fotoğraf makinası aldık. Bu ister aynasız olsun ister DSLR olsun ister Nikon ister Canon isterse diğerleri olsun. Fotoğraf çekmemiz için bir lens almamız şart. Peki lens alacağız ama aynı lens farklı fiyat, bu fiyat farkı nerden geldi şimdi? Takiki kısatmalarda yatan gizli teknolojik özelliklerde. Şimdi bu kısaltmaları inceleyelim:
    NİKON Lens Tipleri ve Kısaltmaları

    Nikon AF-S: Bu kısaltma bize lensin sessiz ve hızlı netleme motoruna sahip olduğunu gösterir (Canon’daki USM yada STM benzeri bir motor diyebiliriz) Nikon DX: Fotoğraf makinesinin crop sensörlü olduğunu ifade eden kısaltmadır (1,5 çarpan) Ayrıca bir lensin üzerinde DX ibaresini gördüğümüzde bu lensin crop sensör uyumlu olduğunu, Full frame sensöre takıldığında fotoğraftan crop alarak görüntünün fotoğraf makinesine kaydedileceğini anlamalıyız. Nikon FX: Fotoğraf makinesinin full frame olduğunu (35mm sensör boyutu) ifade eden kısaltmadır, lensin üzerinde bu ibareyi gördüğümüzde bu lensin tüm Nikon DSLR fotoğraf makinelerinde sorunsuz çalışacağını ve Full Frame uyumlu olduğunu anlayabiliriz. (DX Makinalarda da sorunsuz çalışabilir) Nikon VR: Bir çeşit optik stabilizasyon sistemidir, görüntüdeki titreşimi (el titremesi gibi) absorbe eden bir motor olarak düşünebiliriz, daha düşük enstantane değerlerinde daha net fotoğraf almamıza yarar. Nikon D: Lens üzerinde entegre bir odak motoru olmadığını göstermektedir bize “D” harfi, bu simgeyi taşıyan lensler Nikon’un netleme motoruna sahip bodylerinde otomatik netleme yapar (3000 ve 5000 serisinde otofokus yapmaz) Nikon G: Lensin içerisinde otomatik odak motoru olduğunu ifade eder. Tüm Nikon fotoğraf makinelerinde otomatik netleme yapabileceği anlamına gelir. Nikon IF: Lensin içeriden netleme yaptığını ifade eden kısaltmadır, ön elementlerde dönme yada uzama gibi bir durum meydana gelmez, objektif içeriden netler ve fiziksel bir değişiklik yaratmaz. Nikon ED: Parlama ve renk sapmalarını azaltmak amacı ile objektifin optik elemanlarının düşük dağılım kaplamasına sahip olduğunu ifade eden kısaltmadır. Daha keskin ve daha doygun renkler elde etmenizi sağlar. N : Geniş açılı lenslerde oluşan düşük kontrast ve ışıklı lens yansımalarını, uzun dalga boylarıınn geniş aralığından oluşan lens yansımalarını engelleyen nano kristal kaplamadır. CANON Lens Tipleri ve Kısaltmaları

    USM: Ultrasonic Motor anlamına gelen USM Lensin hızlı ve sessiz netleme motoruna sahip olduğunu ifade eder. IS: Optik stabilizasyon sistemidir, görüntüdeki titreşimleri Aynı Nikon’un VR sistemi gibi düşük enstantanelerdeki titreşimi absorbe ederek daha keskin fotoğraflar elde etmenizi sağlayacak sistemdir. L : Kırmızı çizgi, kırmızı halka, kırmızı bilezik olarak da bilinen bu kısaltma “Luxury” anlamına gelir, yani en üst kalitede optik eleman ve fiziksel yapıda olan lensleri ifade eder, en üst düzeyde görüntü kalitesini üreten optiklere sahip 1. sınıf lenslerdir. EF: Objektifin Full frame uyumlu olduğunu gösterir, yani sensöre düşürdüğü görüntü 35mm sensör boyutuna eşdeğerdir ayrıca tüm canon gövdelerde (Crop,Full Frame) kullanılabilir. EF-S: Lensin Canon’un Crop sensörlü fotoğraf makinelerini uygun olduğunu gösteren ifadedir. Full frame sensöre sahip fotoğraf makinesinde kullanılamazlar (5d,6D,1D serisi) TS-E: Canon’un Tilt-Shift Özelliği olan lenslerin kısaltmasıdır, Tilt-Shift lensler mimari fotoğrafçılıkta perspektif kontrolünde kullanılırlar (ayrıca çok güzel minyatür efekti verilir) MP-E: Bu kısaltmaya sahip tek lens var, MP-E 65mm 1-5x büyütme oranı olan bu lens gerçekten makro fotoğrafçılığın sınırlarını zorlamaktadır. II: Bir çok lensin önünde yazan II. sembolü lensin güncellendiğinin ve 2. versiyonu olduğunu simgeler. STM: Stepping motor anlamına gelen STM bize lensin sessiz netleme yaptığını ifade eder, özellikle video çeken kullanıcılar için üretilmiş olan bu seride videoya lensin netleme sesi yansımaz. SONY Lens Tipleri ve Kısaltmaları

    CZ: Carl Zeiss optik barındıran objektifler DT: Digital Technology, APS-C sensörlü gövdeler için özel üretilmiş objektif. G : Sony profesyonel serisi objektifler IF : Internal Focus, netleme yaparken objektifin iç elamanları hareket eder, objektif boyunda değişme olmaz. M: 1:1 büyüklükte görüntü alabilen, yani algılayıcıya gerçek hayattaki boyutu ile görüntüyü iletebilen özel macro objektifler. OSS: Sonynin aynasız fotoğraf makineleri için üretmiş olduğu titreşim engelleyici sistemi yine canondaki İS nikondaki VR sistemi gibi düşünebilirsiniz. SSM: Super Sonic Wave Motor. Canondaki USM yada Sigmadaki HSM gibi düşünebilirsiniz, hızlı netleme motoru anlamına gelir. SAM: Smooth Autofocus Motor, akıcı netleme sağlayan ve hızlıca manual netlemeye geçişe olanak sağlayan netleme sistemi ZA: Zeiss Alpha, Carl Zeiss Optiklerin kullanıldığı objektifleri bize simgeler. TAMRON Lens Tipleri ve Kısaltmaları

    IF : Internal Focus anlamına gelir netleme sırasında lensin boyutu değişmez. Yine bir çeşit “içeriden netleme” sistemi diyebiliriz. ASL, Aspherical: Lens, renk sapmasını (CA) asgaride tutmak için özel optik elemanlar kullanıyor demektir. LD : Düşük dağılım anlamına gelir (Sigma’daki APO gibi) ASL elemanlarının da engelleyemediği CA için ayrılma indeksi düşük (LD) özel optik elemanlar kullanıyor demektir. XR : Daha küçük boyutlarda daha tele objektifler üretebilmek adına geliştirilmiş olan optik yapıyı ve lens çeşidini ifade eden ibaredir.   DI : Lensin full frame uyumlu olduğunu ifade eden simgedir. DI ibaresini gördüğümüz lensleri hem FF (FX) sensörde hem de crop (DX) sensörde rahatlıkla kullanabiliriz Di-II : Sadece APS-C (Crop, DX) formatında sensöre sahip DSLR modelleri içindir. Full Frame(FX) sensöre sahip fotoğraf makinelerinde kullanılamaz. SP : Tamron’un en yüksek düzeyde üretilen lenslerini temsil eden kısaltmadır high performance specification anlamına gelir. Sigma’daki EX, Canondaki L serisi ile aynı düşünülebilir. VC : Titreşim engelleme sistemi anlamına gelir. Canon’daki IS Nikon’daki VR yada Sigma’daki OS ile aynı mantıktır. USD : Ultrasonik netleme motorudur ve bu sayede netleme hem sessiz, hem de hızlı yapılır. Canon’daki USM mantığı ile aynı şekilde çalışır. PZD : Yeni nesil Tamron’larda yer alan USD’den biraz daha farklı bir mantıkla çalışan yeni ultrasonik netleme motorudur ve bu sayede netleme hem sessiz, hem de eskisinden daha hızlı yapılabilmektedir. SİGMA Lens Tipleri ve Kısaltmaları

    DG : Sigma lenslerde görmüş olduğumz “DG” bize lensin full frame uyumlu olduğunu ifade eder yani DG sembolünü görmüş olduğunuz lensler hem crop (DX format) hem Full frame sensörlerde kullanılabilir. DC : Bu ibare bize lensin Crop sensör (DX) uyumlu olduğunu ifade eder. yani full frame 35mm sensörlü fotoğraf makinelerinde kullanılamaz. APO : Sigma lenslerin üzerinde APO kısaltmasını gördüğümüzde lensin optik yapısında ultra düşük dağılımlı kaplama olduğunu rahatça anlayabiliriz. Ultra düşük dağılımlı kaplama özellikle tele objektiflerde renklerin daha canlı ve kontrastlı-keskin olmasını sağlar. OS : Bir çeşit optik stabilizasyon sistemi olan OS optical stabilizer demektir. Canondaki IS Nikon’daki VR sistemine denk gelmektedir. HSM : Bu özelliğe sahip lensler daha hızlı ve özellikle çok sessiz otomatik odaklanma yapmaktadırlar.  Sigma HSM , Nikon‘un AF-S özelliğine benzer bir özelliktir. RF : Lensin içindeki en arkadaki optik elemanların hareket ederek netlemenin gerçekleştirildiği lenslerdir. Yani RF lenslerde ön kısımdaki optik element dönmez ( 18-55 gibi dönmez ön kısım) CPL filtre kullanımı kolaylaşır. IF : “IF” ibaresi bulunan objektifler netleme yaparken optik elemanlar hareket etmez ve lensin boyutlarında bir değişiklik olmaz bir nevi “içeriden netleme” diyebiliriz. EX : Sigmanın üst sınıf serisi olan (excellent) lenslerine verdiği isimdir. Optik kaplamalar ve fiziksel yapı üst düzeydedir. ART: Sigma firmasının ürettiği en keskin ve en üst düzey lenslerinin adıdır. ART serisinde kullanılan optik yapı ve dış malzeme o kadar kalitelidir ki lenslerin en açık diyaframında yapılan çekimler dahi fotoğrafı en keskin halde sizlere sunar. TOKİNA Lens Tipleri ve Kısaltmaları

    FX (Full frame): Full Frame sensörlü gövdeler için üretilen lenslerdir. DX for DX format: APS-C veya Crop sensörlü gövdeler için üretilmiş lenslerdir. FX gövdelerde kullanılmazlar. PRO (Professional): Dayanıklılığın artması içi alümite edilmiş lenslerdir. AT-X (Advanced Technology): Ekstra, en üst düzey imkanlarla üretilmiş lenslerdir. M (Macro): Makro özelliği olan lenslerdir. SAMYANG Lens Tipleri ve Kısaltmaları

    AE: Automatic Exposure, objektif üzerindeki çip yardımıyla otomatik pozlamaya izin verir ve Nikon bayonetli olanlar için iTTL ölçümü yapabilir. AS: Aspherical, objektif asferikal elemanlar içerir CS: Sadece APS-C veya DX gövdelerde kullanılmak için üretilmiş objektiflerdir. CS: VG10 Sony Nex-VG10 için özel üretilmiş bir obejktiftir, başka gövdelerde kullanılamazlar. ED: Objektif bünyesinde ışık dağılımını en aza indirecek extra-low dispersion elemanları içerir. IF: Internal Focus, Netleme yaparken objektifin boyu değişmez ve öndeki eleman dönmez. Netleme esnasında hareket eden tüm elemanlar objektifin içerisinde hareketini tamamlar. MC: Multi Coating, yansımaları azaltmak ve ışık geçirgenliği artırmak için çoklu kaplamanın kullanıldığı obektlfler. UMC: Ultra Multi Coating, MC kısaltmasına ek olarak daha da fazla çoklu kaplamanın kullanıldığı objektifler. MFT: Micro Four Thirds systems için özel olark üretilmiş objektiflerdir, başka gövdelerde kullanılamazlar. VDSLR: Video işleri için özel üretilmiştir, sessiz diyafram halkası ve yumuşak ve sessiz netleme yapmanıza olanak tanır. PENTAX Lens Tipleri ve Kısaltmaları

    DFA: DFA ibaresi bulunan lensler hem eski tip filmli SLR cihazlara hem de yeni DSLR cihazlara uyum sağlayabilen lens anlamında  DA, DAL: Pentax’ın yeni nesil dijital fotoğraf makineleri için ürettiği lensler anlamına geliyor. Fotoğraf makinesi üzerinden diyafram ayarına uygun dijital lensler. SMC: Super multi coated, özel çok katmanlı kaplama anlamına gelen SMC ibareli lensler keskin ve yüksek kontrastlı görüntü üreteebiliyor. SP: Super protective. Temizliği kolaylaştırıcı özel kaplama bir nevi su ve toza karşı dayanıklı su ve toz tutmaz optikler diyebiliriz. ED: Extra low dispersion anlamına gelen.Kırılma kusurlarını en aza indiren özel yüksek kaliteli optik (Canon’daki L yada Nikon’daki N serisi ile aynı gibi düşünülebilir) IF: Internal focus. Mercek fokus yaparken ön eleman dönmediği için merceğin boyu değişmez AL: Aspherical element. Küresel olmayan eleman. Merceğin daha küçük yapıda üretilmesini sağlar SDM: Supersonic drive motor anlamına gelir yani hızlı netleme motoru Canon’daki USM mantığı ile aynı sistem gibi düşünülebilir. WR: Weather resistant anlamına gelir nikon’daki VR sistemi ile karışmasın WR bu yani hava koşullarına dayanıklı su geçirmez manasına geliyor. LIMITED: Kompak,sınırlı sayıda özel üretilen, çok keskin ve hızlı olan özel lensler. Quick Shift: AF modunda hızlıca manuel odaklama yapılabilir.  
    Sebahattin Demir
    1. Pahalı bir kameraya sahip olmanız iyi bir fotoğrafçı olduğunuz anlamına gelmez.
    2. Her zaman RAW çekin, her zaman. RAW ile JPEG arasındaki farkı okuyun.
    3. Sabit lensler fotoğrafçılığı daha iyi öğrenmenizi sağlar.
    4. Fotoğraf düzenlemek başlı başına bir sanattır. Bu sanatı mühendisliğe çevirmeyin.
    5. 1/3 kuralı %99 çalışır, ama %1 aradan sıyrılır.
    6. Makro fotoğrafçılık herkes için değildir. Bu da denemeniz için bir neden olabilir. Bir sabit odaklı (prime) makro lens edinin.
    7. UV filtreleri mercek kapağı gibi çalışır. Çarpma ve çizilmelere karşı önlemdir, hepsi bu. 
    8. Fotoğraf forumlarında zaman harcamayın, dışarı çıkın ve fotoğraf çekin. Durun bekleyin, önce bu yazıyı okumayı bitirin, sonra gidin.
    9. Sıradan güzelliği yakalayın. Fotoğraf gözlem sanatıdır.
    10. Film dijitalden daha iyi değildir.
    11. Dijital filmden daha iyi değildir.
    12. Sizin için otomatik olarak iş yapacak hiçbir "sihirli" kamera ve lens bulunmamaktadır.
    13. İyi lensler size daha iyi fotoğraf vermez. Ama daha iyi beceriler kazandırır. 
    14. Başkalarının çekimlerine daha az, kendi çekimleriniz daha fazla zaman harcayın. Sonra bakın ve neyi daha iyi ve farklı yapabilirdim diye düşünün.
    15. Partilere kameranız ile gitmeyin, “Beni de çek ve bana e-postala” talepleri hiç bitmez. 
    16. Bir fotoğrafçı olmak seksidir.
    17. Fotoğrafları Siyah-Beyaz yapmak onları “iddialı” yapmaz. Görüntünün siyah-beyaz olduğunda nasıl görüneceğini düşünmek ve ruhunu yakalamak gerekir. 
    18. Photoshop ile düzenledim demek başkalarının gözünde fotoğrafınızın değerini düşürecektir. Aksine “bunları dijital karanlık odada işledim” deyin. Ve fotoğrafınız baş tacı olacaktır.
    19. Her şeyin fotoğrafını çekmeniz gerekmez. Kaliteyi miktara tercih edin.
    20. Mutlaka 2 yere yedek alın. Savaşta dedikleri gibi “İki Bir’dir, Bir ise Sıfır”.
    21. Boyun askısı yerine el tutacağınız olsun. Boyun askısı ergonomik değildir, uzun kullanımda boyun sorunlarına neden olur.
    22. Fotoğraf çekerken yaklaşın. Gerekirse diz çökün, yere uzanın. Konunun seviyesinde olun.
    23. Fotoğraf çekerken sahnenin bir parçası olun; röntgenci değil.
    24. Fotoğraf çekerken çömelmek çoğunlukla fotoğrafınızın daha ilginç olmasını sağlar. Ve daha profesyonel görünmenizi
    25. Teknik yönlerinden daha çok kompozisyon tarafına odaklanın.  
    26. Kameranız üzerindeki logoları kapatın. Bu, size olan dikkatı azaltır.
    27. Açık hava günışığında her zaman 2/3 ya da 1 durak az pozlanmış çekimler yapın (Pozlama telafisi ayarı EV -2/3). Çekim bittiğinde EV'yi tekrar "0" (Sıfır) yapmayı unutmayın
    28. Daha fazla fotoğraflarınız daha iyi fotoğraflarınız olsun.
    29. Aynı sahneyi farklı şekilde pozlama, farklı açılar ve farklı diyafram değerleriyle birkaç defa çekmekten korkmayın.
    30. Sadece en iyi fotoğraflarınızı gösterin. 
    31. Kameranız hala akıllı telefonlardan iyi. Fakat iPhone ve Galaxy’ler hızla arayı kapatıyor.
    32. Online fotoğraf forumlarına üye olun.
    33. Başkalarının eserlerini eleştirin. Yalnızca olumluu eleştiri bırakmayı unutmayın.
    34. Çekmeden önce düşünün ve planlayın.
    35. İyi bir fotoğraf açıklama gerektirmez. İyi bir fotoğraf kendi başına bir hikayedir.
    36. Alkol ve fotoğrafçılık iyi bir karışım değildir. İçmeyin ve çekin. 
    37. Diğerlerinden ilham alın ama asla tapmayın. Kendi tarzını bulun, kopyalamayın. 
    38. Gran (gürültü) güzeldir. Ama sadece arzu edildiğinde. Çekime başlamadan önce ISO’yu kontrol edin.
    39. Bir sırt çantanız ve bir omuz çantanız olsun. Kamera ve lenslerinizi daha kolay taşımanızı sağlar.
    40. Anahtarınız sadeliktir.
    41. Fotoğrafın tanımı “Işıkla boyamak”tır. Işığı lehinize kullanın.
    42. Fotoğrafçılık tarzınızı bulun ve ona yaslanın. Tek hedefiniz onu daha üst seviyeye taşımak olsun.
    43. Fotoğraf işleme için ikinci bir mönitör her zaman faydalı olacaktır.
    44. Siyah-beyaz dönüştürmek için iyi bir uygulama kullanın. Lightroom tercih edilebilir.
    45. Her zaman kameranızı yanınızda taşıyın. Heryerde.
    46. Fotoğrafçılığın hayattan tad almanızın önüne geçmesine izin vermeyin. Hayattan zevk alırsanız fotoğraftan zevk alacaksınız. Birbirine bağlıdır.
    47. Fotoğraf makinenizi şımartmayın. Kullanın ve kötü davranın. Onlar vitrine konmak için değildir, kullanmak içindir.
    48. Düz fotoğraflar çekin.
    49. Güvenle çekin.
    50. Fotoğrafçılık ve dizme iyi arkadaştırlar. 
    51. Büyük fotoğraflarınızı bastırın ve duvarınıza asın. Onlar sizi mutlu edecektir.
    52. Arkadaşlarınıza en iyi fotoğraflarınızı baskı alarak verin. Onları seveceklerdir. Üzerine imzanızı atın.
    53. Onları yabancılara da verin.
    54. Çerçeve yaptırmayı unutmayın.
    55. Baskılar ucuzdur ve güzel görünür. İyi bir fotoğraf yazıcısı edinin.
    56. Dışarı çıkın ve arkadaş(lar)ınızla fotoğraf çekin.
    57. Bir fotoğraf kulübüne katılın ya da kendiniz kurun.
    58. Fotoğraflar harika hediyelerdir. 
    59. Yabancıların fotoğraflarını çekmek heyecan vericidir.
    60. Samimiyet için bir 70-200mm f2.8 lens idealdir
    61. Doğal ışık en iyi ışıktır.
    62. Dışarda yürürken 35mm (tam kare “FF” için) en ideal odak uzaklığıdır.
    63. Gerekiyorsa ISO’yu yükseltmekten korkmayın.
    64. Her gittiğiniz yere üçayak götürmeniz gerekmez.
    65. Az pozlama her zaman aşırı pozlamadan daha iyidir.
    66. Evsiz insanların fotoğraflarını çekmek bir sömürü girişimidir.
    67. En olası durumlarda en iyi fotoğraf fırsatını mutlaka bulacaksın.
    68. İnsan unsuru içeren fotoğraflar her zaman daha ilginçtir.
    69. Kötü bir fotoğrafa iyi bir fotoğraf Photoshop’layamazsınız.
    70. Günümüzde herkes bir fotoğrafçı. Bu gerçeği kabul edin ve daha iyi bir fotoğrafçı olmayı deneyin.
    71. İyi bir fotoğraf çekmek için Paris’e gitmeniz gerekmez; en iyi fotoğraf fırsatları bahçenizde vardır.
    72. DSLR gövdesinde Battery Grip kullanarak portre çekenler moronlara benzerler.
    73. Kamera bir alettir, oyuncak değil.
    74. Kompozisyon kavramı, fotoğraf ve resimde çok farklı değildir. 
    75. Fotoğraf bir yaşam tarzıdır, hobi değildir.
    76. Bahane üretmeyin, fotoğraf çekin.
    77. Orijinal olun, başkalarının stilini kopyalamaya çalışmayın.
    78. En iyi fotoğraf, daha fazlasını anlatması için izleyicisini yalvartır.
    79. Herhangi bir kamera. Ama siyah olanlar çok dikkat çeker.
    80. Yanınızda fazladan ekipman taşıyarak fotoğrafın keyfine daha az varırsınız.
    81. İyi bir oto-portre çekmek göründüğünden daha zordur.
    82. Kahkaha hep fotoğraftaki insanların gerçek karakterini ortaya çıkarır.
    83. Fotoğraf çekerken çevrede şüpheli görünmeyin.
    84. Manzara fotoğrafçılığı bir süre sonra sıkıcı hale gelebilir.
    85. Fotoğraf çekerken eğlenin.
    86. Konunun alanı dışında olmadıkça fotoğraflarınızı asla silmeyin.
    87. İnsanların veya yerlerin fotoğrafını çekerken saygılı olun.
    88. Sokakta insanların samimi fotoğrafları çekerken, geniş açı kullanımı bir telefoto lensten daha kolaydır. Daha yakınsınızdır.
    89. Seyahat ve fotoğrafçılık mükemmel bir çifttir.
    90. Histogram okumayı öğrenin.
    91. Gürültülü bir fotoğraf bulanık bir fotoğraftan iyidir.
    92. Yağmurda fotoğraf çekmek için korkmayın.
    93. Mükemmel görüntü yakalamak için acımsızca çalışmak yerine, anın tadını çıkarmayı öğrenin.
    94. Asla aç karnına fotoğraf çekmeyin.
    95. Fotoğrafçılığınız sayesinde kendinizle ilgili çok şeyler keşfedeceksiniz.
    96. Fotografik içgüdünüzü dünyada hiç bir yerde göremezsiniz.
    97. Fotoğraf çekmeyi asla bırakmayın.
    98. Fotoğrafçılık, fotoğraf çekmekten daha fazlasıdır, yaşam felsefesidir.
    99. Belirli bir anı yakalayın.
    100. Kameranızı yükseltmeden önce becerilerinizi yükseltin.
    Kaynak pixelpluck.com, Eric Kim
    Çeviri : Sebahattin Demir
    cafer aydın

    Gönderen cafer aydın - Yer : Kütüphane -

    İYİ FOTOĞRAF ÇEKMEK İÇİN 50 ALTIN KURALI
    1- Bakış noktanızı iyi seçin. Bunun için fotoğrafını çekeceğiniz konuyu nasıl göstermek istediğinizi düşünün. Sabit bir konunuz varsa (bina, çeşme vs) etrafında biraz dolaştıktan sonra en iyi açısını bulmaya çalışın. Perspektif hatalarını hesaba katmayı unutmayın!
    Farklı bakış açıları geliştirmeye çalışın. Ortalama uzunluktaki bir insanın göz hizası yerine, çok daha yukarıdan ya da aşağıdan da çekimler yapmayı deneyebilirsiniz.
    2- Herhangi bir konunun fotoğrafını çekerken, kompozisyonu yatay ya da dikey oluşturmanız konusunda önceki bilgi ve deneyimleriniz size yol gösterecektir. Bazı konular yatay çekildiğinde bazıları ise dikey çekildiğinde doğru ve güzel fotoğraf verirler. Bunun için ilk başta konunuzu kadrajladığınızda, büyük boşluklar kalıp kalmadığına ve konunuzun kesilen yerlerine bakabilirsiniz.
    3- Çekilecek konuya göre doğru objektif seçimi çok önemlidir. Bazı konular yakından, bazıları ise uzaktan fotoğraflanmalıdır. Bir futbol karşılaşmasında ya da vahşi hayvan fotoğrafları çekerken mutlaka belli bir uzaklıktan fotoğraf çekmemiz gerekir. Bunun için tele objektiflere ihtiyacımız olur. Doğru objektif seçimi için, objektif çeşitlerini ve nerelerde işimize yarayıp yaramayacaklarını iyi analiz etmeliyiz.
    4- Özellikle insan fotoğrafları ve portre çekiyorsanız, arka planlarının sade olmasına dikkat edin. Karışık bir arka plan, konumuzla karışacak ve belirginlikten uzak, seçici olmayan sıradan bir fotoğraf karesi olacaktır.
    5- Yakından tanıdığınız ya da ilk defa karşılaştığınız birinin fotoğrafını çekerken konunuzu rahatlatmaya çalışın. Kendinizden emin olun ve karşınızdaki kişiyle bir şekilde iletişim kurmaya çalışın. Fotoğraf çekerken kurulan iletişim sadece konuşarak değil, göz temasıyla ya da beden diliyle de yapılabilir.
    6- Yakından çektiğiniz portre fotoğraflarda göze netlik yapın. Gözlerin net çıkması diğer alanlardan çok daha önemlidir.
    7- Fotoğraf konunuza göre deklanşöre basma anınız değişebilir. Bir manzara ya da hatıra fotoğrafında başka, hız ve hareket olan fotoğraf konularında ise çok daha dikkatli deklanşöre basmak gerekir. Kısaca “kritik an” dediğimiz konu, zamanlama ile ilgilidir. Konunuzu veya olayı iyi takip ederek en can alıcı noktasında deklanşöre basılmalıdır.
    8- Bir daha tekrarlanamayacak önemli bir konu çekiliyorsa mutlaka deneme çekimi yapın ve normal zamanlardan daha fazla sayıda fotoğraf çekin.
    9- Güneşin tam tepede olduğu saatlerde (daha çok 12.00 ile 14.00 arası) mümkünse fotoğraf çekmemeye çalışın. Özellikle insan fotoğrafları üzerinde hoş olmayan sert gölgeler belirginleşebilir.
    10- Fotoğraf çekmek için geniş vaktiniz varsa, yanınızda bir tripod taşıyarak fotoğraflarınızı tripod ile çekin. Böylece kadrajlarınızı daha kontrollü yapma ve yüksek diyafram değerleri kullanma imkanınız olur.
    11- Seyahatlerinizde çantanızda mutlaka mini bir tripod bulundurun. Nerede gerekeceği hiç belli olmaz!
    12- Tripodunuz olmadan elde fotoğraf çekerken, enstantane değerlerinizi mutlaka kontrol edin. Enstantane değeriniz en azından kullandığınız objektifin odak uzunluğuna yakın olmalıdır. Örneğin, 50mm için 1/60sn, 200mm için 1/250sn, 300mm için 1/500sn gibi…
    13- Özellikle portre çekimlerinde ışık konunuzun arkasından geliyorsa konunuz ters ışıkta kalacak ve yüzü nerededeyse tamamen karanlık çıkacaktır. Eğer portrenizin yüzünü karanlık değil de daha aydınlık şekilde göstermek isterseniz en basit yöntem olarak dolgu flaşı kullanabilirsiniz. Böylece portrenizin yüzü de arka plan ile dengeli şekilde aydınlanacaktır.
    14- Fotoğraf çekimlerinizde bir tripod kullansanız bile deklanşöre basma anınızda bir titreşim meydana gelebilir. Bunu önlemek için kablo deklanşör, uzaktan kumanda ya da hemen hemen tüm fotoğraf makinelerinde olan “self timer” modunu kullanabilirsiniz.
    15- Çok büyük ya da çok küçük şeylerin fotoğrafını çekerken karemizin içerisine, konunun boyutunu gösterebileceğimiz ve herkes tarafından bilinen referans alınabilecek bir nesne koymakta fayda var. Örneğin, çok küçük bir obje çekerken, kibrit çöpü ya da bir bozuk para kullanmak gibi…
    16- Ufuk çizgisi, fotoğraf karesinin alt kenarına paralel olmalıdır. Aksi takdirde hoş olmayan yamuk bir fotoğraf karemiz olur.
    17- Özellikle ters ışıkta ve güneş ışığının çok parlak olduğu yerlerde fotoğraf çekerken mutlaka objektifinizin parasoleyini (güneşliğini) kullanın.
    18- Panoramik çekim yapacağınız zaman makinenizi (daha çok kullanılan) yatay yerine tripodunuza dikey olarak bağlayın. Böylece çekmek istediğiniz alanda daha fazla fotoğraf çekebilecek ve perspektif bozulmalarını da en aza indirmiş olacaksınız.
    19- Hızlı konuların (spor karşılaşmaları, araba yarışları…) fotoğrafını çekerken makinenizin obtüratör hızını kontrol edin. Enstantaneniz en azından 1/500sn olsun!
    20- Önemli ve hızlı fotoğraf karelerini kaçırmamak için makinenizin (drive) modunu önceden seri çekime getirin. Netliği konunun gerçekleşebileceği yere önceden yaparak da zaman kazanabilirsiniz. Böylece objektifiniz netlik yapmak için ekstra zaman harcamayacaktır.
    21- Fotoğraflarınıza hız efekti katmak için, nispeten düşük obtüratör hızlarında (1/30, 1/15…)  makineniz ile konuyu takip edip uygun yere geldiğini düşündüğünüzde deklanşöre basın ve takip etmeyi biraz daha sürdürün. Böylece pan tekniğini kullanmış olursunuz. Bu teknikle konunuzun bazı yerleri ve arka alanı netsiz çıkacak ve konunuz hareketli gözükecektir.
    22- Özel mekânlarda çekim ve tripod kullanmak için mutlaka izin alın. Başınızın derde girebileceği yerlerden uzak durun.
    23- En zor fotoğraflanabilecek konulardan biri bebek ve küçük çocuklardır. Çok hızlı ve sürekli hareket ettikleri için fotoğraf karelerine ya çok flu ya da istenmeyen bir anda çekilmiş halleri yansır. Yeni doğmuş bir bebek fotoğrafı çekecekseniz kesinlikle flaş kullanmayın ve flaşınızın kapalı olduğunu bir kez daha kontrol edin.
    Çocuk fotoğrafları çekerken de onları oyalayacak bir şeyler bulun. Oyuncaklar bu işe yarar! Arada bir de size bakması için ona seslenin. Unutmayın, küçük bir çocuğun dikkatini sürekli olarak aynı noktada tutamazsınız.
    24- Çekeceğiniz objeyi fotoğraf karenizin tam ortasına getirmeyin. Bilinenin aksine konuyu ortalamak yerine karenin alttan, üstten, sağdan veya soldan 1/3′üne yerleştirmek çok daha iyi bir sonuç verir.
    25- Ormanlık veya ağaçların çok olduğu alanlarda fotoğraf çekiyorsanız çıkan sonuç genellikle gözümüzün gördüğü kadar güzel olmayabilir. Ağaçların arasından süzülen parçalı ışık fotoğraf karenizde delik deşik (açık-koyu bölgeler) bir görüntü oluşturabilir. Çektiğiniz fotoğrafları mutlaka kontrol edin. Parçalı ışık etkisini yumuşatmak için flaş da kullanabilirsiniz.
    26- Çiçek fotoğrafları çekerken rüzgârın hızını hesaba katın. Çiçeğin arka alanına ve üzerine düşen ışığa dikkat edin. Bazı çiçekler ters ışıkta daha güzel fotoğraf verebilir.
    27- Sis, duman ve ters ışık fotoğraflarının her zaman ilgi çekeceğini unutmayın.
    28- İnsan ve yaşamlar üzerine fotoğraflar çekiyorsanız, sade kıyafetler giymeye özen gösterin. Gösterişli fotoğraf çantaları ve büyük fotoğraf makineleri işinizi zorlaştıracaktır.
    29- Hemen her kompakt dijital fotoğraf makinesinde bulunan dijital zoom özelliği gerçek zoom demek değildir. Bizim tek bakacağımız optik zoom özelliğidir. Objektifin içerisindeki mercek sistemlerinin ileri geri gitmesiyle optik zoom (yani gerçek zoom) yapılır. Dijital zoom ise, çekilecek olan konunun yazılımsal olarak büyütülmesiyle elde edilir. Görüntü kalitesini negatif yönde etkileyeceğinden dijital zoom özelliğinin kapalı olmasında ve hiç kullanılmamasında fayda vardır.
    30- Dijital fotoğraf makinelerimizdeki LCD ekranlar pil tüketimini en fazla artıran kısımdır. LCD ekranları mümkün olduğunca az kullanmaya çalışın. Her fotoğraf çekildikten sonra otomatik olarak gösterme özelliğini kapatın, ihtiyaç duyduğunuzda siz LCD ekrana getirin.
    Özellikle fotoğrafa yeni başlayanlarda LCD ekranın sık kullanılması istenmeyen kötü bir reflekse dönüşecek ve “nasıl olsa kötüyse siler yenisini çekerim” gibi bir anlayışa yol açacaktır.
    31- Seyahatlerinizde, depolama işinizi nasıl yapacağınızı ve ne kadar fotoğraf çekebileceğinizi hesap etmeye çalışın. Gideceğiniz yere göre taşınabilir bilgisayar, taşınabilir hard disk veya diğer depolama ürünlerini kullanın. Kısa seyahatlerinizde ise sadece hafıza kartlarınız da işinizi görebilir. Birden çok hafıza kartı taşıyın. Ancak onlarca hafıza kartı ile çalışmak işinizi güçleştirecek ve hata yapmanıza sebep olacaktır. En az 2GB hafıza kartları alın!
    32- Hafıza kartını takıp çıkarırken dijital fotoğraf makinenizin mutlaka kapalı olduğundan emin olun. Aksi takdirde hafıza kartınızdaki bilgiler kaybolabilir, kartınız ve fotoğraf makineniz bozulabilir.
    33- Hafıza kartlarınızı silmek içerisindeki bilgileri güvenli şekilde silmeye yetmez. Hafıza kartlarınızı formatlayarak kullanın!
    34- Yeni aldığınız bir dijital fotoğraf makinesinin kullanma kılavuzuna mutlaka göz gezdirin. Hatta üşenmeden hepsini okuyun! Makinenize özel veya daha önce hiç kullanmadığınız bir özelliği olabilir.
    35- Uzun seyahatlerinizde yanınızda yedek pil bulundurmaya çalışın. Eğer makineniz kendi özel şarjlı pili ile çalışıyorsa akşamları mutlaka şarj edin. Kalem pil ile çalışan bir makineniz varsa da kaliteli alkalin piller kullanın.
    36- Karanlık ortamlarda fotoğraf çekerken, genellikle 3-4 metreden uzak mesafelere flaşınızın gücünün yetmeyeceğini unutmayın. Konularınızı daha yakında çekin.
    37- Makinenizin üzerine takılan bir flaşınız varsa, direkt olarak konuya doğrultmak yerine yansıtmalı olarak kullanmaya çalışın. Bunun için duvar ve tavanları kullanabilirsiniz. Bazı üreticilerin flaşlara takılabilen yansıtıcı ve yumuşatıcı gibi aksesuarları da işinize oldukça yarayacaktır.
    38- Otomatik ve manuel olarak kullanılabilen ISO ve WB (White Balance-Beyaz Ayarı) özelliklerini çekimlerinizden önce kontrol etmeyi unutmayın!
    39- Özellikle zor ışık şartlarında fotoğraf çekiyorsanız RAW formatını kullanın.
    40- DSLR fotoğraf makinelerinde objektif değiştirirken hızlı davranmaya çalışın. Mümkünse tozun en az olabileceği tuvalet ve banyo gibi ortamlarda değiştirin.
    41- Fotoğraf makinenizin temizliğine önem verin. Dijital fotoğraf makinelerinin en büyük düşmanlarından biri tozdur. Özellikle objektiflerinizi temizlerken elinize ne geçerse onunla temizlik yapmaya çalışmayın. Kolonya benzeri çözücü maddeleri asla kullanmayın. Sadece objektif ve optik malzemelerin temizliğinde kullanılan özel kimyasalları ve kâğıtları tercih edin.
    42- Fotoğraf makinelerinizi ve objektifleri fotoğraf çantasında taşıyın. Fotoğraf çantanızın su ve toz geçirmemesine, darbelere karşı korunaklı olmasına dikkat edin.
    43- Uzun yürüyüşlerde ve seyahatlerinizde sırtınızda, iki omuzda taşınabilen fotoğraf çantalarını tercih edin. Uzun süre tek omuzda taşınan ağır bir fotoğraf çantası belinizde ve sırtınızda ağrılara neden olabilir.
    44- Fotoğraflarınızı depolarken kendinize özgü bir sistematik geliştirin. Önemli fotoğraflarınızı hem hard diskte hem de CD/DVD ortamında saklayın.
    45- Kumsal ve çöl gibi ortamlarda fotoğraf çekiyorsanız makinenizi korumaya özen gösterin. Çekiminiz bittikten sonra mutlaka fotoğraf çantanıza yerleştirin.
    46- Uzun süreli fotoğraf çekimlerinden sonra makinenizin bakımını yapın. Özellikle DSLR fotoğraf makinesi kullanıyorsanız görüntü algılayıcınız (CCD/CMOS sensör) kirlenmiş olabilir. Bu gibi durumlarda da en ufak bir toz tanesi bile fotoğraf karenizde kocaman bir leke olarak görülecektir.
    47- Fotoğrafınızı internet üzerinde kullanacaksanız (web sayfası, mail vs) görüntü boyutunu düşürün ve mutlaka JPEG çekin.
    48- Yağmur altında fotoğraf çekerken fotoğraf makinenizin ıslanmaması için özel yağmurluklardan faydalanabilirsiniz. Makineniz ıslandığında da bir an önce kuru bir bezle temizlemenizde fayda var.
    49- Soğuk havalarda ve özellikle de kar altında fotoğraf çekerken pillerinizin sorun yaratabileceğini ve sizi yarı yolda bırakabileceğini unutmayın. Yanınızda mutlaka yedek bir pil bulundurun. Ani hava değişikliklerinden uzak durmaya çalışın. Çok soğuk bir ortamdan çok sıcak bir ortama geçtiğinizde, fotoğraf makinenizi direkt olarak ısı kaynağından uzak tutmaya çalışın.
    50- Objektiflerinizin önünde koruyucu filtre olarak UV ya da Skylight’i kullanabilirsiniz. Böylece objektifiniz dış kaynaklı sorunlara (çizilme, tozlanma, kırılma…)  karşı korunmuş olur.
    cafer aydın

    Gönderen cafer aydın - Yer : Kütüphane -

    FOTOĞRAF TARİHİNE GİRİŞ

     

    PHOTO + GRAPHUS = IŞIK + ÇİZİM 
    M.Ö. 4.Yüzyılda ARİSTO mağara deliğinden içeri giren ışığın, karşı duvarda ters görüntüsünü yansıttığını bulur.  
    1490 yılında LEONARDO DA VİNCİ’ nin yayınlanan notlarında resimde perspektif için karanlık odadan yararlanma fikrini ortaya attığı bilinmektedir.  
    1500 lerde CAMERA OBSCURA bulunur.  
    Bu düzeneğe DANIELLO BARBERO' nun 1568 yılında bir diyafram düzeneği ve GIRALAMO CARDANO' nun ince kenarlı bir mercek ilave etmesiyle, optik ve mekanik açıdan çalışmalar hemen hemen tamamlanmış olur.  
    17.-18. Yüzyılda Camera Obscura boyutları taşınabilir hale geldi. Alman bilim adamı JOHANN ZAHN 1776 'da özellikle portre resimleri çizebilmek için, elde taşınabilecek kadar küçük Camera Obscurayı imal etti. Bu sistemde tüp içine yerleştirilmiş ileri geri hareket edebilen netlik ayarı yapabilen bir mercek sistemi, ayrıca giren ışığın şiddetini denetleyici bir delik ve görüntüyü yansıtan bir ayna bulunuyordu.

    Delikten geçen görüntüler, kutunun yukarısında bulunan opal cam üzerine yerleştirilmiş yağ kağıdından, yarı saydam yüzeye düşüyordu. Bu sistem tek mercekli refleks makinelerin işlevine sahipti. 
    FOTOĞRAF KİMYASI ÜZERİNE ÇALIŞMALAR

    Işığa duyarlı kimyasal maddeler üzerinde ilk çalışmayı CRISTOPH ADLOF BOLDWIN gerçekleştirdi. (1674) Buluşu, Latince ışık taşıyıcısı anlamına gelen "Fosfor "du.  
    17 YY. da ANGELO SALA (İtalyan bilim adamı): "Toz halinde Gümüş Nitrat güneşte bırakıldığında kömür gibi kararır "  
    1727 yılında JOHANN HEINRICH SCHULZE (Alman Tıp Profesörü) Baldwin' in deneylerini izledi. Schpophors adlı eriyiği keşfeder. Bu bir kireç nitrat karışımıdır. Kağıda veya rafine edilmiş derilere oyulmuş desenlerle Gümüş Nitrat doldurulmuş şişeleri, güneşe bıraktığında bunların duyarlı yüzey üzerine iz bıraktığı gördü. Bunlar ömürsüz ilk fotoğraflardı.  
    1802 yılında İngiliz THOMAS WEDGWOOD Gümüş Nitrat emdirilmiş beyaz kağıt ve deri parçaları ile deneyler yaptı. Camera Obscura ile çok silik görüntüler alabildi. Foto gramlara yöneldi. Ancak görüntüleri saptayamıyordu. Saptama banyosu olmadığından saydam desenler karanlıkta mum ışığı ile görülmekteydi.  
    JOSEPH NICEPHORE NIEPCE (1765 -1833): HOLIOGRAVURE (HELİO + GRAVÜR = GÜNEŞ +RESİM) 

    1816 ’da vernikle saydamlaştırdığı bir kağıtta oluşan görüntüleri, kalay levha üzerine geçirmeyi başarmış ve kullandığı çeşitli kimyasal maddelerle deneylerini sürdürmüştür. Niepce, oğlu ISIDORE ile taş baskı üzerine desenler gerçekleştirmekteydiler. Oğlu kalıpları hazırlar, kendisi de desenleri yapardı. Isidore, askere gidince, desen çizimi sorun olur. O yıllarda ışık görünce sertleşen bir tür asfalt kullanılmakta idi (İngiliz asfaltı). Taş baskı kalıbını YUDA BİTÜMÜ özü ile kaplar, üzerine desen çizilmiş kağıdı örter güneşte bırakır. Bu işte metalik aynalar kullanır. Lavanta yağı ile yıkar. Yumuşak kısımlar akar, taş ortaya çıkar. Asit Banyosu ile bu kısımlar çukurlaştırılır. Asfalt tabakası kaldırılınca geriye kalıp kalır. 1824 Klasik resimlerin Helio gravure'lerini yapar aklına Camera Obscura kullanmak gelir. Charon sur Saune' daki evinin odasını Camera Obscura' ya çevirerek, bütün bir gün, sekiz saatlik bir pozlandırma ile, penceresinden görünen avlunun görüntüsünü kaydeder. 1826 bu duvar bugün New York Kodak müzesinde bulunmaktadır. Buluşu tüm Fransa 'da duyulur.  
    1827 yılında JACQUES LOUIS DAGUERRE' (1787-1851) den mektup gelir. Benzer çalışmalar yaptığını, iletişim içinde olmak istediğini belirtmektedir. Niepce: 64 yaşında, aristokrat , Deguerre: 42 yaşında, orta sınıf, hayat adamı (Mimarlık bürosunda çizerlik, ressamlık, Paris Operasında dekorculuk, Diorama görüntü tiyatrosu, dans, akrobasi, ip cambazlığı yapmaktadır. ) 1829 yılında ortak olurlar. 4 yıl ayrı çalışıp birbirlerine bilgi verirler. Gümüş iyodür üzerinde çalışırlar. 1833 yılında Niepce ölür. 1835 yılında gümüş iyodür kapı levhanın cıva buharından etkilendiği gözler. 1837'de gümüş iyodürü deniz tuzu içerisinde eriterek çalışmalarını sürdürür, poz süresini azaltmayı başarır 

    7 OCAK 1839 yılında JACQUES DAGUERRE buluşunu Fransız bilim akademisine açıkladı. Bilimsel eğitimi olmadığından buluşunu kendisi yerine bir arkadaşı sundu. " DAGUERREOTYPE "ler çok etkileyiciydiler. Yöntemin özellikle de ayrıntı kaydetme yeteneği müthişti.  Yöntem: Bakır levha gümüş ile kaplanıyor. Gümüşlü tarafı iyot buharına tutuluyor. Gümüş iyodür meydana geliyor. Camera Obscura içinde ışığa duyarlı hale getiriliyor. Çekimden sonra karanlık odada cıva (Hg) buharına tutuluyor. Parlak birleşik meydana geliyor. Hipo' ya tutuluyor. Gümüşler atılıyor ve bakır levha üzerinde görüntü ortaya çıkıyor. 

    Daguerreotype yöntemi ile çekilen görüntülerden bir ikinci suret meydana getirebilmek imkânsızdır. Ayrıca cıva insan sağlığına zararlı olduğundan pek makbul değildi.  
    Ve FOTOĞRAF 19 Ağustos 1839'da Fransız Bilimler Akademisinden ARAGO tarafından resmen tüm dünyaya duyuruldu. Daguerre buluşuna yardımcı olduğu fotoğrafı tanıtırken ondan, zenginlerin eğlenebileceği bir oyuncak olarak söz etmişti. Onu tanıtan afişte "Yüksek sınıf" diye yazıyordu, "Daguerreotype" de çok çekici bir boş zaman değerlendiricisi bulacaktır. Herkes herhangi bir resim çizme becerisine sahip olmadan bile, konağının yada köşkünün resmini çekebilecekti.  
    Parisli tarih konuları ressamı Paul Delaroche, Akademinin tarihsel oturumunda, "resim sanatı ölmüştür" diye bağırmıştır. İngiliz meslektaşı William Turner de, optik çağın açılışına sert tepki gösteriyor, "Bu sanatın sonudur" diyordu 
    25 Ocak 1839 tarihinde WILLIAM HENRY FOX TALBOT Kraliyet Enstitüsü'ne TALBOTYPE yöntemi sundu. Talbot Cambridge mezunu, çok iyi Asurca biliyor, matematikten anlıyordu. 1833 'ten beri fotoğraf kimyası ile ilgilenmekte idi. Talbot, Gümüş nitrat kâğıtları üzerine emdirilmiş kâğıtlar yönteminden yola çıkarak, Hipo’yu buluyor. Deniz suyu eriyiğine, sonra gümüş nitrata batırılarak ışığa duyarlı hale getirdiği kâğıt yüzeyi pozlandırarak, dünyanın ilk pozitif görüntüsünü elde eder. FOTOGRAMME (izdüşüm görüntüsü) yöntemi ile kuştüyü, dantel yaprak kullanarak, gizil görüntü yöntemine gerek kalmadan kararmayı bekliyor. Tespit banyosuna sokarak görüntüyü elde ediyordu. 

    Kısa odaklı camlar yardımı ile küçük boy kameralar yapmıştır. 1842 yılında ilk ticari amaçlı laboratuvarını kurmuştur. Talbot 'un çalışmalarına yardımcı olan SIR JOHN HERSCHEL bugün saptama banyosu olarak kullanılan Sodyum hipo Sülfit’ i bulur (Tiyosülfat). 

    1840' ta Sır JOHN HERSCHEL, Gizil Görüntü + Geliştirme = CALOTYPE poz süresi insan fotoğrafları çekebilecek kadar kısaldı. Talbot 'un buluşuna Herschel'in adını verdiği bu yöntemin adı Calotype (Yunanca kökenli, KALOS + TYPOS = Güzel + İzlenim), her şeyi görünür kılan bir buluştu.  
    1847 Ekiminde Joseph Niepce'nin yeğeni, ABEL NIEPCE de SAINT VICTOR, yumurta akını iyotla birleştirip albüminli bir Cam Negatif elde etmeyi başardı. Ancak fazla duyarlı değildi.  
    1850 yılında İngiliz FREDERICK SCOTT ARCHER, WET- COLLODION yönetimini keşfeder Ana maddesi selüloz nitrat ve alkol olan yapışkan madde ile kaplanan cam plaklar pozlanmaya hazır hale gelmektedir. Fakat bu cam plakların kurudukça duyarlılıkları azalmaktaydı.  
    1850 Ocağında ROBERT BINGHAM: (ingiliz Kimyager) COLLODION kullanarak Wet Plate'i yaptı. Kuruyunca duyarsızlaşıyordu. Poz süresi çok kısaldı. Collodion savaşta yararlılar için kullanılan bir maddedir. İçeriğinde selüloz nitratı, eter, alkol vardır. Bu karışım, hava ile temas ettiğinde hemen sertleşir. Bu maddeye gümüş nitrat ve Pirogallik asit ilave ediliyordu. 1860'larda cololdion yerine, jelatin kullanılmaya başlandı.  
    1871 'de RICHRAD MADDOX ilk kez kuru negatif cam elde etti. Bu zamana kadar fotoğrafçılar yanlarında balmumu kavanozları taşıyordu. Plaklar makineye kuru yerleştiriliyordu. Poz süresi saniyenin 25 te birine kadar düşmüştü. 

     1873 'te JOHNSTON VE BOLTON jelatin bromürlü negatif duyarlı bir kart elde ettiler.  

    1880 'de bir banka memuru olan GEORGE EASTMAN bir İngiliz fotoğraf dergisinde gümüş bromürü görüyor. Bankadaki görevinden ayrılarak, annesinin kiracısı olan kişi ile 1881 'de bir ortaklık kuruyor. (1.000 $ lık bir sermaye ile) G. Eastman gümüş bromürü, jelatin üzerine tatbik ederek Dry Plate (kuru tabaka)yı buluyor. 1884 yılında EASTMAN DRY PLATE COMPANY 'i kuruyor. Levhadan kurtulup kıvrılabilir film arayışlarındadır. 1885'te American film C.o. yu kuruyor. Bu şirket kâğıt üzerine film yapıyordu. 1885 'te ilk amatör makineyi bularak 100 filmlik bir depozit sistemini kurmuştur. "Siz düğmeye basınız, gerisini biz hallederiz" sloganı ile fotoğraf makinesini tüm katmanlara yaymıştır. 

    1888 yılında KODAK firmasını kurmuştur. 
    1887 yılında HANNIBAL GOODWIN : Saydamroll film için patent istedi. 
    COLLODION + KAFURU = SELÜLOID 
    1889 da Kodak aynı malzeme için patent aldı. 
    1898 Goodwin patent aldı. (Ansco firmasını kurar) 
    1900 yılında patent davası açıldı. (Kodak 5 milyon $ tazminat ödedi)  
    MERCEK VE EKİPMANLARIN GELİŞİMİ 
    Kayıtlara göre en eski optik firması 1756 'da Viyana 'da JOHANH CRISTOPH VOIGHTLANDER tarafından kuruldu. Voighlande 1849 'da Brunswıch’ de bir fabrika kurdu ve 1868 de bunu Viyana ' ya taşidı. Lenslerden başka geniş açılı objektifli fotoğraf makineleri üretmeye başladı. Ancak başarı, ZEISS- IKON tarafından 1965 de ele geçirildi. Fotoğrafın keşfedildiği yıllarda Paris'te çok iyi bir optik firması vardı. Bunlar Derogy, Hermagis'tir. Fakat en önemlisi Daguerre'in arkadaşı olan Chevaller 'dir Daguerre makinelerine uygun lens imal etmesini istedi. Fakat başarılı olmadı. Bu lens Petzval'ın Portrait Lens ile yarışacak bir lensti. Petzval 1839 'da meslektaşı Andeos Freicerr Von Ettinghaussen' in zorlaması ile portre çekimine uygun yüksek diyafram tasarımı üstlendi. Formülü Voighlande 'de devretti ve en çok aranan Portrait Lensleri üretmeye başladı. 

    Fransa 'da bir diğer lens üreticisi 1822 'de fabrika kuran Jean Theodore Jamin 'dir. Daha sonra Fransa 'da binlerce objektif yapacak olan asistanı Alphonse Darlot işi devraldı. 

    Almanya 'da ilk lens fabrikası Agust Steinhell (1801-1870) tarafından 1852 yılında kuruldu. İngiltere' de mikroskop objektiflerinin mucidi Andresross'tur. 1844' de Parisli Fredrerich Von Marters 150 derecelik bir alanın fotoğrafını çekebilen bir kamera yapmıştır. Panoramik kamera olarak adlandırılan bu araç, üzerindeki bir çevirme kolu ile, içerideki bir dişliyi çevirmekte, dişli de bir eksene bağlı olarak merceği döndürmektedir. Bu dönme hareketi ile duyar kat yavaş yavaş pozlanıyordu. O zamanlar panoramik, kent ve doğa fotoğrafları, bu tip kameralarla çekilmişti. 

    1854'de Parisli fotoğrafçı Adolph Eugene Disderi, portre çekimini kolaylaştırmak için, 6,5 X 8,5 inç boyutlarında, her biri ayrı ayrı ayarlanabilen, çok mercekli bir kamera geliştirmiştir. Bu kamera ile bir fotoğrafik levha, üzerine bir düzine fotoğraf çekilebiliyordu.  Fotoğraf bilinçli olarak ilk kez 1853 -1856 yıllarında Kırım Savaşında iletişim niteliğinde kullanılmıştır. İngiliz REOGER FENTON, 360 savaş fotoğrafı çekmiş ve medya niteliğinde kullanmıştı. Basın tarihinde ilk kez bu fotoğraflarla sansür uygulanmıştır. Nedeni ise İngiliz halkının rencide olmasıdır.  

    RENKLİ FİLMLERE GEÇİŞ (AUTOCHROME) 

     

    1907 yılında Fransız LUMIERE KARDEŞLER ilk pratik renkli fotoğraf cam tabaka süreci olan AUTOCHROME 'u tanıştırdı. Autochrome büyük bir hızla Avrupa 'da tanınmaya başlandı., ve birkaç yıl içinde de ABD de tanıttı. Bugün National Geographic Society kütüphanesinde yaklaşık 15.000 cam tabaka vardır.